<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982</id><updated>2012-02-05T16:25:21.360-08:00</updated><category term='Hayata dair..'/><category term='Gezdiğim  gördüğüm'/><category term='Derin mevzular..'/><category term='Başlangıçlar..'/><category term='Yediğimiz..'/><category term='Seyrettiğim...'/><title type='text'>Hayatın1001hali</title><subtitle type='html'>Hayatın 1001 Hali</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>81</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-8957552989579356781</id><published>2012-01-14T09:44:00.001-08:00</published><updated>2012-01-16T10:25:08.201-08:00</updated><title type='text'>Özgüvenin Anahtarı..</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VdFwljo0-0c/TxG_QbKzTJI/AAAAAAAAAbE/ZObsSGciCjk/s1600/courage2.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 254px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-VdFwljo0-0c/TxG_QbKzTJI/AAAAAAAAAbE/ZObsSGciCjk/s320/courage2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5697545292492262546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Muhteşem bir söz okudum bugün internette: "The best way to gain selfconfidence is to do what you are afraid to do." -J. Dorsett-Koch -- “Özgüven kazanmanın en iyi yolu, yapmaktan korktuğun şeyleri yapmaktadır.”  Dönüp dönüp tekrar okudum.. Yeni bir yıla yeni hedeflerle, yeni fikirlerle girdiğim şu sıralar ilahi bir mesaj gibi geldi bana bu söz.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-size: small; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Şöyle bir durup düşündüğümde hayatta en çok bloke olduğum anların özgüvenimin zedelendiği anlar olduğunu fark ettim. Gerçekten yaşadığımız sıkıntıların ya da karşılaştığımız insanların  zorluğu değil, bunlarla baş edecek enerjiyi ve güveni hissedememek yıpratıyor bizi. Çünkü zorluklar, çözüm bulabilme ve baş edebilme gücümüze göre dereceleniyor. Bir problemi bizim için zor ya da kolay yapan tek kriter, o problemi çözebiliyor ya da çözemiyor olmamız aslında, başka bir şey değil. Ya da kendimizle en çok gurur duyduğumuz anlar da, yine en başarılı olduğumuz zamanlardan çok  kendimizi en cesur hissettiğimiz, korkusuzca davrandığımız, risk aldığımız, kısacası özgüvenimizin en yüksek olduğu zamanlar değil mi? Özgüven ve belki buna “kendine inanç” da diyebiliriz,  yaşamdaki en önemli itici güç.. Bir rakamın sağına ne kadar sıfır eklersek ekleyelim, ki bunları eğitim, tecrübe, zenginlik vs. olarak tabir edebiliriz, en solda sıfır varsa, hiçbir şey ifade etmez. Aynı şekilde kendimize güvenimiz  yoksa, ya da çok yaralıysa başarı ya da iç huzuru için ihtiyacımız olan en önemli dinamik eksik demektir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-size: small; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Sürekli olarak nasıl üst seviyede tutacağız kendimize olan inancımızı?  En başta beni tetikleyen, bu yazıyı yazdıran sözdeki gibi, ihtiyacımız olan özgüven aslında onu zedeleyen, yaralayan şeylerin üstüne giderek güçleniyor. Yapmaktan en çok korktuğumuz, çekindiğimiz, cesaret gösteremediğimiz aksiyonlar bilinçaltında ya da üstünde bizi kısıtlıyor, özgüvenimizi baskılıyor. Bu bizi korkutan davranış modellerini göstermek zorunda kaldığımız durumlarda da ya genelde kaçıyor, korktuğumuz riskleri almıyoruz ya da alternatif yollar deniyoruz. Ve bu her kaçış bir çentik daha açıyor kendimize olan güvenimize.  Çünkü kendimize itiraf edelim etmeyelim  her kaçışta kendi kendimizi birkez daha hayal kırıklığına uğratıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-size: small; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Bir kere bu cesaret çizgisinin aşılmasına bağlı oysaki her şey.. Gözümüzü karartıp bir kere korktuğumuz o aksiyonu, o riski almaya bağlı.. Her seferinde korkularımızın bizi esaret altına alıp, kendimizden kaçmamıza neden olmasındansa; bir kere bu cesareti göstermeye bağlı.. Çünkü hiçbir şey insana kendisini, zaaflarına ve korkularına karşı kazandığı zafer kadar güçlü hissetiremez.. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-8957552989579356781?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/8957552989579356781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2012/01/ozguvenin-anahtar.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/8957552989579356781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/8957552989579356781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2012/01/ozguvenin-anahtar.html' title='Özgüvenin Anahtarı..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-VdFwljo0-0c/TxG_QbKzTJI/AAAAAAAAAbE/ZObsSGciCjk/s72-c/courage2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-642273035061160907</id><published>2011-12-12T12:21:00.000-08:00</published><updated>2011-12-12T23:17:56.217-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>2011'de Ne Öğrendik?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4coh2S7s4WI/TuZi3cQS8rI/AAAAAAAAAas/Mpi_bNYtAnA/s1600/development.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 319px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-4coh2S7s4WI/TuZi3cQS8rI/AAAAAAAAAas/Mpi_bNYtAnA/s320/development.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685340284218700466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Geçmişten geleceğe yolculuk ediyoruz. Bugünü yaşıyor, ileriye bakıyoruz. Hayaller kuruyor, planlar yapıyor, dilekler diliyoruz. Yeni yıl yaklaşırken bir önceki yıl gerçekleşmeyen isteklerimiz ya da başaramadıklarımız için gelen seneye umutlar bağlıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Halbuki geçmişi analiz etmeden, hataları, alınan dersleri, kazanılan başarıları, geldiğimiz noktayı görmeden, bir an derin bir nefes alarak resmi dondurup eğrisiyle doğrusuyla tüm yaptıklarımız ya da yapamadıklarımızla  yüzleşmeden geleceği tasarlamak bana pek gerçekçi gelmiyor.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Peki güzel 2011’i yaşadım da bu yıldan ne öğrendim kendi adıma? Bir önceki seneye göre neler kazandım? Neler kaybettim? Neyi yanlış, neyi doğru yaptım? Telafi edeceğim şeyler var mı? Kapanmamış dosyalar bıraktım mı arkamda, kafamda, kalbimde ? Hayatıma giren insanlardan neler öğrendim, neler öğrettim? Kimin hayatına katkıda bulundum, kim benim hayatıma neler kattı? Vicdanım, beynim rahat mı? Yoksa inceden inceye rahatsızlık veren olaylar mı var bilinçaltımın derinlerinde?  .… Böyle bir sürü soru çıkarabiliriz kendimize. Sorular ne olursa olsun bu iç hesaplaşmanın herkesin iç yolculuğunda çok önemli bir durak olduğunu düşünüyorum ben. Bu durak kendimizi ileriye hazırlama açısından çok daha sağlıklı bir bakış kazandıracak, koyacağımız hedeflerin çok daha gerçekçi ve sağlıklı olmasını sağlayacak..&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;2011’in son günlerine girerken ben bunu yapmaya başladım bile. Listem uzun, kolay değil koca seneyi değerlendirmek.. Hele ki 34 yaşında.. Tozlu sayfalar arasında koca yıl boyunca alınmış ince ince notlar, yaşandığı anda fark edilmemiş, geriye doğru bakılınca görülen hatalar, pişmanlıklar, kırgınlıklar. Zaferler, başarısızlıklar, bedeller.. Neler neler..&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Hayat sonuçta bir öğrenme süreci, bu süreçte taş taş üstüne koymadan, az ya da çok yeni birşey öğrenmeden, fark etmeden, gelişmeden geçen hersene, hergün, heran bir kayıp gibi geliyor bana.. Somut sonuçları istediği kadar iyi ve başarılı olsun, kendini değerlendirmeyen, yenilemeyen insanların günün sonunda hep anlaşılamayan bir mutsuzluk içinde  olduklarını gözlemliyorum.. Çünkü dışarıdaki olayları bir yere kadar kontrol edebiliriz, işte bu bilinmezlik ve kaybetme korkusu insana huzursuzluk veren.. Ama kendimizi yenilemek ve öğrenmek her zaman kendi elimizde..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yeni yıla kendimizin yeni ve daha gelişmiş bir versiyonuyla&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;girmeyi hedeflediğimizde hayallerimizi gerçekleştirebilmek için çok daha güçlü olacağımıza inanıyorum..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Herkese mutlu yeni yıllar..&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-642273035061160907?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/642273035061160907/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/12/2011de-ne-ogrendik.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/642273035061160907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/642273035061160907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/12/2011de-ne-ogrendik.html' title='2011&apos;de Ne Öğrendik?'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-4coh2S7s4WI/TuZi3cQS8rI/AAAAAAAAAas/Mpi_bNYtAnA/s72-c/development.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-3812805888470606864</id><published>2011-10-23T23:05:00.000-07:00</published><updated>2011-10-25T06:34:57.394-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Sonbaharda Stockholm..</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bCHm8u0_r8g/TqUAcks_h2I/AAAAAAAAAZw/JAwznmmIr2k/s1600/city.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-bCHm8u0_r8g/TqUAcks_h2I/AAAAAAAAAZw/JAwznmmIr2k/s320/city.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5666936197004363618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her zaman görmeyi istediğim, soğuk, uzak ama bana çok gizemli gelen bir yerdi İskandinavya .. Hem Avrupa’nın içinde, hem Avrupa’dan uzak&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;bu ülke&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;bende herzaman merak uyandırmıştı. Küçükken izlediğim “Vikingler”in bu hissiyatımda etkisi varmıdır bilinmez ama bu ekimde hayalim gerçek oldu.:) İstanbul’u güneşli bir havayla bırakarak serin bir öğleden öncesi kendimi Stockholm’de buldum. Uçak Stockholm Arlanda havalimanına inerken gördüğüm manzaradan gerçekten büyülenmiştim. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); "&gt;Uçak havaalanına inmeden bu şehrin neden 2010 yılında Avrupa’nın en yeşil başkenti seçildiğini anladım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;Rengarenk duvarlı, tamamı ahşap zeminli havaalanı (ağacın bol olması münasebetiyle olduğunu düşünüyorum) hem dışarıdaki sisli puslu havanın etkis&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ini silmiş, hem de bendeki sabırsızlığı artırmıştı. İrili ufaklı bir sürü yemyeşil adacık bir rüya diyarına g&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;eldiğimizi haber veriyordu. Zaten buraya gelmeden evvel 14 ada üzerine kurulan bu şehrin kuzeyin Venedik’i olarak anıldığını okumuştum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-5chEru2pw30/TqUAhQuvMzI/AAAAAAAAAZ8/rntmJF4muVo/s320/city2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5666936277542318898" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px; " /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Stockholm’de ilk dikkatimizi&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; çekenler &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;“ sakinlik, huzur, doğa, pahalılık, uzaklık, güzel, kültürlü ve yardımsever insanlar” oldu. Havaalanının “in cin top atan” halinin trenle şehre inerken aslında tüm şehre ha&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;tta ülkeye özgü olduğunu fark ettik. Evet burası da diğer Avrupa şehirleri gibi göçmen almış ama buna rağmen Stockholm ve çevresinin toplam nufusu sadece 1milyon 700.. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Trenimiz sonbaharın renkleriyle bezenmiş ağaçların, dik çatılı güzel evlerin arasından geçerek şehre i&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ndiğinde bedenen olduğu kadar ruhen de Stockholm’e varmış olduk. Almanya’ya, Paris’e ya da Londra’ya göre oldukça küçük ve eski olan şehrin metrosu bu büyük fakat tenha şehrin ihtiyacını fazlasıyla karşılıyordu. Metro haricinde otobüsleri, tramvayları, trenleri ile klasik&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;bir Avrupa şehri düzeninden eksik kalmamı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ştı Stockholm de.. kısıtlı zamanda mümkün olan en fazla yeri görme isteğiyle yanıp tutuşan ben için bu süper bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;durumdu tabi ki.. Her zaman olduğu gibi yanıltmayan otel rehberim Booking.com’dan bulduğum metroya ve şehir merkezine oldukça yakın otelimiz Oden’e&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;yerleştik ve &lt;span&gt; &lt;/span&gt;tur başladı.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İlk durağımız Ortaçağ’da kurulan, Stokholm'ün merkezi olan ve günümüzde Eski kent olarak bilinen Gamla Stan’dı., Helgeandsholmen'in yanındaki merkez adada 1300'lerden 1500'lere kadar kent olarak kalmış bu eski semt bu süreçte Baltık ticaretinin önemli bir merkezi olmuş ve ticarete yön vermiş. Gamla Stan daracık sokakları, bitişik nizam yüksek duvarlı eski evleri, restaurantları, cıvıl cıvıl dükkanlarıyla Stockholm’un en c&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;anlı yerlerindendi diyebilirim. Buradaki restaurantlarda İsveç mutfağının deniz ürünleri ağırlıklı &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;mutfağını tadabilir, tadı İkea’dakinden oldukça farklı orijinal İsveç köftesini deneyebilirsiniz:) &lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); "&gt;Drottninggatan'dan parlemento binası Riksdag'ın olduğu adacıktan geçerek girilen Gamla Stan'dan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Royal Palace (Kraliyet &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Sarayı)na çıkılıyor. Burası denize bakan oldukça görkemli bir bina. Ziyaret edilebiliyor fakat asıl 1 saatlik bir tekne yolculuğuyla kanallar arasından gidilen &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Drot&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;tningholm Sarayı’nı gezmenizi tavsiye ederim. Hem bu 1 saatlik tekne gezisi şehir ve&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;orman ikilisiyle çok keyifli, hem de UNESCO tarafından korumaya alınan bu saray bahçesi,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-AsoDlp2dqy8/TqUAt_FidVI/AAAAAAAAAaI/gYaXK7AJFXw/s320/drott.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5666936496144414034" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px; " /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;görkemli binası ve çevresiyle çok güzel. Kanal turuna başlamadan ya da bitirdikten sonra teknelerin kalktığı yerde bulunan gösterişli “City Hall” u, içinde heykeller olan bakımlı bahçesini, minik sutunlarla kanallara açılan sarmaşıklı geniş avlusunu da görmeden geçmeyin derim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Stockholm’ün en etkileyici yerlerinden biri de Djurgarden adası. Orta çağdan bugüne &lt;span&gt; &lt;/span&gt;kralların av ve eğlence için kullandığı bu adada Vasa Müzesi, Junibacken, Skansen gibi müzeler bulunuyor. Biz Djurgarden girişinden adayı turlayan minik trene &lt;span&gt; &lt;/span&gt;binerek burayı gezmeyi tercih ettik. Bu mini turun sonunda Djurgarden’ın girişindeki Nobel Parkı’nda sahile karşı oturup dinlenmek çok keyifliydi. Bu arada Alfred Nobel’in buralı olduğunu öğrendim. Tıpkı Abba ve Ingrid Bergman&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;gibi.. Stockholm’de diğer Avrupa şehirleri gibi müzeler bakımından oldukça zengin. Gamla Stan’dan Strömbrun köprüsünden geçerek önce “Ulusal Müzeyi”i,&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Skelpsholmen adasında yeşillikler içindeki Modern Sanat ve Mimarlık müzesini gezebiliyorsunuz. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-U8gecg0QBFc/TqUA-J0aHyI/AAAAAAAAAaU/kpK8iipYdk8/s320/art.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5666936773903261474" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kısacası hayal ettiğim gibi güzeldi Stockholm.. Suyu, havası, doğası, insanı güzel, sade ve &lt;span&gt; &lt;/span&gt;temiz. Ne kadar doğru bir tespit bilmiyorum ama ben insanlardaki bu rahatlık ve sıcaklıkta&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;İsveç’in yakın tarihte fazlaca savaşa bulaşmamış olmasının etkisi olduğunu düşünüyorum. Özgür, güvenli hava buradan kaynaklanıyor bence..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Saydığım tüm bu güzelliklerin yanında bence iki önemli kusuru var şehrin: soğuk ve pahalılık. Havyar, konserve balık ve geyik eti dışında herşey marketlerde dahi ateş pahası.. Bolluk ve ucuzluk açısından memleketimin üstüne gül koklamam zaten;)) İşte Stockholm seferinden bende kalanlar, zaten bu şehrin giden üzerinde iz bırakmaması imkansız, herkese şiddetle tavsiye ederim..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-3812805888470606864?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/3812805888470606864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/10/sonbaharda-stockholm.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3812805888470606864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3812805888470606864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/10/sonbaharda-stockholm.html' title='Sonbaharda Stockholm..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-bCHm8u0_r8g/TqUAcks_h2I/AAAAAAAAAZw/JAwznmmIr2k/s72-c/city.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-6068093050732123160</id><published>2011-09-29T04:15:00.001-07:00</published><updated>2011-09-29T04:18:58.973-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Samimiyet'in dili yoktur.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-irI8w4VZyBM/ToRTey3oWOI/AAAAAAAAAZk/bZg8kHSoA9E/s1600/samimiyet.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 264px; height: 191px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-irI8w4VZyBM/ToRTey3oWOI/AAAAAAAAAZk/bZg8kHSoA9E/s320/samimiyet.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657738820400470242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Samimiyetin dili yoktur, o gözlerden anlaşılır demiş Atatürk. Ulu önderin pek de bilinmeyen, hasır altında kalmış fakat her zamanki gibi isabetli sözlerinden. Ben ilk defa duydum. Duydum ve bayıldım. Hayatımda en hassas, en takıntılı olduğum konulardan biri “samimiyet”. “Samimiyet”e karşı zaafım var. Samimiyet iletişim konusundaki “başarı kriteri”m. O kadar değerli, o kadar paha biçilmez benim için.. Hatta çoğu zaman hem kendimden hem çevremden her zaman her konuda en üst düzeyde beklediğim “samimiyet” yüzünden defalarca hayal kırıklığına uğramışımdır. Ya da tam tersi bir gramlık içtenlik uğruna affedilmeyecek nice hataları affetmişimdir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Aslında herkes ama herkes öyle ya da böyle, az ya da çok samimiyetin farkına varır. Bu içgüdüsel bir şey, insanlar birbirlerine belli etsinler etmesinler, dillendirsinler dillendirmesinler karşılıklı olarak söylemlerindeki, bakışlarındaki, duruşlarındaki samimiyeti mutlak hissederler. Zaten karşılıklı güveni tesis eden en önemli yapıtaşı “samimiyet”değil midir?. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Hem özel hem iş ilişkilerinde gerçekten “samimiyet” bana göre “güven” müessesesini kurar ya da yıkar. Herşekilde menfaat, iş, mecburiyet, konum, ihtiyaç sebebiyle kurulan her türlü ilişki, bu değişkenler ortadan kalktığı anda yıkılır ya da hasar alır. Eğer ki içinde içtenlik ve dolayısıyla bu içtenliğin etkisiyle oluşmuş güven kurulamamışsa..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu yazıya başlarken “samimiyet ve Atatürk” deyince aklıma “liderlik” kavramı geldi. Lider olmak, insanları peşinde sürüklemek, bir davaya, bir ideale inanmalarını, bu ideal uğruna savaşmalarını sağlamak liderin içtenliğiyle, davasına ve öncülük ettiği kitleye gösterdiği samimiyetle doğru orantılıdır. Tarihteki liderlere baktığınızda ideallerini beğenin beğenmeyin hepsindeki ortak özellik, ideallerine &lt;span&gt; &lt;/span&gt;olan samimi inançları, mücadeleleri ve vazgeçmemeleridir. Bu samimiyeti bir şekilde sadece&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;sözlerinizle değil davranışlarınızdaki samimimiyetle de hisseteremezseniz liderlikten bahsetmek mümkün olmaz. O zaman insanlar sadece kısa ve orta vadeli çıkarları süresince arkanızda dururlar.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Tabii ki liderliğin tek kriteri değil samimiyet ama diğer tüm nitelikleri sarıp sarmalayan, ayakta tutan en önemli yapıtaşı..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu yapıtaşının oluşması çocukluktan başlıyor. Çocuğumuzla bebeklikten itibaren içten bir iletişim kuramazsak, ileride “içten” olmayı beceremeyen bir insan modeli yaratıyoruz demektir. Çevresine, ailesine hatta kendisine karşı&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;samimi olamayan bireyler de bir o kadar iç huzurundan uzaklar maalesef.. Her şeye rağmen samimiyet öğrenilebilen bir yetkinlik bana göre, herkes içindeki gerçeği ve ışığı yansıtabilir..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sonuç olarak çoğu insan için samimiyetini ortaya koymak zayıflık olarak görünse de bana göre samimiyet insanı kendine güvenli, huzurlu, rahat ve güçlü yapar. Bunun için de ilk adım herkesten önce insanın kendisine karşı samimi olabilmesidir. Kendine karşı samimi olmayı başaran, zaten dünyaya karşı da samimi olur.. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-6068093050732123160?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/6068093050732123160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/09/samimiyetin-dili-yoktur.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6068093050732123160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6068093050732123160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/09/samimiyetin-dili-yoktur.html' title='Samimiyet&apos;in dili yoktur.'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-irI8w4VZyBM/ToRTey3oWOI/AAAAAAAAAZk/bZg8kHSoA9E/s72-c/samimiyet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7592306525444866800</id><published>2011-08-26T03:44:00.000-07:00</published><updated>2011-08-26T03:54:57.778-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Mutlu olmanın sırrı ....</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fh2TqmjF8Xg/Tld5Qpb9hYI/AAAAAAAAAY4/LKcwYfCbDsE/s1600/imagesCAZM18YY.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 140px; height: 140px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-fh2TqmjF8Xg/Tld5Qpb9hYI/AAAAAAAAAY4/LKcwYfCbDsE/s320/imagesCAZM18YY.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5645113984840205698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;“&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Mutlu olmanın sırrı kimseden bir şey beklememektir” demiş ünlü bir yazar.. Erken gençlik dönemlerini bitirip, orta gençliği ortalamaya başladığı dönemde bu sözün ne kadar doğru olduğunu daha iyi anlıyor insan. Yaşamımız en başından itibaren hep başkalarından bir şeyler bekleyerek&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;geçiyor. Doğar doğmaz annemiz babamız tarafından doyurulmayı, temizlenmeyi, kucaklanmayı bekliyoruz. Beklentilerimiz gerçekleşmezse de mutsuz oluyoruz, basıyoruz yaygarayı. Okula giderken öğretmenimiz tarafından fark edilmeyi, takdir edilmeyi, arkadaşlarımız tarafından kabul görmeyi bekliyoruz. İlk gençliğimizde karşı cins tarafından beğenilmeyi, popüler olmayı bekliyoruz. İş yerinde yaptığımız işlerin takdir edilmesini, terfi etmeyi bekliyoruz. Ya da bizimle çalışanların çok çalışmalarını, aza sebat etmelerini, bize saygıda kusur etmemelerini bekliyoruz. Eşimizden çocuğumuzdan sürekli bizi anlamalarını, destek olmalarını, istediğimizi yapmalarını bekliyoruz. Dostlarımızdan vefalı olmalarını, dertlerimizi paylaşmalarını, bizi kırmamalarını bekliyoruz. Bize hata yapılmamasını ama biz hata yaptığımızda anlayışla karşılanmayı bekliyoruz. Zengin olmak için talih kuşunu, evlenmek için beyaz atlı prensi ya da güzel prensesi… Bekliyoruz da bekliyoruz… &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Beklenilenin gelmemesi nasıl hayal kırıklığı yaratırsa, karşıdakilerden beklediğimiz davranışların gerçekleşmemesi de aynı derece hayal kırıklığı, kızgınlık, kırgınlık yaratıyor. Ve bu bir süre sonra mutsuzluğa dönüşüyor ister istemez. Çünkü aslında “ego”muzun yansıması olan bu beklentiler silsilesinin tamamiyle hayat bulması imkansız. Çevremizdeki herkes tarafından ne kadar sevilirsek sevilelim, herkesin bizim istek ve beklentilerimizi ge&lt;/span&gt;rçekleştirmeye gücü, enerjisi ya da arzusu yetmeyecektir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu &lt;span&gt; &lt;/span&gt;bir bakıma “ne kadar çok beklenti, o kadar çok hüsran” de&lt;/span&gt;nklemini doğruluyor. Kendi kendimiz bile egomuzun bu beklentilerine zaman zaman karşılık veremezken, aynı bizim gibi, herkesten beklentileri olan farklı insanların bizim zihnimizdeki gibi davranması, beklediğimiz sözleri sarfetmesi ya da aksiyonları alması pek de gerçekçi görünmüyor maalesef. Sürekli beklenti içinde olmanın temelde 2 tane ana zararı var insana. Bunlardan ilki kendi aksiyonlarımıza değil, maddi manevi beklentilerimizin gerçekleşmesine, gerçekleşmemesine, bunların nedenlerine odaklanarak zaman, enerji ve moral kaybetmemiz.. Bu, hayata, insanlara küskünlük, kırgınlık, sitem olarak kendini gösteriyor genellikle. İkinci büyük zararı ise kendimizi beklentilerimize mahkum etmemiz. Aslında tüm hareketlerimizi beklentilerle kısıtlamamız. İşyerinde fırsat verilmesini beklediğimiz için harekete geçemememiz, birilerinin bize söz hakkı vermesini beklediğimiz için konuşamamamız hatta ve hatta ekonominin daha iyi gitmesini beklediğimiz için finansal planlarımızı uygulayamamamız. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Özel hayatımızda sevilmeyi beklediğimiz için sevemememiz. Değer görmeyi beklediğimiz için değer vermemiz.. Böyle uzuuun bir liste yapabiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-lTHmFbWaL9M/Tld6AMtXpEI/AAAAAAAAAZA/OVWpHotIuyA/s320/DSC01102.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5645114801762313282" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px; " /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Gerçekten de en baştaki söz beni ilk&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;okuduğumda kalbimden vurdu. Üzerinde biraz düşününce doğruluğuna daha da inandım. Her şeyden önce kendimizin, sevdiklerimizin &lt;span&gt; &lt;/span&gt;mutluluğu için hayatı doya doya, beklentilerimizle yapabileceklerimizi ve potansiyelimizi sınırlamadan yaşamalıyız. Mutlu olmanın sırrı hiç kimseden ve hiçbirşeyden beklemeden pozitif enerjiyle yola devam etmektekdir. Bunun sonunda zaten istediklerimizin bizi bulacağına inancımızı kaybetmeden..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-7592306525444866800?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/7592306525444866800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/08/mutlu-olmann-srr.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7592306525444866800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7592306525444866800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/08/mutlu-olmann-srr.html' title='Mutlu olmanın sırrı ....'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-fh2TqmjF8Xg/Tld5Qpb9hYI/AAAAAAAAAY4/LKcwYfCbDsE/s72-c/imagesCAZM18YY.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-8949584233807408443</id><published>2011-08-04T08:16:00.000-07:00</published><updated>2011-08-04T08:38:14.379-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Nezaket öldü mü?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-I7echJjk5_I/Tjq4GEOOimI/AAAAAAAAAYw/SJIkhB54ybE/s1600/Politeness.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 220px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5637020297959737954" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-I7echJjk5_I/Tjq4GEOOimI/AAAAAAAAAYw/SJIkhB54ybE/s320/Politeness.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;img class="gl_color_fg" border="0" alt="Metin Rengi" src="http://www.blogger.com/img/blank.gif" /&gt;&lt;/span&gt;Nezaket.. kelime anlamını bile unutmaya başladık artık. Rutubet kokan, tozlanmış ve eski bir kitabın sayfaları gibi... Demode, komik, çıkar ilişkisi durumlarında gösterilmek zorunda olunan davranışlar topluluğu olmaya başladı… Çok değil bundan 15-20 sene evvel sosyal hayatın ve medeniyetin olmaz olmazlarından olan, iş, özel fark etmeden insan ilişkilerinde birinci sırada gelen nezaket hergeçen gün anlamını yitiriyor. Tüketim mallarında olduğu gibi davranış modellerinde de arz talep dengesi var. İnsanlar birbirlerinden nezaket beklemedikleri için birbirlerine nezaket göstermeye de ihtiyaç duymuyorlar artık. Bu neyin göstergesi peki? Bence bu öncelikle insanların isteyerek istemeyerek birbirlerine verdikleri değerin azalışının göstergesi. Belki çağın getirdiği hızdan, belki bireyselleşme ve bencilleşmeden.. Ne olursa olsun “nezaket” dediğimiz bu incelikli davranışlar topluluğu insanların “merhaba” demeye, “teşekkür” etmeye dahi vakit ve enerji ayıramamalarından dolayı yavaş yavaş yokolmaya yüz tutmuş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nezaketin çıkış noktası olan insaniyet, empati dediğimiz değerler günümüz toplumunun öncelikleri arasında değil artık. Maddi çıkarlar, bireysel hedefler, sadece kendi istek ve arzularına dönük bir hayat beklentisi arttıkça karşıdaki insanın duygu ve düşüncelerini önemsemek, hassasiyet göstererek davranmaya çalışmak anlamsız geliyor insanlara. Birzamanlar hiç tanışmasalar dahi yolda birbirlerine nezaketle selam vermeden geçmezmiş hanımefendiler beyefendiler.. Karşıdaki insanı rahatsız etmemek, incitmemek adına iletişim kurarken ses tonuna, kullanılan kelimelere, mimiklere, vucut diline özen gösterilirmiş. Şimdi aynı havayı günlerce, aylarca hatta yıllarca soluyup birbirine “merhaba” demeye, kafasını kaldırıp bakmaya dahi tenezzül etmeyen bir insan gürühuna dönüşüyoruz. Ne acı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre nezaketi yok eden diğer bir neden de iletişim çağının etkisiyle niceliğin niteliğin önüne geçmiş olması. Artık iletişimde önemli olan kurulan iş ya da özel iletişimin derinliğinden, inceliğinden çok yoğunluğu, sayısı, bunun getirdiği prestij ya da bize sağladığı günübirlik egoist sosyalleşmeler. Özellikle iş hayatında ama genelde sosyal hayatın her alanında içtenlikle verilen selamların, hal hatır soruşların, teşekkürlerin, hayırlı olsunların, geçmiş olsunların devri yavaş yavaş kapanmaya başlıyor. Dostlar alışverişte görsün usulü sosyal medyadan herkesin gözü önünde biriki laf atışma yetiyor nezaket adına.&lt;br /&gt;Üstten üstten yaşayıp, bir karış dahi derinine inmeye luzum hissedilmiyor ilişkilerin.&lt;br /&gt;İşte bunun için nezaket gösterme gereği görülmüyor, çünkü karşılıklı kurulan şey tam olarak diyalog değil. Karşıdaki aracılığıyla kişisel egoların tatmini.. E hal böyle olunca da empati, nezaket hikaye oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben seviyorum nazik insanları, onlara ayrı bir sempati duyuyorum gerçekten. Nezaket demek her zaman iyilikle eşanlamlı değil illaki.. Buna rağmen bu stresli koşturmacalar, yarışlar ve düşüncesizlikler içinde hala kibarlığını, insanlara saygısını, sevgisini ve nezaketini koruyabilmek çok büyük bir güç istiyor. Çoğu insan böyle düşünmese de bence kibarlık çok büyük bir kuvvet insanın elindeki. Ve her şeyden önce bir “duruş”! Çağın tüm kabalığına, bencilliğine karşın “insaniyetimi kaybetmiyorum” duruşu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;imza:FEYZA&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-8949584233807408443?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/8949584233807408443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/08/nezaket-oldu-mu.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/8949584233807408443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/8949584233807408443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/08/nezaket-oldu-mu.html' title='Nezaket öldü mü?'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-I7echJjk5_I/Tjq4GEOOimI/AAAAAAAAAYw/SJIkhB54ybE/s72-c/Politeness.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-2971457567964635940</id><published>2011-06-29T23:25:00.000-07:00</published><updated>2011-06-29T23:33:49.038-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Anadolu'da bir Avrupa Şehri: Eskişehir</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-CnrTwM0t4_8/TgwXuzGf-uI/AAAAAAAAAYY/_1ulxfnVLsM/s1600/eskisehir-8_1024x768_gezinim_com.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-CnrTwM0t4_8/TgwXuzGf-uI/AAAAAAAAAYY/_1ulxfnVLsM/s320/eskisehir-8_1024x768_gezinim_com.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5623896127437798114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;1-2 yıldır methini duyuyorduk Eskişehir’in. Giden gelen herkes “aman ne güzel olmuş Eskişehir, tam bir Avrupa şehri” diyip duruyordu. Daha evvel gitmediğim, sadece büyük bir üniversitesi olan ortalama bir Anadolu şehri olarak hayal ettiğim bu bu kent , hem bu methedişler, hem de gördüğüm birkaç resmi sonrasında bambaşka şekilde canlanmaya başlamıştı aklımda. Leyleği havada gördüğümüz, minik minik turlar yaptığımız bu aralar bir baktık ki rüzgar “Eskişehir”e atmış bizi 19 Mayıs’ta.&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: small; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu geziye karar verdikten sonra ne ilginçtir ki şehir içindeki otellerde bir tane yer dahi bulamadık. Bu yüzden şehrin 20 km kadar dışında Kütahya yönüne doğru “Heykelpark” adlı otelde yer ayı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;rdık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: small; "&gt;. Internetten gördüğümüz resimlerine hayra&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: small; "&gt;n olduğumuz bu otel, ormanlık bir milli parkın ortasındaki “Musaözü göleti”nin tam yanında yeralıyordu. Dik çatılı &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;Avusturya evlerini andıran bu şirin otele girdiğimizde kendimizi biranda 70’li yıl&lt;/span&gt;lara ışınlanmış gibi hissettik. Üst &lt;span class="Apple-style-span" &gt;kattaki kocaman odamızın penceresinden sadece orman ve gölü görmek, mis gibi havayı ciğerlerimize çekmek, müthiş huzurlu sessizliği dinlemek, gizlenmiş bir cennet bulmuş hissettirdi bize kendimizi. Etrafta özgürce dolaşan kediler köpekler, keçiler, kazlar kadar kahvaltılarımızı ve akşam yemeklerimizi yediğimiz yüzen restaurant da olaya ayrı bir renk katıyordu. Bir ucu gölün ortasındaki restauranta, diğer ucu kıyıya bir halatla bağlanmış sala benzeyen bir araçla ulaştığımız bu mini ahşap mekan bambaşka bir büyü ekliyordu buraya. Hele gölde yaptığımız &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-SMEgsTPdZuI/TgwXedd-xpI/AAAAAAAAAYQ/u2lw-MO2pQ8/s320/eskisehir-3_1024x768_gezinim_com.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5623895846752798354" /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;d&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;eniz bisikleti turu adeta hediye gibi geldi bize.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Heyecan ve merak içinde Eskişehir gezimiz başladı ertesi gün. İlk durağımız Eskişehir Bilim Parkı idi. Kocaman, yemyeşil, Avrupa’daki parkları aratmayacak kadar temiz ve itinayla düzenlenmiş bu parkı hayranlık ve şaşkınlıkla gezdik. Şaşkınlıkla diyorum çünkü gerçekten bugüne kadar Türkiye’deki bu kalitede, bu özende düzenlenmiş bir park görmemiştim. Eski bir lokomotifin çektiği mini vagonlarla parkın etrafını dolanarak önce bir keşif turu yaptık. En dikkatimizi çeken yapı ilk gördüğümüzde “aa Disney Kulesi” dediğimiz Masal Kulesi idi.(a3) Yapımı henüz&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt; tamamlanmamış olan bu kule gerçekten büyüleyici bir yapı. Üzerindeki irili ufaklı kuleler, Kız kulesi, Galata kulesi, Mardin’de çan kulesi vs. gibi&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Türkiye’nin farklı yerlerindeki kuleleri sembolize ediyormuş. Bu ilginç yapıyla beraber içindeki esirleri, kurutulmuş balıkları, erzakları, kaptanın odası, papağanı ile neredeyse gerçeğine uygun boyutta yapılmış korsan gemisi çocuklar kadar büyükler için de eğlenceli idi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-puCoAbWpXKc/TgwXH4DHMpI/AAAAAAAAAYA/2I97hIvy9iA/s320/eskisehir-1_1024x768_gezinim_com.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5623895458750870162" /&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu keyifli parkın hemen yanında içinde havuzları, çeşmeleri ve ilginç bitkileri ile bir Japon bahçesi yapılmış. Bilimpark’ından&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Japon Bahçesi’ne geçtiğinizde adeta batıdan Uzakdoğu’ya ışınlanmış hissediyorsunuz kendinizi. Yavaş yavaş Eskişehir’in içine süzülmeye başladığımızda şehrin girişinden itibaren etrafı süsleyen rengarenk çiçekler, yemyeşil çimenler, küçücük parklarla şehrin genelindeki farkı ve düzeni daha da hissetmeye başladık. İçinde rengarenk Osmanlı evlerinin korumaya alındığı, minik lokantalara, hediyelik eşya (en çok da lületaşı ) dükkanlarına dönüştürüldüğü sevimli Odunpazarı Eskişehir’de ikinci durağımızdı. Yolunuz düşerse buradan bembeyaz lületaşından yapılmış binbir çeşit takılardan, süs eşyalarından, pipolardan, biblolardan alabilirsiniz. Tavsiyem &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;buradaki eski bir Osmanlı evinde bakır tabakta gelen ev mantısından yemeden, arkasından sedirlerde oturarak bol köpüklü bir türk kahvesi içmeden ayrılmayın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Odunpazarı’na veda ettikten sonra kendimizi Porsuk nehri kıyısına attık. İki kıyısı parke taşlarla ıslah edilmiş, üzerinde rengarenk köprüler inşa edilmiş, heryanı pembe çiçekler, ağaçlar, bitkilerle donatılmış bu nehir, Eskişehir’i yeniden tanımlamış bana göre. Nehir kıyısının etrafındaki birsürü heykel o kadar güzel, o kadar yerliyerinde yerleştirilmiş ki, çiçeklerle ve şehirle bütünleşerek Eskişehir tablosunu tamamlamış. Üzerinde tekne turu, Gondol sefası yapmadan kesinlikle ayrılmamalı Porsuk nehri kıyısından. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Şehre vedamızı Eskişehir’de üretilmiş olan, lokomotif müzesinde sergilenen ilk Türk otomobili Devrim’i ve Eskişehir garındaki Türkiye’nin ilk YHT (Yüksek Hızlı Tren)’lerini selamlayarak yaptık. Gerçekten çok tesirinde kaldığımız, çok keyif aldığımız bir geziydi bizim için. Tek içimi burkan şey, Türkiye’nin heryerinde olduğu gibi uzun yıllardır önü alınamayan kötü yapılaşma idi bu şehirde de. Zamanında bilinçsizce, özensizce yapılmış binalar maalesef şehrin güzelliğine ve temizliğine tek gölge düşüren şeydi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-6o_Eeirs47E/TgwX6PnMIhI/AAAAAAAAAYg/yo_yTLvLKkk/s320/eskisehir-11_1024x768_gezinim_com.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5623896324069663250" /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Herne olursa olsun Eskişehir’i görmek ülkemde hala bazı şeylerin değişebileceğine, medenileşme yolunda gerçekten iyi adımlar atılabileceğine olan ümidimi güçlendirdi. Anadolu’nun ortasında bir Avrupa şehri görmek beni hem şaşırttı, hem hayran bıraktı. Herkese tavsiye ederim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   &gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-2971457567964635940?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/2971457567964635940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/06/anadoluda-bir-avrupa-sehri-eskisehir.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2971457567964635940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2971457567964635940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/06/anadoluda-bir-avrupa-sehri-eskisehir.html' title='Anadolu&apos;da bir Avrupa Şehri: Eskişehir'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-CnrTwM0t4_8/TgwXuzGf-uI/AAAAAAAAAYY/_1ulxfnVLsM/s72-c/eskisehir-8_1024x768_gezinim_com.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-6713272276214111807</id><published>2011-05-26T22:40:00.000-07:00</published><updated>2011-05-31T05:57:36.560-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Huzur ve medeniyetin buluştuğu şehir: Münih</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-sL7BfRpMZVU/Td8_j_8yWpI/AAAAAAAAAW8/Dl5kc1gCxzM/s1600/o.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611273548421290642" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-sL7BfRpMZVU/Td8_j_8yWpI/AAAAAAAAAW8/Dl5kc1gCxzM/s320/o.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;D&lt;span class="Apple-style-span"&gt;aha önce defalarca gitmiş olsa&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;bile herseferinde gittiği yerden yeni bir şeyler öğrenebilir mi insan? Ya da görmediği, fark etmediği şeyleri fark edebilir mi? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu tamamen kişinin hayat görüşünün zamanla ne kadar geliştiğine ve değiştiğine bağlı. Yaş ilerledikçe, tecrübe artıkça her zaman gittiğiniz yerler zamanla değişik şeyler ifade etmeye başlıyor&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; size, farklı perspektiflerden görmeye başlıyorsunuz gittiğiniz şehirdeki birçok şeyi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;2011 Münih seferi de benim için bu farkı fark ettiğim gezilerden birtanesiydi. Bugüne kadar&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;sadece “düzen, sakinlik, durağanlık, sıradanlık” kelimeleriyle tanımlayacağım Münih, bu kez yeni tanımlar &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ekledi bende kendisine. Belki de bugüne kadar hep iş için gittiğimden bu seferki gözlerle görmemiştim Münih’i .&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611275203622663266" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-UBMMFCFbSMg/Td9BEWDi9GI/AAAAAAAAAXc/8zoup8rc4jg/s320/eg1.jpg" /&gt; &lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Nisan ayının ortasında İstanbul’u isli, puslu, yağmurlu bir halde bırakıp güneşli, aydınlık mis gibi bir bahar havasına indim Münih’e. Havaalanından şehir merkezinde S1 ya da S8’e binmeyi oldum olası çok sevmişim&lt;/span&gt;dir. Bu yarım saatlik yolculuk beynen insanı&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;İstanbul’dan Münih’e taşıyan bir oryantasyon gibidir. Yemyeşil tarlalardan, tertemiz düzenli köylerden, kasabalardan geçerken biraz özenme, biraz huzur, biraz uzaklaşmayla tam anlamıyla kopar insan İstanbul’dan. Sonrasında şehrin heryerini bir örümcek ağı misali örmüş metro &lt;span class="Apple-style-span"&gt;sistemin&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;in içine girersiniz ve işte artık Münihdesiniz. İlk defa geldiyseniz kaybolmak isteseniz de kaybolama&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;yacağınız müthiş bir ulaşım ağının içinde yolculuk etmeye başlarsınız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Şehirsel gelişimin ve yeşilin birlikte varoluşu benim içinin &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;“medeniyet”i &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;temsil ediyor. Bana göre bu işi en iyi başaran birkaç milletten bir tanesi almanlar. Fabrikaların bahçelerinden başlayan&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;yeşillik ve temizlik kendi ülkemdeki endüstri bölgeleriyle karşılaştırdığımda beni hep hayrete düşürmüş ve hayran bırakmıştır. Ve Münih de bunun en iyi örneklerinden. 3 milyona yakın insanın yaşadığı bu şehirdeki huzur, medeniyet ve doğanın uyumu ve bunun hep aynı düzende yıllardır sürdürülebilmesi gerçekten takdire şayan.. Ayrıca sanatı da tabii ki unutmamak lazım, yol kenarlarında, köprü başlarında, parklarda gördüğünüz irili ufaklı heykeller şehre ve doğaya ayrı bir renk ve güzellik katıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu keyifli gezide ilk durağımız yıllardır gitmediğim “Englischer Garten (İngiliz Bahçes&lt;/span&gt;i)” idi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611275448532918562" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-0KyGE3dGa1g/Td9BSmas4SI/AAAAAAAAAXs/LEM1381IMtg/s320/eg3.jpg" /&gt; &lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Şahane bir ba&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;har havası daha da güzelleştirmişti şehrin tam ortasındaki bu kocaman parkı. Londra’daki Hyde park tadında fakat daha “alman”, daha temiz ve huzurlu çok keyifli bir yeşil alan Englischer Garten. Genç, yaşlı koşan, bisiklete binen, çimenlere uzanan, kitabını okuyan, stres seviyesi oldukça düşük bir insan güruhu. Burası şehrin tam ortasında fakat adeta şehirden kilometrelerce uzak gibi. İnsanların huzurunu ve mis gibi ortamı iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Ayrıca ortalıkta&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;ne mangal yakan, ne çöpünü oraya buraya atan ne de gürültü eden insanlar var. En fazla kibarca piknik sepetini ve örtüsünü alıp gelmiş birkaç aile..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Uzun bir yürüyüşten sonra parkın ortasındaki “Chinieser Turm (Çin Kulesi)”un etrafındaki “Hofbrauhaus(Bira Bahçesi)”daki uzun tahta masa ve sıralarda bira, patates ve praetzel eşliğinde güneşin ve ortamın tadını çıkarmak gerçekten çok keyifliydi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611275816740760210" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-CRIO_lqVajM/Td9BoCGSqpI/AAAAAAAAAX0/rZwUEKcpmtA/s320/d1.JPG" /&gt; &lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Aynı keyifli ortamı şehrin diğer tarafındaki “Olympia Park”ta da yaşama şansını yakaladık.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Bir yanında BMW’nin merkezi ve show alanı diğer yanında olimpi&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;yat parkı bulunan bu keyifli park da aynı dinlenme ve huzur bulma hissini veriyor insana.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;BMW’nin gösterişli binasını gezip, olimpiyat parkına göz attıktan sonra onlarca insan gibi biz de yeşillikler arasındaki minik göletin yanında çimlere attık kendimizi. Ne kadar kaldık hatırlamıyorum bile. Zaman ve mekandan kopmuşuz..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Münih’te mutlaka görülmesi gereken yerlerden birtanesi de “Deutsches Museum”. Beklediğimizin çok üstünde, hem dizayn hem de içerik olarak dolu dolu bir müzeydi burası. En az yarım günün ayrılması gereken bir yer. Zamanda yolculuk ederken savaş, taşıtlar, uzay, endüstri ve&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;teknoloji ye dair pek çok şeyi, son derece düzenli&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;b&lt;/span&gt;ir anlatım ve tasarımla gördük. Ve çıktığımızda kendinizi bilgi olarak adeta zenginleşmiş hissettik. Isar nehrinin üzerindeki köprülerden yürürken hala aklımız müzede gördüklerimizdeydi. 2. dünya savaşından kalma “Junkers”ler, zeplinler, gemiler, uçaklar, USA’in Almanya’ya hediye ettiği ay taşı, uzay araçları, füzeler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Münih’in en gözde meydanlarından “Marienplatz” ve “Odeonsplatz”’da yine sadece mevsimler değişiyor, geri kalan herşey aynen duruyor. Restaurantlar, cafeler, alışveriş mekanları, sokaklar.. 15. yüzyılda yapılan “Frauenkirche” ve “Alte Rathaus (Eski belediye binası)” nın heybeti&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;meydanda sürekli değiş&lt;/span&gt;en gösteri, konser türü aktivitelerle birleşince geçmiş ve bugünün değişik bir kombinasyonunu yaşıyorsunuz. Sokak kenarlarındaki cafelerde bir yorgunluk&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;kahvesi eşliğinde bu tabloya dalıverdik bir süre biz de gezimiz sonlanırken. Çok yakın bir tarihte insanıyla, binalarıyla 2 dünya savaşını en dramatik şekilde yaşamış bir şehir olarak Münih’in şu anki medeniyet seviyesinden kendimize çok ders çıkarmamız gerektiğini düşündüm yine.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her şehre gittiğimde bu şehirde acaba y&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;aşamak istermiyim? Diye sorarım. İstanbul’un yerini yüzde yüz doldurur diyebileceğim bir şehre henüz rastlamadım. Bakalım böyle bir yer görebilecek miyim?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-6713272276214111807?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/6713272276214111807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/05/huzur-ve-medeniyetin-bulustugu-sehir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6713272276214111807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6713272276214111807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/05/huzur-ve-medeniyetin-bulustugu-sehir.html' title='Huzur ve medeniyetin buluştuğu şehir: Münih'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-sL7BfRpMZVU/Td8_j_8yWpI/AAAAAAAAAW8/Dl5kc1gCxzM/s72-c/o.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-4329932177719174851</id><published>2011-04-14T04:58:00.000-07:00</published><updated>2011-04-14T05:57:56.645-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Ve Cunda..</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cb8i913r3GM/TabjxXF3IuI/AAAAAAAAAWU/mvUvYExcLMY/s1600/cunda5.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-cb8i913r3GM/TabjxXF3IuI/AAAAAAAAAWU/mvUvYExcLMY/s320/cunda5.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595410024206115554" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tam 6 yıl önce gidip de izlerini hiç silemediğimiz bir cennetti bizim için Cu&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;nda.  Tatile gitmek isteyen tüm dostlarımıza kendimizden geçerek anlattığımız bu cennet ada tam  5 yıl sonra bizi tekrar kendine çekti.  Hem de kışın bitip baharın başladığı bir zamanda,  beyin ve ruh detoksuna en çok ihtiyacımız olan anda…  Resmen uçarak gittik Cundaya, büyük bir  hevesle, büyük bir coşkuyla..  Hafızamızda tarihi Taş kahve’de yaptığımız muhteşem simit (Ege’nin deyimiyle gevrek), peynir kahvaltısı, balıktan dönen balıkçıların telaşı.. Gözümüzün önünde hayatımızda gördüğümüz en büyük barbunlar, misss gibi havanın kokusu, mütevazi, huzurlu, kendiyle barışık insanlar.. Ve keli&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;melerle anlatılamayıp sadece ruhda vuku bulan bir çok güzellik.. İşte bu haldeyken bir Cuma akşamı İstanbul’u bulutları ve yağmuruyla baş başa bırakıp keyifli bir grup olarak Cunda’ya doğru yola çık&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;tık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Veee kendimizi biran&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;da Ayvalık’ta buluverdik. Ayvalık’tan Cunda’ya karayolu bağlantısı var. 1966 yılında  “Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü” ile adaya karayolu bağlantısı sağlanmış.“ Heyecanla köprüden geçerek, gözümüzde birazdan &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;yiyeceğimiz lezzetli yemeklerin hayaliyle kendimizi kalacağımızı yere attık. Tutku pansiyon.. Cunda’nın tam kalbinde, Taş Kahve’nin hemen arkasında miniminicik, 5 odalı, tertemiz, son derece pozitif enerjili şirin bir evdi burası. Taş sokak üzerindeki tahta masa, sandalyelerinde hakiki zeytinyağı, nefis zeytin ve peynirlerle yaptığımız kahvaltılar ise gerçekten unutulmaz.  Sahipleri son derece misafirperver, zaten bu mekanda havasından mı suyundan mı bilinmez herkes çok barışçıl, herkes çok güleryüzlü. Eşyalarımızı odalara, kendimizi de önceden methini duyduğumuz  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;“Lezze&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;t Diyarı”adlı minik restauranta fırlattık. Bu gezinin bir keyif ve dinlenme gezisi olduğu kadar bir gastronomi turu olacağını, denizden gelen iyot kokusunun, bol oksijenin ve muhteşem balıkların, mezelerin iştahımızı birkat daha açacağını en başından beri biliyorduk.  Bildiğimiz ilk akşam itibariyle gerçeğe dönüştü. Gerçekten de “Lezzet Diyarı” tıpkı adı gibi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;bir lezzet diyarı. Bu minicik, taş duvarlı tipik Cunda stili binada uzun zamandır yediğim en lezzetli mezeleri yedim. Tek kelimeyle bir keyif akşamıydı. Giderseniz mutlaka uğrayın.&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6thbodJE8pw/TabjOT62fjI/AAAAAAAAAV8/XySq0AsP1zU/s1600/cunda2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-oseyAOFsKgU/TabtnhtCFaI/AAAAAAAAAWc/8ISyAX7_vcY/s320/cunda1.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595420850372351394" /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:black"&gt;İ&lt;span class="Apple-style-span"&gt;taly&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;anca bir sözcü&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:black"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;k olan “Cunda” yelken açmak” anlamına geliyormuş. İşte biz de şehrin stresinden, gürültüsünden kaçarak yelken açtık Cunda’ya doğru. Ve 2,5 gün nasıl geçti&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Cunda’da tarihi çevre koruma ve sıhhileştirme çalışması kapsamında tarihi rum evleri 2. derece sit alanı kapsamında ve şuan yoğun bir restorasyon akımı var. Evler aslına uygun ve dokuyu bo&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;zmadan restore edildiğinden gözü rahatsız eden hiçbir bina yok. Tarihi taş sokaklar bile hiç bozulmamış. Tıpkı güleryüzlü insanları gibi.. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:black"&gt;Cunda&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;halkının çoğu 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması sonucu Yunanistan ile Anadolu arasında ki büyük mübadele ile Girit, Rumeli ve Midilli Adası’ndan göç ede&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:black"&gt;n Türkler’den oluşuyor. Bu kültür zenginliği v&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;e adadaki değişik hava da buradan kaynaklanıyor. Cunda’ya giderseniz dar sokaklarında yürüyüş yapmadan dönmeyin, muhteşem kapı tokmakları, kapıları, pencereleri , balkonları ile o kadar güzel evlerle karşılaşıyor ki insan, adeta bir masalın içinde hissediyor kendini.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Ada’nın merkezindeki en göze batan 2 tarihi yapıdan biri Aya Nikola kilisesi, diğeri tarihi taş kahve. Aya Nikola maalesef neredeyse yıkılmak &lt;/span&gt;üzere, hatta kapısı kapalı. Fakat tarihi taş kahve tüm ihtişamıyla deniz kenarında adeta sizi kendine doğru çekiyor. Denizi izlerken yudumladığınız&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;mis kokulu elde çekilmiş dibek kahvesinin yada seviyorsanız damla sakızlı türk kahvesinin tadına doyamıyorsunuz.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İ&lt;span class="Apple-style-span"&gt;kinci gecemizde tabii ki deniz kenarında balık yemeden geçemedik. Binbir çeşit otlardan yapılmış mezelerle renklenen İstanbul’daki barbunların en az 2 katı büyüklüğündeki barbunlar, dil balıkları, deniz çupraları, levrekler.. Gerçekten muhteşemdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-ZicCsyxlzcQ/TabjTADdRKI/AAAAAAAAAWE/1LpF7FXiB5E/s320/cunda3.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595409502625940642" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Cunda’ya gittiğinizde uğramanız gereken diğer 2 yer Patriça plajı ve R ahmi Koç müzesine dönüştürülen tarihi d&lt;/span&gt;eğirmen. Değirmen bir tepenin üzerinde kurulmuş, içinde minik bir şapel var ve kütüphaneye dönştürülmüş, şaha&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ne bir manzarası var.  Patr&lt;/span&gt;iça plajı adanın kuzey ucunca bir tarafı zeytinlik, bir tarafı deniz olan son derece bakir kalmış bir plaj. Uzun zamandır bu kadar huzurlu bir sessizlik yaşamamıştım. Ruhumun resmen yenilendiğini hissettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="color:black"&gt;Ben Cunda’ya “huzur ad&lt;/span&gt;ası” diyorum. Daha ne olsun!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-4329932177719174851?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/4329932177719174851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/04/ve-cunda.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4329932177719174851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4329932177719174851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/04/ve-cunda.html' title='Ve Cunda..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cb8i913r3GM/TabjxXF3IuI/AAAAAAAAAWU/mvUvYExcLMY/s72-c/cunda5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-3854950054583153895</id><published>2011-02-09T13:34:00.000-08:00</published><updated>2011-02-09T13:41:09.988-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Ağır Gelir..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TVMJJg9dhjI/AAAAAAAAAVs/InN7FuTOJB8/s1600/amazing-curves.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TVMJJg9dhjI/AAAAAAAAAVs/InN7FuTOJB8/s320/amazing-curves.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571807223058630194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Zaman değişiyor.. Değişen zaman gün be gün her şeyi hızlandırıyor, hızlandırırken bir yandan hafifletiyor. Çünkü eğer hafiflemezse hiçbirşey zamanın bu&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;hızlı akışına ayak uyduramaz. &lt;span&gt;&lt;/span&gt;Özellikle de ilişkiler.. İlişkilerin içindeki tavırlar.. Tavırların içindeki manalar.. Ve tabii saygın ve doğru bildiğimiz birçok kavram da bu hafifleme furyasının gazabına uğruyor.”Erdem” kabul ettiğimiz bir çok davranış ya da tavır hergeçen gün daha ağır gelmeye başlıyor insanlara, ağır geldikçe de kayboluyor yavaş yavaş.. “yaşa, geç”, “yaşa, geç” akışıyla beraber ağırlaşan bu tavırları taşıyanlar da ağırlaşıyor doğal olarak ve artııık..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Prensipli olmak,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sorumlu olmak,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Farkındalık,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Dostluk,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Emek vermek,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Samimiyet,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İstikrar,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ciddiyet,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Mütevazilik,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Saygılı olmak,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sevgi, dolu olmak,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnce düşünmek,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sadakat, &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Vefa&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;veeee arka arkaya ekleyeceğimiz daha bir sürü davranış şekli… Aslında son derece değerli olan, değerli olduğu için ağırlaşan, anlamlı olan ve de harcanmaması gereken bu erdemler yavaş yavaş tarihin tozlu sayfalarına karışıyor. Kötümser bir yaklaşım olarak görülebilir fakat maalesef etrafımıza bu gözle bakıp değerlendirdiğimiz de bu gerçeği görüyoruz. Hatta hepimiz farkında olarak olmayarak bu akışa ayak uyduruyoruz yaşamak için. Belki de her dönem olduğu gibi bu “zamanın ruhu” da&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;bunu gerektiriyordur ve yapacak bir şey yoktur. Ama ne olursa olsun ben zamanın ruhunu yaşamaya çalışırken kendi ruhumuzu kaybetmememiz gerektiğini düşünüyorum. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-3854950054583153895?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/3854950054583153895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/02/agr-gelir.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3854950054583153895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3854950054583153895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/02/agr-gelir.html' title='Ağır Gelir..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TVMJJg9dhjI/AAAAAAAAAVs/InN7FuTOJB8/s72-c/amazing-curves.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-6284033768746163599</id><published>2011-01-28T04:55:00.000-08:00</published><updated>2011-01-28T05:07:00.923-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>"Anne hayat çok zor dimi?”</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TUK_Hb-Pr_I/AAAAAAAAAVg/xyZgOHxEf7Y/s1600/anne.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 258px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5567222223872176114" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TUK_Hb-Pr_I/AAAAAAAAAVg/xyZgOHxEf7Y/s320/anne.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Dün akşam birlikte eve giderken halime üzülen oğlum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anne hayat çok zor dimi?" deyiverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona ne söyleyeceğimi bilemedim. O kadar yorgundum ki oğluma evet gerçekten hayat zor demek istedim. Ama henüz 8 yaşında bir çocuğa bunu söyleyip sonradan yapmam gereken açıklamalar aklımdan geçtiğinde vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır değil oğlum, sen güçlü olursan hiç bir şey sana zor gelmez. Yeter ki sen kendini güçlü hisset” diyebildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki oğlumu söylediklerimle ikna edebilmiştim ama o an ben de onun gibi düşünüyordum. Hayat gerçekten zor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gücünüzün, enerjinizin azaldığı günlerde hayat gerçekten zor gelir size. Yüklenmiş olduğunuz rol ve sorumluluklar arasında yitirip gidersiniz günleri. Yitip giden günler birbirini daha da hızlı takip ettikçe sizde yorgunluk ve yılgınlığa düşersiniz.&lt;br /&gt;Çünkü kendinizi unutursunuz, günü ayı bazen yılı yaşayayım bitsin istersiniz. Sanki zaman dilimlerini yaşayıp bitirdiğinizde sorumluluklarınızın, yapmanız gerekenlerin, görevlerinizin biteceğini sanırsınız. Aslında öyle olmaz. Bazen artar bazen azalır ama hiç bitmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada çözüm kendimizde yine. Hayatı zorlaştırmamayı hatta kolaylaştırmayı öğrenmeli, kendimize vakit ayırmalı ve kendimiz olmayı başarabilmeliyiz. Elbette hayatımızda zorluklar olacak. Her şeye, herkese inat kendimizi de mutlu etmeyi sağlayabiliyorsak; hayata karşı en büyük başarıyı elde etmiş sayılırız. Bunu en çok pozitif enerjiye sahip insanların yapabildiğine inanıyor ve gözlemliyorum. Bir insan negatif enerjiye sahipse ona ne yaparsanız yapın, ne verirseniz verin, herkese sunulan imkânların on katını sunun yine de mutlu olamaz. Çünkü özü mutlu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağımızın koşullarında ayrıcalıklı sayıyorum kendimi pozitif enerjiye sahip bir insan olduğum için. Tabiki yenik düştüğüm, üzüldüğüm, kaybettiğim, sıkıldığım anlar oldu ve olacak, ama önemli olan tüm bunlara rağmen hala gülümseyebilmek. İşte bunu başarabilenler gerçekten güçlü insanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım bu konuda oğluma iyi bir örnek oluşturabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;imza:Bircan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-6284033768746163599?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/6284033768746163599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/01/anne-hayat-cok-zor-dimi.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6284033768746163599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6284033768746163599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2011/01/anne-hayat-cok-zor-dimi.html' title='&quot;Anne hayat çok zor dimi?”'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TUK_Hb-Pr_I/AAAAAAAAAVg/xyZgOHxEf7Y/s72-c/anne.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-1412015250595066196</id><published>2010-12-22T00:03:00.000-08:00</published><updated>2010-12-22T00:14:09.433-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Coşku</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TRGxPhAe2xI/AAAAAAAAAVU/QQdF-62XSh4/s1600/cosku.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 259px; height: 194px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TRGxPhAe2xI/AAAAAAAAAVU/QQdF-62XSh4/s320/cosku.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5553414695641078546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Coşku kelimesi  her ne kadar ilk anda güzel duygular uyandırsa da, kontrol edilemeyen coşku çoğu zaman küçük ve büyük hatalara yol açar hayatta. Coşku insanın beyni ile dil/ vücut koordinasyonu üzerinde geçici bir tahribat yaratarak istemediği sözlerin ve hareketlerin cereyan etmesine neden olan son derece insani bir tepki aslında. Fakat ne talihsiz bir durumdur ki, ortaya çıktıktan bir süre sonra beyin fonksiyonları normal seyrine döner, beyin ile el/dil  arasındaki bağ tekrar kurulur ve  olay ya da ortamla ilgili daha sağlıklı bir bakışa kavuşulur. Talihsiz diyorum, çünkü geriye telafisi bazen mümkün, bazen mümkün olmayan çeşitli arızalar bırakması ihtimali çok yüksektir.  Bu arızalara bağlı olarak da kişide “pişmanlık” denen ve  bolca çaresizlik ihtiva eden duygunun ortaya çıkışı kaçınılmazdır.  Arkasından gelen, durumu düzeltme çabalarının geri dönüşü garantisi de yoktur üstelik. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: small; "&gt;B&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; " &gt;ende bu farkındalık başladığı anda kendimi ve çevremi gözlemlemeye başladım. Coşkunun etkileri ve tahribatları üzerine.  Sevinç, mutluluk, öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı gibi duyguların aşırı bir tezahürü olan coşku her şeyden önce kontrolsüz meydana geldiği için bu tepkinin etkisini öngörmek de mümkün olmaz doğal olarak.  Bu aşırı duygu cereyanı sırasında mantık ve aklı- selimin belirsiz süreliğine kaybolması insanda birçeşit sarhoşluk yaratarak sonradan kendisine de mantıklı gelmeyen bir dizi hareket ya da söz sarfetmesine neden olur. Mesela neşe, mutluluk, sevinç, aşk, beğenme  gibi pozitif duyguların yoğunlaşması  hallerinde ortaya çıkan coşku, kaybolan mantıkla beraber kişiye mevzubahis kimse ya da kimselerin, olayların, dünyanın hatta tüm evrenin tozpembe görünmesine neden olur. Bu her şeyi tozpembe algılama hali, hemen arkasından sanki her şey tozpembeymiş gibi davranma halini getirir beraberinde.. Ne yazık ki her şey o kadar da tozpembe olmadığı halde. Coşku beyin fonksiyonlarını engellediği gibi, görme ve duyma fonksiyonlarını da olumsuz etkiler etkin olduğu süre zarfında. Gerçeklerle ilgili verileri göremez, en yakınlarının uyarılarını bile  duyamaz olur insan. Coşkunun seli içerisinde sözler verilir, fedakarlıklar yapılır, harcamalar yapılır, riskler cesaretle göze alınır..  Sağlam veriler soğukkanlılıkla değerlendirilemeden yapılan bu aksiyonlar; aşkın, mutluluğun, sevincin verdiği tatlı sarhoşluk hali bitince; ki mutlaka biter; oldukça pahalıya malolur insana. Tıpkı delice alışveriş edilip, ay sonunda hesapsızca şişen kredi kartı borcunun ödenmek zorunda olması gibi.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: small; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;N&lt;span class="Apple-style-span"&gt;egatif duygular sonucu cereyan eden coşku ise , tabii ki daha da tehlikeli sonuçlara yol açar. Gazetelerin 3. sayfa haberleri, bu tür coşkunun sadece topluma yansımış halidir. “Hırsla kalkan zararla oturur” lafını çok severim. Öfkenin, kızgınlığın, hayalkırıklığının, çekememenin  getirdiği coşkunun sonuçları da kademesine bağlı olarak çoğu zaman zarar verici, hatta bazen yıkıcı etkiler yaratır. Kızgınlıkla söylenen ağır sözler, edilen küfürler hatta ve hatta cinayetler, intiharlar yine coşku sonucu oluşan hallerdir. Halbuki belki de çok kısa bir sürede cereyan eden bu coşku hali, sonucu çok uzun zamana yayılabilecek  bir travmaya dönüşebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hepimizin içinde karakterine, yaşam şartlarına, ortamına bağlı olarak ortaya çıkan coşku halleri var. Fark ettim ki olumlu ya da olumsuz ortaya çıkan bu ruh fırtınasının geçmesini bekleyip, ondan sonra karar vermek, ondan sonra bir aksiyon sergilemek her zaman avantajlı çıkarıyor insanı. Hatta eğer bu farkındalığa varmışsak, bir an için coşku halindeyken verme ihtimalimiz olan karar ya da göstereceğimiz davranış modeli ile coşku bittikten sonrakini   bir karşılaştıralım. Eminim aradaki bariz farkı da fark edecek ve belki de derin bir oh çekeceğiz.  İşte biz buna “olgunluk” ve “sabır” diyoruz. İnsanın varacağı bu seviye aslında hem özel, hem iş hayatında büyük bir artı ve avantaj sağlar kendisine. Özellikle coşku anlarında gösterilen soğukkanlılık, sabır ve sukunet kontrol altındaki büyük bir güçtür, sonrasında  salim kafayla yapılacak her hareket, söylenecek her söz de bu gücün en önemli göstergesidir. Zamanla, tecrübeyle, kendi kendini eğitmeyle “coşku” kontrol edilebilir, ne de olsa hayat bir öğrenme süreci ve bana göre bu da insanın hayat yolunda öğrenmesi gereken en  önemli şeylerden birtanesi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-1412015250595066196?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/1412015250595066196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/12/cosku.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1412015250595066196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1412015250595066196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/12/cosku.html' title='Coşku'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TRGxPhAe2xI/AAAAAAAAAVU/QQdF-62XSh4/s72-c/cosku.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-4136938631575163935</id><published>2010-12-01T06:55:00.000-08:00</published><updated>2010-12-01T23:35:16.901-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Sevgi Neydi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TPZmVFCQiII/AAAAAAAAAVM/GinVyMMUxCY/s1600/sevgi%2B%25C3%25A7i%25C3%25A7ek.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 301px; FLOAT: left; HEIGHT: 209px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545732503468279938" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TPZmVFCQiII/AAAAAAAAAVM/GinVyMMUxCY/s320/sevgi%2B%25C3%25A7i%25C3%25A7ek.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Klasik Türk filmlerinden Al Yazmalım Selvi Boylum'da geçer şu replikler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Sevgi neydi? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgârıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı... Sonunda coşkun dere durulur, yapraklar kurur dökülür, yağmur diner güneş açardı. Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan dost insan eli, insan emeğiydi. Sevgi iyilikti, sevgi emekti... "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazen basit görünen birkaç dize ile ya da yüzlerce sayfa, bazen tek fotoğraf karesi, bazense bir şarkı ya da film olur sorunun cevabı. Soru hep aynı şekilde anlaşılır, oysa cevaplar sayısızdır. Bazen ağlatır, bazen zahmetlidir ama mükâfatı büyüktür. Ne de olsa bir insanı sevmekle başlar her şey. Bizlere sunulmuş en değerli cevherlerden biridir sevgi, bizi hayata bağlayan, insanları olduğu gibi benimsemeyi sağlayan, başarı ve zenginliğe götüren hayattaki değerli duygulardan biridir. Sevgiyi en saf hali ile yaşayanlar çocuklardır belki de. Yetişkinlerin sevgisi ile çocukların sevgisinin en ayırt edici noktası birinde karşılık beklenmemesi diğerinde ise çoğu zaman karşılık beklenmesidir. Konu ettiğimiz sadece insana olan sevgi değil elbette. Doğaya, kitaba, müziğe, filme, sohbete, renklere kısacası her şeye olan sevgi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların sevgi diye tarif ettikleri kendi yürekleridir bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim Sevgi'm;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var olmak ve var etmektir&lt;br /&gt;Nefes almaktır&lt;br /&gt;Yaşam kaynağıdır&lt;br /&gt;Saygıdır&lt;br /&gt;Umuttur&lt;br /&gt;Vefadır&lt;br /&gt;Sadakattir&lt;br /&gt;Paylaşmaktır&lt;br /&gt;Korumak, kollamaktır&lt;br /&gt;Zoru başarabilmektir&lt;br /&gt;Emek vermektir&lt;br /&gt;İnanmaktır&lt;br /&gt;Eğlencedir&lt;br /&gt;Renktir&lt;br /&gt;Gülmek, güldürmektir&lt;br /&gt;Bazen ağlamak bazen ağlatmaktır&lt;br /&gt;İsteyerek, istemeyerek kırmak ve kırılmaktır…&lt;br /&gt;Yokluğunda can acıtan seydir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle yaşamın ta kendisidir SEVMEK.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi değerini, anlamını bilenler için çok güzel bir duygudur. Karşılıklı ise mutluluk verir, karşılıksız ise belki bir umut ama ne olursa olsun insanın içinden atamayacağı bir duygudur. Bebek, çocuk, genç, yaşlı hepimizin sevgiye ihtiyacı vardır varlıklarımızı devam ettirebilmek için. Bende hayatta varım diyebilmek yani yaşamak için çocuğumu, eşimi, ailemi, dostlarımı, akrabalarımı, tanıdığım tanımadığım insanları, doğayı, kitaplarımı, filmlerimi, dost sohbetlerimi seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ki onlar da beni seviyorlar :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle kalın… &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;imza:BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-4136938631575163935?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/4136938631575163935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/12/sevgi-neydi.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4136938631575163935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4136938631575163935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/12/sevgi-neydi.html' title='Sevgi Neydi?'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TPZmVFCQiII/AAAAAAAAAVM/GinVyMMUxCY/s72-c/sevgi%2B%25C3%25A7i%25C3%25A7ek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-1220855932014564000</id><published>2010-11-01T08:28:00.000-07:00</published><updated>2010-11-02T02:53:36.062-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Bir kahvenin 40 yıllık hatırı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TM7c4Myj9bI/AAAAAAAAAUc/WG-w1X59d2k/s1600/eko.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 290px; FLOAT: right; HEIGHT: 175px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534603850149000626" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TM7c4Myj9bI/AAAAAAAAAUc/WG-w1X59d2k/s320/eko.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;“Bir kahvenin kırk yıllık hatırı varmış..” Bir varmııış, bir yokmuş, deve tellal iken, pire berber iken, ben anamın beşiğini tıngııır mıngır sallar iken.. Bu kadar masalsı artık, kahveler, hatırlar, paylaşımlar.. Ne varmış, nasılmış eski insanlar? kafamda canlandırmaya çalışıyorum ve bugünle karşılaştırdığımda maalesef başarılı olamıyorum, o kadar uzak geliyor ki... “Vay be” diyorum , bir kahvelik muhabbete, o muhabbeti yapan insana 40 yıl hatır ve değer yükleyecek bir gönül zenginliği, bir insan sevgisi, dostluk ve vefa duygusuna hayretle hayran kalıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-RIGHT: -14.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Biraz eski kafalı olmanın getirdiği, günümüz toplumunda hem demode hem eski usul görülen bu hal hatır, kıymet meseleleri beni hep gereğinden fazla hassas yapmıştır bu mevzuya karşı. Ama ne yapayım.. Paylaşımların, dostlukların, beraber yemenin, içmenin, anıları paylaşmanın, dar zamanlarda destek olmanın, güzel zamanlarda yanında olmanın, bu sebeplerden dolayı karşılıklı bir “hatır” oluşmasının kıymeti hala, her şeye rağmen büyük benim için. Bu konuda uslanmaz derecede “hayalperestim”. Hayalperest diyorum, çünkü 21. yüzyılı doludizgin ekranlar üzerinden yaşayıp, bir günde 1 değil 1001 ilişki ve iletişim kurduğumuz, duyguları 40 yıllık, 20 yıllık değil, bir günlük, bir saatlik hatta “1 comment”lik yaşayıp, arkamızı dönmeden unuttuğumuz, biri olmazsa facebooktaki 300- 500 kişilik arkadaş grubumdan birisiyle vakit geçiririm geçer gider diye kendimizi asla “yalnız” ve “mutsuz” hissetmediğimiz bir kristal çağda yaşıyoruz. Böyle bir zamanda o kadar açık ki zavallı bir kahveye 40 yıllık bir sorumluluk yüklenemeyeceği:)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-RIGHT: -14.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Suç sadece ekranlarda değil tabii ki. Ekranların arkasına saklanan, daha doğrusu egolarımızı, yalnızlıklarımızı, kırgınlıklarımızı saklayan bizde. Saklanıyoruz bu camların arkasına, çünkü biliyoruz ki hiçbir saldırı bize buradan ulaşamaz, cam bizi korur nasılsa; ya da istersek hemen kaçıveririz. Herkes kahvesini hem yalnız içer , hem de iletişim kurar aynı zamanda. Ama şunu unuturuz ki beraber içilmeyen kahve “hatır” da meydana getirmez asla..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-RIGHT: -14.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-RIGHT: -14.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bana göre hal hatrı yerle bir eden diğer nedenlerden bir tanesi de bugün herkesin gittikçe “her şeyi bencilce tüketen çekirgeler topluluğu” haline dönüşmesi/dönüştürülmesi. Metalara sahip olma duygusu her geçen gün bizi o kadar kontrolü altına alıyor ki gözü tüketmekten başka şe&lt;img class="gl_color_fg" border="0" alt="Metin Rengi" src="http://www.blogger.com/img/blank.gif" /&gt;y görmeyen canlılara dönüşüyoruz. O kadar tüketmeye alışıyoruz ki, bir süre sonra sadece yiyecekleri, içecekleri, giysileri, aklımıza gelen her türlü tüketim maddesini değil; dostlukları, paylaşımları, duyguları ve mutlulukları da tüketmeye başlıyoruz. Dostlukları tüketiyoruz, hemen yeni arkadaşlıklara geçiyoruz, duyguları tüketiyoruz yepyeni duygular yaratıyoruz, aşkları zaten hemencecik bitiriyoruz, hatta kendimizi bile tüketiyoruz, yepyeni “ben” ler ediniyoruz kendimize. Bu belki çağın, belki değişimin bir gereği, ya da insanoğlunun yaşayabilme içgüdüsünün bu acımasız tüketim toplumundaki tezahürü. Somut ve soyut her türlü konuda bu kadar yoğun bir tüketim sözkonusu iken hala beraber içilen kahvenin 40 yıl hatrı mı?:) 40 yılı bırakın 3 yıl sonra ismimiz hatırlanırsa ne mutlu.. Ama hatırlanır, illa ki facebook’ta beraber çekilmiş, taglenmiş bir fotomuz vardır;)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="MARGIN-RIGHT: -14.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-RIGHT: -14.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-RIGHT: -14.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Vee tabi günümüzün bu aşırı "ben" odaklı yaklaşımlarının bünyemizi esir almasının sonunda aşırı şişen egolarımızın kurbanı oluyoruz. Bu "ben", "ben"in istekleri, hırsları, zevkleri, kariyeri, güzelliği, hobileri, korkuları, kıskançlıkları, hayatı dünyadaki herşeyden o kadar önemli hale geliyor ki, kimsenin karşılıklı bir maddi/manevi çıkar ilişkisi yoksa öyle hatra binaen parmağını bile kımıldatmadığını görüyorum ben. Canciğer kuzu sarması görülen her ilişkide kişisel egoların desteklenmesi, bir ihtiyacın karşılanması gerekiyor. Ve siz bir adım çekildiğiniz zaten, ya da bu ihtiyacı karşılayamaz olduğunuzda biranda herşey, bahsettiğimiz "hatır" lar tuzla buz oluveriyor, sonra bir sonraki adımda yeni yolculuklara, ilişkilere geçiliveriyor. Yani herşey gittikçe kısa vadeli ve sığ bir hale dönüşüyor. Hıh.. halmiş, kahveymiş.. hatırmış..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-RIGHT: -14.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Yine de umutsuz değilim, çok çok az sayıda bile olsa “hal hatır, vefa bilen” insanları etrafımda görmek beni mutlu ediyor. Hatta sayısının azalması değerini artırıyor, yaş ilerledikçe de kahveler daha lezzetli, gerçek paylaşımlar daha değerli, hatırlar da daha büyük oluyor. Herkese 40 yıllık hatır taşıyacak güçte dostlar diliyorum!!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-RIGHT: -14.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-1220855932014564000?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/1220855932014564000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/11/bir-kahvenin-40-yllk-hatr.html#comment-form' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1220855932014564000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1220855932014564000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/11/bir-kahvenin-40-yllk-hatr.html' title='Bir kahvenin 40 yıllık hatırı'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TM7c4Myj9bI/AAAAAAAAAUc/WG-w1X59d2k/s72-c/eko.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-3075347831127356273</id><published>2010-10-12T04:18:00.000-07:00</published><updated>2010-10-12T05:14:15.732-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Bir Masal Diyarı: Datça..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TLREdW85cNI/AAAAAAAAAUE/Tw5kR3CnaO4/s1600/datca.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TLREdW85cNI/AAAAAAAAAUE/Tw5kR3CnaO4/s320/datca.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527117913858339026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Sonbaharla beraber &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;puslu ve yağmurlu günler başlarken, iş ve hayat telaşını daha da ciddiye&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;alması gerektiğini tüm hücrelerinde&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;hissetmeye başlıyor insan. Aslında aradan fazla &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;zaman geçmemiş olmasına rağmen yaz günlerinin coşkusu, neşesi,&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;güneşin bize verdiği o pozitif enerji sanki çook geçmişte&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;kalmış gibi geliyor. Son tatilimden bugüne topu topu 1 ay geçti geçmedi ama resimlere baktığımda “ahh ah ne günlerdi” demek geliyor içimden. Hatta yazımı yazmaya karar verdiğimde tek kelimeyle hayran olduğum Datça’yla ilgili bile hafızamı zorlamam gerekti. N&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; line-height: 19px; font-size: 13px; "&gt;eyse ki &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;o kadar derin yer etmiş ki zihnimde fazla zorlanmadım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Hayatında mutlaka en az birkere Datça’ya gitmeli insan. Ege ile Akdeniz’in tam ortasındaki bu cennet yarımada sizi gerçekten bambaşka bir ruh haline sokuyor. Uzun zamandır görmeyi istediğimiz&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Datça’ya 5 sene sonra &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TLREoJRczuI/AAAAAAAAAUM/Q4eDSF-Zmsg/s320/datca2.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527118099165007586" /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;gitmeye aniden karar verdikten sonra kendimizi yollarda buluyoruz. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Marmaris’e kadar geniş otobanlardan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; line-height: 19px; font-size: 13px; "&gt;rahat rahat geldikten sonra virajlı bir yola sapıyoruz ve bu virajlı yola saptığımız anda gerçek dünyadan da bir miktar ayrıldığımızı hissediyoruz. Yaklaşık 60- 70 km boyunca dağların ve şelalerin arasından kıvrıla kıvrıla geçerek, biraz da meşakkatli bir yolculuk sonrasında &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;adeta büyülü bir masal diyarına ulaşıyoruz. Sağlı sollu dik yamaçlı dağların arasından denize doğru inerken&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;badem, zeytin, çam üçlemesi selamlıyor bizi. İşte tam da bu dağların arasından denize iniş anında aşık oluyoruz Datça’ya. Görmeyi çok beklediğimiz ve beklediğimizin ötesinde bir doğa harikasıyla karşılaşıyoruz, biran evvel keşfetmek, havasını solumak istiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Datça’nın merkezi küçücük, mütevazi ve sevimli. Bu sade ve huzurlu minik beldeyi selamlayarak başka bir masal yolundan yine kıvrıla kıvrıla Mesudiye Köyü’ne, kalacağımız yere ulaşıyoruz. Yollarda arı kovanları, kavanoz kavanoz ballar, torba torba bademler, ballı bademler..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TLREzqDuuAI/AAAAAAAAAUU/hSoaGDTG52Y/s320/datca3.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527118296944392194" /&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Mesudiye tam denizin kenarında “Ovabükü” ve “Hayıtbükü” adında iki muhteşem koyu içine alan hala bakir kalmış, eldeğmemiş&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;bir köy. Zaten Datça’da büyük yerleşim yerleri, devasa tatil köyleri yok. Minicik pansiyonlar, otellerle dolu yarımada, tıpkı bizim kaldığımız denizin kenarındaki minik pansiyon gibi. Zaten deniz ve hava o kadar muhteşem ki ne konfor ne de lüks arıyor insan burada. Yerleştiğimiz gibi kendimizi denize atıyoruz. Çünkü zaman burada o kadar değerli ve doyumsuz ki, hiçbir anını kaçırmak istemiyoruz, nasıl olsa önümüzde birkaç gün var diyoruz, &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;görmek, gezmek ve keşfetmek için. Masmavi deniz yolun tüm yorgunluğunu alıyor üzerimizden. Akşam huzur ve sessizliğe bırakıyor kendini ve denizin sesine. Uzun zamandır yediğimiz en keyifli ve huzurlu yaz tatili yemeğimizi yiyoruz burada. Ege mutfağının hakiki zeytinyağıyla yapılmış lezzetli yemekleri bu keyfi ikiye katlıyor.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Datça’nın gecesi de gündüzü kadar bozulmamış ve masalsı. Burada gece gökyüzüne bakınca İstanbul’da yıldız görmeyi unuttuğumuzu fark ediyoruz, küçük oğlum da hayatında ilk defa gökyüzünde bu kadar çok yıldız görmüş oluyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Wingdings;mso-ascii-font-family: Arial;mso-hansi-font-family:Arial;mso-bidi-font-family:Arial;mso-char-type: symbol;mso-symbol-font-family:Wingdings"&gt;&lt;span style="mso-char-type:symbol; mso-symbol-font-family:Wingdings"&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Veee Datça’da günler.. Turlarımıza başlıyoruz hemen. Palamutbükü.. Knidos’a giderken yol üzerindeki inanılmaz koy, şeffaf suları, zeytin ağaçları ile büyülüyor bizi. Denizinde yıkanmadan, zeytin ağaçlarının altında yemeğimizi yemeden geçemiyoruz tabii. Vee yarımadanın en ucu Knidos, tarihin binlerce yıllık dokusu onlarca tekneye “merhaba” diyor. Turkuaz suların içine kadar girmiş kalıntılar, sütunlu sokaklar, oldukça iyi durumdaki antik tiyatrosu&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;binlerce yıl geriye götürüyor bizi. Masal içinde masal yaşamaya başlıyoruz. Ege’den Akdenize doğru esen rüzgar eşliğinde. Ayrılmak istemiyoruz bu tarih ile doğanın bizi kucakladığı yerden..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Eski Datça diğer durağımız.. Bu otantik, küçücük köy, daha girer girmez &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;taş evleri, badem kokuları, daracık begonvilli, mor salkımlı taş sokakları ile bizi içine çekiveriyor. Sanki zaman durmuş ve her şey donmuş gibi, dış dünyayla bağlantısı olmayan bir yerdeyiz. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Eski Datça Can Yücel’in bir dönem yaşadığı ve hayata veda ettiği köy. Zaten burada ya şair, ya ressam ya yazar olur insan. Badem ağaçlarının, begonvillerin altındaki sevimli kafede 2 saatin nasıl geçtiğini anlamıyoruz.. Sanki Can Yücel’in mısraları yankılanıyor:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;"Ölüm belki sularından kaçırdığım&lt;br /&gt;O loş suda yıkanmaktır&lt;br /&gt;Durdukça yosundan yeşil&lt;br /&gt;Kulaç attıkça mavi..."&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Datça’ya bir giden bir daha gider diyorum ben.. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Bu doyumsuz yarımadaya biz de bu kısacık kaçamağımızda doyamadık. Karayolundan ulaşılamayan koylarını keşfetmek için tekneyle gezme fırsatımız olmadı mesela. Bir daha sefer gittiğimizde Datça’da göremediklerimizi görebilmeye, her&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;koyunda birer gece kalmaya, denizinin havasının kokusunu daha fazla içimize geçmeye karar verdik. İstanbul’a döndüğümde daha uzun süre saklayabilmek için!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%;font-family:Arial"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-3075347831127356273?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/3075347831127356273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/10/bir-masal-diyar-datca.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3075347831127356273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3075347831127356273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/10/bir-masal-diyar-datca.html' title='Bir Masal Diyarı: Datça..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TLREdW85cNI/AAAAAAAAAUE/Tw5kR3CnaO4/s72-c/datca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-2927636066807490607</id><published>2010-09-30T01:42:00.000-07:00</published><updated>2010-10-11T14:23:49.885-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Viyana...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sıcak yaz aylarının ardından havalar hafif serinlemeye başlamışken bir Avrupa gezisinin iyi geleceğini düşünerek iş seyahatine çıkan bir arkadaşıma takılıp bende Viyana’ya gitmeye karar verdim. Eş ve çocuk olmadan yaptığım ilk seyahatti. Güzel tarafı her şeyi bir kişilik düşünmek, diğer taraftan alışınca sürekli onlarla bir şeyler yapmaya onların eksikliğini hissetmekti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522650485488386866" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TKRlWzYsgzI/AAAAAAAAATs/VQlTzSPN484/s320/IMG00452-20100919-1324.jpg" /&gt;4 günlük bir seyahatti ama dolu dolu geçti. Viyana’yı sevdim kendini yabancı hissettirmiyorsun. Klasik Avrupa şehirlerindeki gibi her yerde tarihi binalar, heykeller görüyorsunuz. Otele yerleştikten sonra görmek isteğimiz yerlerden biri olan Schönbornn Sarayının yolunu tuttuk. Yolu düşen herkesin görmesi gereken bir saray. Simetrik bahçe süslemeleri olan, çok büyük bir alan içinde kurulmuş sarayı yarım gün sürecek şekilde iyice gezdikten sonra viyanın merkezine gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TKRk2X-8osI/AAAAAAAAATk/7-VwAzL5SwQ/s1600/IMG00578-20100920-1723.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522649928376820418" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TKRk2X-8osI/AAAAAAAAATk/7-VwAzL5SwQ/s320/IMG00578-20100920-1723.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Merkezde Viya'nın ünlü ringinde yürümeye başladık. Ring üzerinde klasik olarak sağlı ve sollu ünlü markaların mağazalarını görüyorsunuz. Her gün bu ring üzerinde yürüyerek görmek istediğimizi tarihi yerleri teker teker gördük. Dünyanın en önemli üç operasından ve şehrin buluşma noktalarından biri olan Opera binasını (Staatoper) gördük. Opera binasını görerek sağlı sollu lüks mağazaların, çok şık kefelerin olduğu sokaklarda yürüyerek şehrin sembolü haline gelen Viyana Katedrali'nin önüne geldik. Katedrali gezdik, muhteşemdi. Yine aynı ring üzerinde Habsburg İmparatorluk Sarayını ve tabiki burada ünlü Avusturya kraliçesi Sisi'nin müzesini gezdik. Şehrin önemli meydanlarından biri olan Maria Teresa Meydanında yürürken bulduk kendimizi. Bu meydanda, görkemli ve birbirine çok benzeyen iki yapı var. Güzel Sanatlar Müzesi ve Doğal Tarih Müzesi. Zamanımız kısıtlı olduğu için iki müzeyi gezemedik. Bahsetmeden geçemeyeceğimiz diğer tarihi binalarından biride Parlamento (Belediye Binasını) binası. Burada da bir iki hatıra fotoğrafı çekmeyi unutmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TKRSFRjMA9I/AAAAAAAAATc/n11i2SZvo2U/s1600/IMG00569-20100920-1545.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 213px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522629293626885074" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TKRSFRjMA9I/AAAAAAAAATc/n11i2SZvo2U/s320/IMG00569-20100920-1545.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Tuna (Donna) nehri kıyılarında yürüyüş yaptık. Genç, yaşlı herkes bisiklete biniyor, yürüyüş yapıyor, kitabını okuyordu bu kıyılarda. Şanslıydık hava günlük güneşlikti. İnsanlar en önemli şeyi yaparak, kendilerine değer veriyor ve hayatın tadını çıkarıyorlardı. Yapmak istedikleri şeyler için (iş-yaşam koşullarını bizimkilerle kıyaslarsak) engelleri bizler kadar yok ve onlarda bu koşullarını en iyi şekilde değerlendiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TKRPtBebRkI/AAAAAAAAATM/vz4yJjSnido/s1600/IMG00806-20100922-1610.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 218px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522626677971830338" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TKRPtBebRkI/AAAAAAAAATM/vz4yJjSnido/s320/IMG00806-20100922-1610.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Her yerde Mozart ile ilgili bir şeyler görebilirsiniz. Mozart’a ev sahipliği yapmış bir şehre kadar gidip konsere gitmeden dönmek olmaz diye düşündük ve bir akşam konsere gittik. Şanslıydık konserde; opera, klasik müzik, bale hepsi vardı ve muhteşem bir konserdi. Birde Schnitzel yemeden dönmeyelim dedik ve bir akşamda keyifle schnitzelimizi yedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otelimiz merkezde değildi ama metro ile en uzak mesafe bile 15 dk. sürdüğü için ulaşımda hiç sıkıntı olmuyordu. Her günü en iyi şekilde değerlendirerek otelimize dönüyorduk. Her akşam yatarken yorgunluğumuzun farkına varıyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası gezdik, gördük, öğrendik, yedik, içtik... Güzel bir turistik geziydi. Sizlere de tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle o sarayları ve ihtişamı görünce insanın kraliçe olası geliyordu :) ama AHL’ ye indiğimizde "Kuşu altın kafese koymuşlar, yinede vatanım vatanım demiş" sözünü hatırladık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;imza:BİRCAN&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-2927636066807490607?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/2927636066807490607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/09/viyana.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2927636066807490607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2927636066807490607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/09/viyana.html' title='Viyana...'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TKRlWzYsgzI/AAAAAAAAATs/VQlTzSPN484/s72-c/IMG00452-20100919-1324.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7828478521911836396</id><published>2010-09-12T14:28:00.001-07:00</published><updated>2010-10-12T05:15:13.283-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Marmara Adası..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TI1GLLLvl3I/AAAAAAAAARk/4FW-UWJfWok/s1600/madasi.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 180px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516142276393277298" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TI1GLLLvl3I/AAAAAAAAARk/4FW-UWJfWok/s320/madasi.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;Sessizlik, huzu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 19px;font-family:Arial;font-size:13;" class="Apple-style-span"&gt;r ve deniz.. Marma&lt;/span&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 19px;font-family:Arial;font-size:13;" class="Apple-style-span"&gt;ra Adas&lt;/span&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 19px;font-family:Arial;font-size:13;" class="Apple-style-span"&gt;ı deyince aklıma gelenler bunlar artık.. Aslında İstanbul’a hem çok yakın, hem çok uzak bu adada zamandan ve mekandan bağımsız hissediyorsunuz kendinizi. İlk ayak bastığım andan, ayrılana kadar böyle ben böyle hissettim. Her şey 30 yıl evvel nasılsa aynen öyle kalmış Marmara adası’nda. Mimari, insanlar, sokakla&lt;/span&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 19px;font-family:Arial;font-size:13;" class="Apple-style-span"&gt;r, pansiyonlar, moteller bile 70’lerin o sade, gösterişsiz fakat anlamlı havasını atmamış üzerinden. Sakin, tertemiz denizinin, burnunuza gelen mis gibi kekik, ıhlamur, adaçayı kokularının, yollarını gölgeleyen zeytin, çam, meyva ağaçlarının yeşilliğinin, taptaze balıklarının, midyelerinin&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;yanı sıra bir de nostalji yaşatarak mutlu ediyor bu ada sizi.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Fakat renkli ve hareketli gece eğlenceleri, alemler arıyorsanız Marmara Adası’nı tavsiye etmiyorum size.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 180px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516144424718452930" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TI1IIOUYSMI/AAAAAAAAASM/n5lodAaFsQY/s320/madasi2.JPG" /&gt;Ada’ya &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;gitmek hiç de zor değil, İDO’nun Bostancı’dan, Yenikapı’dan seferleri mevcut. Yaklaşık 3 saatte Marmara Adası’na ulaşıyorsunuz. Arabanızla gitmek isterseniz Tekirdağ’a kadar gidip, oradan özel işletmeye &lt;/span&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 19px;font-family:Arial;font-size:13;" class="Apple-style-span"&gt;ait feribotlarla 1,5 saatte varıyorsunuz. &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Haftasonu için bile çok rahat gelinebilecek bir uzaklaşma, enerji depolama mekanı. Akın akın ege adalarına gidilirken neden burnumuzun dibindeki güzellikleri k&lt;/span&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 19px;font-family:Arial;font-size:13;" class="Apple-style-span"&gt;eşfetmemiz bu kadar zor oluyor bilmiyorum ama Marmara Adası da yeşiliyle, havasıyla, mütevaziliği ve doğallığıyla gidilip görülmeyi hakediyor bence. Maalesef her zaman olduğu gibi doğal zenginliklerimize değer katma eksiğimiz var bizim. Bu ayrı bir yazı mevzusu tabii.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;Gelelim Marmara Adası’na.. Bilinmedik, konuşulmadık güzelliklerle dolu ada, ancak gidilerek yaşayıp görülebilecek. Mesela Marmara Adası dünyada ada olarak rutubeti olmayan 2 adadan biriymiş, bir adada rutubet olmaması neredeyse imkansız fakat burada rutub&lt;/span&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 19px;font-family:Arial;font-size:13;" class="Apple-style-span"&gt;et olmama sebebi adada&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;çıkan mermerin rutubeti emmesi sayesinde imiş. Gerçekten hava çok sıcak olsa bile İstanbul’un o bunaltan nemi yok burada.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Denizi güzel, temiz ama tabii burada Ege ve Akdeniz’in denizinin hakkını vermek lazım, yine de Marmara denizi’nde yüzülebilecek en temiz yerlerden biri olduğunu düşünüyorum. Denizinin en büyük marifeti taptaze balıkları ve midyeleri. Burada ailecek hayatımızda yediğimiz en lezzetli midye dolmalarını yedik diyebilirim. Giderseniz midye dolmalarını ve midye tavalarını yemeden sakın ayrılmayın. Yeme içme mevzusuna gelmişken, adada diğer tadılması gereken şeyler çiğbörek, adanın iki dondurmacısı tarafından adanın orjinal&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;meyvalarıyla yapılan karadut, dağçileği ve böğürtlen dondurmaları ve sahildeki çay bahçesinde içebileceğiniz koruk suyu. Bunlarla da bu huzurlu tatilinizi aynı zamanda lezzetli hale de getirebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 180px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516143340835940418" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TI1HJIipqEI/AAAAAAAAAR8/JHr4-lPyKtY/s320/madasi3.JPG" /&gt;Marmara Adası’nın 4 tane köyü varmış, biz görmedik arabayla gelmediğimiz için. Bir daha sefer mutlaka bu köyleri de görmek istiyorum. Gittiğim bir yeri didik didik gezmeden tam gezmiş hissedemiyorum maalesef. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;Bu köylerden kuzeydeki Saraylar Köyü’nün, adadaki&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;mermer yataklarından çıkartılıp işlenen mermerlerin nakledilmesi için oldukça büyük bir limanı varmış.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Mermer ocaklarının yer aldığı köyün güneyi deniz otobüsüyle geçerken uzaktan bakıldığında köstebek yuvasını andırıyor. Bu mermerlerin büyük bölümü ihraç ediliyormuş. Gerçekten adadaki mermer bolluğu restaurantlarda, pansiyonlarda, evlerde dikkatinizi çekiyor hemen. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;Kalınacak yerler çok, mütevazi moteller ve pansiyonlarla dolu ada. Birçoğu denize sıfır. Kitabınızı alıp, sadece denizin sesini dinleyerek her şeyden rahatlıkla uzaklaşabilirsiniz burada. Bu amaçla bu saklı cenneti bulup gelmiş yabancı turistler de görüyorsunuz adada. Bu arada gerçekten muhteşem bir günbatımı var adanın. Güneşin denize yavaş yavaş inişiyle adeta önce deniz, sonra gökyüzü kırmızıya boyanıyor ve kıpkırmızı güneş denize batarak kayboluyor. Görülmeye değer.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;Kısacası &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;görmediği bir yeri görmek, gitmediği bir yere ayak basmak farkında &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;olsun olmasın çok şey katıyor insana. Marmara Adası da bunlardan birtanesiydi benim için, herkese tavsiye ederim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:Arial;font-size:10;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-7828478521911836396?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/7828478521911836396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/09/sessizlik-huzu-r-ve-deniz.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7828478521911836396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7828478521911836396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/09/sessizlik-huzu-r-ve-deniz.html' title='Marmara Adası..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TI1GLLLvl3I/AAAAAAAAARk/4FW-UWJfWok/s72-c/madasi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-8864583150712022478</id><published>2010-09-01T01:30:00.000-07:00</published><updated>2010-09-01T01:49:10.099-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Sevgi mi? Bağımlılık mı?</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TH4QbPIWUPI/AAAAAAAAARc/QJxM-ylgK6c/s1600/1.JPG"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TH4QbPIWUPI/AAAAAAAAARc/QJxM-ylgK6c/s1600/1.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 349px; FLOAT: left; HEIGHT: 226px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511861054052126962" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TH4QbPIWUPI/AAAAAAAAARc/QJxM-ylgK6c/s320/1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Oğlum yaklaşık 1 aydır anneannesi ile tatildeydi. Bu durum benim daha doğrusu bizim ondan ilk uzun süreli ayrılışımız oldu. İlk bir hafta hiç geçmedi diyebilirim. Eve gittiğimde evde çok büyük bir boşluk vardı. Yemek yerken, TV izlerken, yatma vakti geldiğinde aslında sürekli aklıma geliyor, etrafta onu aranıyordum. Bir ara kendimi boşlukta gibi hissetmiştim. Bir eğitimde konu olmuştu SEVGİ Mİ? BAĞIMLILIK MI? Bende bu psikolojideyken ister istemez acaba ben oğluma bağımlı hale mi geldim diye sorgulamaya başladım. Bu durumun adı bağımlılık mı yoksa benim oğluma olan sevgi bağımıydı? Hayatımı o ne kadar ona göre yaşadığımı, onunla doldurduğumu fark ettim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarla ebeveynler arasında özellikle anneleri arasında otomatik oluşan sevgi bağları ve koruma içgüdüleri çocuk küçükken daha kuvvetli oluyor. Çünkü biliyorsunuz ki o size muhtaç durumdadır. Çocuk büyüdükçe bu bağlar boyut değiştirmeye başlar, artık o size muhtaç değildir ve artık onunda özgür olma vakti gelmiştir. O özgürlüğüne kavuştukça sizin hayatınızda boşluklar oluşmaya başlamaktadır. Bu durumda sizin o boşlukları doldurmayı bilmeniz gerekir ki hayatınızın anlamını yitirmiş gibi olmayın. İkinci hafta biraz daha alıştım onun olmamasına, sonra biraz daha iyi hissetmeye başladım. O olmadan geçireceğim sayılı günlerimi değerlendirmem gerektiğini düşünerek, uzun zamandır yapmak isteyip, yapamadığım şeyleri yaptım. Onu gerçekten çok özledim bu durum anlatılamaz ancak yaşanır ama diğer taraftan da tekrar kendime dönme fırsatı bulmam açısında bu ayrılık bana iyi geldi, geri geldiğinde ondan da olumlu yönde olan değişiklikleri fark ettiğimde ona da iyi geldiğini gördüm. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sonuç itibariyle; oğlumla olan ilişkimi sorgulamanın neticesinde, bağımlılık olmadığı sonucunu çıkardım kendi kendime :)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bu konu ile ilgili Sevgi mi? Bağımlılık mı? Adlı Brenda Schaeffer'in çok güzel bir kitabı var. Sağlıklı sevginin, sağlıklı ilişkilerin yalnızca kendimiz olmayı başardığımız anda gerçekleştiğini, kendimizi bilmenin, kendimize yeterli olmanın sevgimizin ve özgürlüğümüzün anahtarı olduğunu söyleyen Brenda Schaeffer, bu kitabında çoğumuzun bağımlı sevgi duygusunu yaşayıp da gerçek sevgi yaşadığımız yanılsamasına nasıl düştüğümüzü gözler önüne sermektedir. Birçok ilişkiyi besleyen öğenin bağımlılık olduğunu söyleyen Schaeffer, sevgi bağımlılığına yol açan etkenleri inceleyip, nasıl ve niçin bağlandığımızı, bunu nasıl anlayabileceğimizi, en önemlisi de sağlıksız sevgiyi doğuran bağımlılık duygusundan nasıl kurtulacağımızı yaşanmış olaylardan örnekler vererek göstermekte. Ben okumaya başladım size de tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle kalın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;imza: BİRCAN&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-8864583150712022478?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/8864583150712022478/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/09/sevgi-mi-bagmllk-m.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/8864583150712022478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/8864583150712022478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/09/sevgi-mi-bagmllk-m.html' title='Sevgi mi? Bağımlılık mı?'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TH4QbPIWUPI/AAAAAAAAARc/QJxM-ylgK6c/s72-c/1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-560531854174927233</id><published>2010-08-05T23:39:00.000-07:00</published><updated>2010-08-05T23:44:38.568-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyrettiğim...'/><title type='text'>Koku</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TFuuYR4XBuI/AAAAAAAAAQ8/ml3J79zD5DU/s1600/Perfume.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TFuuYR4XBuI/AAAAAAAAAQ8/ml3J79zD5DU/s320/Perfume.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5502183101903079138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:200%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Uzun uzun methini duyup bir türlü okuyamadığım bir romandı “koku”. &lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color: rgb(64, 64, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Patrick Süskind’in büyük yankı uyandıran  bu meşhur kitabı beyaz perdeye aktarılınca filmi izleme fırsatını bulmuştum. Dün ikinci defa izledim. Gerçekten insan üzerinde müthiş tesir uyandıran, aynı zamanda derin düşüncelere iten, sorgulatan çok güzel bir film bence. Çok vurucu ve yankı uyandırıcı bir hikayesi ve anlatımı var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 19px; color: rgb(64, 64, 51); font-family:Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color: rgb(64, 64, 51); font-family:Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;F&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;ilmin hikayesi kısaca şöyle; Film 1700 ‘lü yılların ortalarında hastalık, sefalet ve pisliğin kol gezdiği, sınıf farkının en dramatik şekilde ortaya çıktığı bir dönemde güney Fransa’da geçiyor. Grenouille sıcak bir günde alt sınıftan fakir  bir annenin bebeği olarak doğar ve annesi tarafından sefalet ve pislik içine atılarak terk edilir. Şans eseri ölümden kurtulan bebek Grenouille yetimhanede büyümeye başlar. Çok küçük yaşta onda bir gariplik olduğu ortaya çıkar, altı yaşına geldiğinde hala konuşamamaktadır fakat kokular hakkındaki inanılmaz yeteneği ortaya çıkmaya başlamıştır. Ergenlik çağında çalıştırılmak üzere bir tabakhaneye işçi olarak satılır, pis ve zor şartlar altında hayatta kalmayı başarır. Paris’e gittiğinde kokular hakkındaki dehası daha da ortaya çıkar, tanımadığı kokuları keşfettikçe hayal gücü ve istekleri de derinleşir. Ve asıl hikaye kendi kokusunun olmadığını anlamasıyla başlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color: rgb(64, 64, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Jean-Baptiste Grenouille s&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color: rgb(64, 64, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;ıradanlığı reddederek kendini ölümsüzleştirmek ve tanrılaştırmak için genç, güzel kızları öldürerek onların öz kokularını toplayan bir seri katile dönüşür. Karışımını tamamlamak için gereken son şişe için üst sınıftan “Laura”yı da öldürmesi  ve onun kokusuyla karışımını tamamlaması gerekmektedir. Laura’nın peşinden koşması, Laura’nın babasının kızını koruma çabaları ve sonuç.. Tüm bunların ardından filmin sonundaki 2 finalde de sefalet ve yokluk içinden çıkan kahramanımız masalsı bir biçimde kendisini ölümsüzleştirir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 19px; color: rgb(64, 64, 51); font-family:Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color: rgb(64, 64, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bu filmde aslında &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color: rgb(64, 64, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Grenouille mensup olduğu alt sınıfın dışlanmışlığı, zavallılığı, sefaleti ve değersizliğini sahip olduğu doğaüstü yeteneğiyle tamamen tersine çevirerek hayatını adeta kendi kendini ölümsüzleştirerek sonlandırıyor. Filmin başından sonuna kadar sürükleyici ve nefes kesici sahneleriyle sona ulaşıyorsunuz. Grenouille’ün kendi kokusuna sahip olma arzusu ve bu uğurda aslında canice işlediği dizi cinayetler öyle dramatik şekilde ve ustaca kurgulanmış ve  öylesine güçlü hissettirilmiş ki adeta olayla bütünleşiyorsunuz. Başroldeki Ben Whishaw son derece başarılı bir oyunculuk sergilemiş bana göre, neredeyse sıfır olan “konuşma” yı mimik ve vücut diliyle  öyle güzel tamamlamış ki,  Grenouille’in hislerini, düşüncelerini ve inanılmaz tutkuyla bağlandığı “kendi kokusunu yaratma” amacını hatta bu uğurda sınır tanımayan inanılmaz azmini adeta siz de derinden hissediyorsunuz. Ve yaratmaya çalıştığı kokuyu hayal etmeye çalışarak hayal gücünüzün sınırlarına dayanıyorsunuz. Bu arada tabii ki Dustin Hoffman'ın 'Baldini usta' ve Alan Rickman'ın 'Richis' karakterlerine olağanüstü oyunculuklarıyla kazandırdıkları değer filmi adeta şaheserleştirmiş.  Bunun yanında atlamamak gerekir ki, 18. yüzyıl Fransa’sının etkileyici ve gösterişli sunumu, o zamanın yaşamının, sınıf farkının, gözler önüne sergilenişinin  filmi etkileyici kılan en önemli etkenlerden.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 19px; color: rgb(64, 64, 51); font-family:Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color: rgb(64, 64, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Gelelim filmin finaline, filmin 2 tane finali var. İkisi de birbirinden muhteşem. İlk finalde &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color: rgb(64, 64, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;kalabalık, şehir meydanında bir Grenouille’ün işlediği acımasız cinayetler nedeniyle hüküm giymesini izlemek için toplanmıştır. Ve birden her şey değişerek olay gerçeküstü bir tabloya dönüşür. Ardından gelen ikinci finalle &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color: rgb(64, 64, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Grenouille yarattığı kokuyla tüm arzularını gerçekleştirerek kendi ölümüyle kendini ölümsüzleştirir. İzlemeyenler için daha fazla detay vermiyorum, zaten sahnelerin etkisi bu detaylarda. Gerçekten filme yakışır inanılmaz 2 final! Mutlaka izlemenizi öneririm!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-560531854174927233?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/560531854174927233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/08/koku.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/560531854174927233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/560531854174927233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/08/koku.html' title='Koku'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TFuuYR4XBuI/AAAAAAAAAQ8/ml3J79zD5DU/s72-c/Perfume.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-2092460727197040117</id><published>2010-07-30T06:10:00.000-07:00</published><updated>2010-08-05T23:39:54.699-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Cesaret</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TFLQ4iVoEdI/AAAAAAAAAQ0/PUqn8r4XTYk/s1600/courage2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499687764681560530" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TFLQ4iVoEdI/AAAAAAAAAQ0/PUqn8r4XTYk/s320/courage2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;H&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;ayatı yaşayabilmek cesaret ister. Yenilikleri kabullenmek, özgür olabilmek, hayal kurmak, hayallerin peşinden gidebilmek, aşık olmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, savaşmak, kazanmak, başarmak, yaratmak bütün bunlar cesaret ister ve şayet kişide bu cesur ruh varsa yapmak istedikleri için onu harekete geçirecek güce sahip demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatin içinde istediğin yeri alabilmek için en gerekli duygudur cesaret. Gerektiğinde riske atmaktır bir seyleri, belkide en değerli şeyi veya kendini. Cesaret illaki bir şeylerden korkmamak değildir. Aksine bazen çok korkmak ama yine de bende varım diyebilmektir. Amaca ulaşabilmenin belkide acılı yoludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanda var olan birşey değildir cesaret. Bazen harekete geçebilmek için cahil cesaretine sahip olmak lazım deriz. Cahil cesareti durumunda kişi yaptıklarının sonuçlarını bilememekte, hesaplayamamakta veya kaybedecek birşeyi olmadığından cesur olabilmekte ve bu cesareti sayesinde de iyisiyle kötüsüyle hataları ve yanlışlarıyla hayatı yaşayabilmekte. Bunun tam tersi durumlarda da cesaret göstereceği konu ile ilgili herşeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplayıp, önceden bir sonuca varıp, bu sonucu değerlendirip yapmak istediği şeyi yapmaktan vazgeçmektir. Sonuçlardan korkar yada kaybetmeyi göze alamazlar. Bu kişiler cesaret ateşine fazla bilgelikleri yüzünden sahip olamamaktadır. Bunlarda hayatı çıkardıkları sonuçlar kadar yaşayabilen insanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesaret bilgiden geliyorsa cesarettir, bilgisizlikten geliyorsa cehalettir demiş birileri. İşin sırrı cesaretle, cehalet arasındaki çizgiyi ayırt edebilmekte. Zaman zaman cesaretin fazlası belayı, azlığı da üzüntüyü getiriyor. Gerektiğinde hayatı yaşayabilecek kadar cesarete sahip olabilmek, gerektiğinde de yapılan değerlendirmelerin sonucunu dikkate alarak frene basabilmektir belki de denge noktası. Burda da önemli olan kriter cesaret gerektiren şeyi yapma isteğinizin derecesidir. Zaten bir şeyi çok ama çok istiyorsanız bu istek cesaretinizi harekete geçirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin özü şu ki; çok istenileni, yapılamayanı, zor olanı yapabilmek cesaret ister, cesarette sağlam kişilik ister. Hayatımızın amacı mutlu olmak ve bazen mutluluk bizi cesaretin sonunda bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;imza:BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-2092460727197040117?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/2092460727197040117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/07/cesaret.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2092460727197040117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2092460727197040117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/07/cesaret.html' title='Cesaret'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TFLQ4iVoEdI/AAAAAAAAAQ0/PUqn8r4XTYk/s72-c/courage2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-860631326178509814</id><published>2010-07-12T06:29:00.000-07:00</published><updated>2010-07-26T01:10:19.721-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Zamanında..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TDsYyy02ghI/AAAAAAAAAQc/vSgtn6DeKAM/s1600/gec_kalmak.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 216px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TDsYyy02ghI/AAAAAAAAAQc/vSgtn6DeKAM/s320/gec_kalmak.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5493011431424426514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Georgia, serif;font-size:130%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Georgia, serif;font-size:130%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Georgia, serif;font-size:130%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;Her şeyi zamanında yapmalı insan; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında sevmeli, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında nefret etmeli düşmanından, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Lafı tam zamanında oturtmalı karşıdakine, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında susmalı, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tam yerinde konuşmalı uzun uzun, acele etmeden tane tane, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında ağlamalı hıçkıra hıçkıra, bağıra çağıra, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tam yerinde kahkaha atmalı hiç umursamadan etrafını, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında gülümsemeli karşı karşıya geldiği insana canı yürekten, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında öfkeyle bağırmalı, yer yerinden oynamalı, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında pişman olmalı ve “pişmanım” demeli dolu dolu, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hatasını zamanında kabul etmeli ve sorumluluğunu almalı, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tam zamanında özür dilemeli karşıdakinin gözlerinin içine bakarak, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ya da tam zamanında affedebilmeli özür dileyeni geç kalmadan, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında körkütük aşık olmalı ve delilik edebilmeli, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında durulmalı, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Sevgisini tam da yerinde göstermeli geç kalmadan, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tam zamanında “seni seviyorum” diyebimeli, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ve zamanında kesebilmeli bu sevgiyi belki hak etmeyenlere, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Allı güllü zamanında giyinmeli, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Siyahlara da bürünmeli yerli yerinde, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında vazgeçmeli birilerinden, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında sıkı sıkı sarılmalı, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında bırakmalı, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Güneş doğarken kalkmalı  erken kalkmak gerekiyorsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ya da öğlene doğru bazen tembellik yapmak lazımsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında çalışmayı  bilmeli gece gündüz , &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ve zamanında dinlenebilmeyi bir süre herşeyi unutarak, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Doyasıya yemeli sevdiği yiyecekleri, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında bilmeli boğazını tutabilmeyi, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Aceleci olmalı zamanında yerinde duramamalı, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ve sakin, huzurlu yerli yerinde, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tam zamanında hatırlamalı güzel anıları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında unutabilmeli kötü günleri ve takılmadan devam edebilmeli, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tam zamanında vazgeçmeyi bilmeli inadından, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ya da bir adım geri atmamalı adımını gerektiğinde, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Acımasız olmayı da bilmeli zamanında zararlı yaratıklara karşı, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ya da kimsenin olamayacağı kadar merhametli, yardımsever .. ama adamına ve zamanında, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında vazgeçmeli alışkanlıklarından, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zamanında yenilemeli kendini, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Gösterişli olmalı zamanında görüntüsüyle konuşmasıyla, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ya da alabildiğine sıradan zamanı gelince, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Komik olabilmeli ve  tüm komikliklere gülebilmeli saçma da olsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ve ölümüne ciddi zamanı geldiğinde, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yaşamayı zamanında bilmeli ki, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yaşamı tamamladığında huzur içinde gözlerini kapayabilsin hayata..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Çünkü her şey zamanında ve yerinde anlam kazanıyor, dengeyi oluşturuyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Güneş zamanında doğuyor, zamanında batıyorsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bahar, yaz, kış  birbirini bir düzenle takip ediyorsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;İnsanlar doğuyor, yaşıyor, ölüyorsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Her şeyin bir sırası bir zamanı varsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;elimizdeki şu kısa zamanın da her anını değerli yaşamalı ve her şeyi değerinin en yüksek olduğu zamanda yapmalı ki hayatımız değer kazansın.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF9900;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-860631326178509814?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/860631326178509814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/07/zamannda.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/860631326178509814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/860631326178509814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/07/zamannda.html' title='Zamanında..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TDsYyy02ghI/AAAAAAAAAQc/vSgtn6DeKAM/s72-c/gec_kalmak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-6101164059330709116</id><published>2010-06-25T01:18:00.000-07:00</published><updated>2010-06-25T04:52:34.727-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>İLHAN SELÇUK’ un ardından…</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TCRrnEBi8gI/AAAAAAAAAPk/Wsfu3giCjKA/s1600/%C4%B0lhan+Sel%C3%A7uk2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486628564883403266" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 190px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TCRrnEBi8gI/AAAAAAAAAPk/Wsfu3giCjKA/s320/%C4%B0lhan+Sel%C3%A7uk2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Her sabah kısada olsa bakarım internetteki tüm gazetelere. 21 Haziran sabahı Türkiye’nin en çok okunan gazetelerinden birinin ana başlık haberlerini gözden geçirdikten sonra diğer haberlere bakarken İlhan Selçuk vefat etti haberini gördüm ve şok oldum, üzüldüm, kızdım, öfkelendim... Şok oldum haberi görünce inanamadım onun öldüğüne, üzüldüm çok değerli bir aydınımızı daha kaybettiğimize, kızdım öfkelendim bu kadar değerli birinin ölümünün gazetelerin ana başlıklarında yer almamasına. Ne önemsiz olaylar memleketim insanın beynini uyuşturmak için uzun uzun yazılır tartışılırken, bu kadar değerli bir insanın vefatının sıradan bir haber olarak verilmesi üzüntümü daha da arttırmıştı. Her ne kadar sinirlensem de, yapılan haksızlığa üzülsem de neticede İlhan Selçuk’ta yitip gitmişti. Onun hakkında söylenecek elbette çok şey var ve eminim çoğunuzda söylenecekleri biliyorsunuzdur, bilmeyenlerde son bir kaç günde öğrenmiştir belkide. Zaten amacımda oturup sizlere İlhan Selçuk'un kim olduğunu uzun uzun anlatmak değil, yitip giden ATATÜRKÇÜ, DEVRİMCİ değerli bir kişiyi daha burdan anmak. Onlar iyisiyle, kötüsüyle, zorluklarıyla, mücadeleri ile dolu dolu yaşanmış, üreterek, fark yaratarak, iz bırakarak gidiyor buralardan. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TCRsh6dijrI/AAAAAAAAAQE/-V1hpm6AVwg/s1600/%C4%B0lhan+Sel%C3%A7uk1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486629575928745650" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 216px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TCRsh6dijrI/AAAAAAAAAQE/-V1hpm6AVwg/s320/%C4%B0lhan+Sel%C3%A7uk1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Yitip gidiyorlar teker teker, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Aziz Nesin, Türkan Saylan, İlhan Selçuk ve diğerleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana da güle güle İlhan Selçuk, kolay gelsin sizlere ülkemin diğer aydınları... İşiniz zor ve gün geçtikçe de zorlaşıyor bu kadar çıkarcının etrafımızı (içte ve dışta) ağ gibi sardığı bu dönemlerde. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki linkten Mustafa Balbay'ın İlhan Selçuk için yazdığı muhteşem Veda mektubunu bulabilirsiniz, vakti olanların okumalarını tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php/hm-yazarlari/1074939-mustafa-balbay-in-ilhan-selcuk-a-veda-mesaji.html"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php/hm-yazarlari/1074939-mustafa-balbay-in-ilhan-selcuk-a-veda-mesaji.html&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada büyük özlemle beklediğim tatilime bugün itibariyle çıkıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana iyi tatiller :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmek üzere, hoşçakalın...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-6101164059330709116?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/6101164059330709116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/06/ilhan-selcuk-un-ardndan-her-sabah-ksada.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6101164059330709116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6101164059330709116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/06/ilhan-selcuk-un-ardndan-her-sabah-ksada.html' title='İLHAN SELÇUK’ un ardından…'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TCRrnEBi8gI/AAAAAAAAAPk/Wsfu3giCjKA/s72-c/%C4%B0lhan+Sel%C3%A7uk2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-2912200852403888160</id><published>2010-06-09T13:44:00.000-07:00</published><updated>2010-06-09T13:50:11.012-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Herşey değişir.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TA_9OYLciuI/AAAAAAAAAN8/hhvJVKUSGfs/s1600/change.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 246px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TA_9OYLciuI/AAAAAAAAAN8/hhvJVKUSGfs/s320/change.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5480877694983637730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;B&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;ir dostum geçenlerde bana “Sana sadece şu yaşadığımız an için söz verebilirim, şu an sohbet ediyoruz, beraberiz, sana verebileceğim tek söz sadece şu an içindir, yarının ne getireceğini bilemeyiz” demişti. Hem çok acı hem de çok doğru geldi bana bu söz.. Duyar duymaz  geçmişe doğru hızlı bir yolculuk yaptım, gözümün önünden geçen tüm resimler bu sözü doğruladı ve kendimi bildiğimden beri hayatımda ne kadar çok şeyin değiştiğini ve değişmeyen ne kadar az şeyin kaldığını fark ettim. Herhalde bu durum herkes için aynıdır. Hiç değişmeyecek sandığımız durumlar, ilişkiler ister yavaş yavaş biz anlamadan, ister şok edici bir hızla ama mutlaka değişir durur. Belki de dünyanın ve hayatın kanunu  ve dinamiği budur.   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Neden bu konu bir anda gündemime girdi bilmiyorum, belki de değişim beni hep biraz korkutmuştur. Standartları seven bir insan için sürekli değişim içinde olmak, sürekli değişimi yaşamak ve uyum sağlamak pek de kolay bir iş değildir. Değişim her şeyden önce “esneklik” gerektirir, hayata, kendinize ve insanlara karşı esnek değilseniz, değişime karşı mukavemetiniz düşük demektir. Değişim keskin kurallara uymaz çünkü, selin önündeki yığınlar gibi tüm katı kuralları, standartları, tabuları, inançları önüne katar götürür. Onun içindir ki herhangibir şeye ya da kişiye körü körüne bağlı olanların değişime ayak uydurması çok zordur. Bunun için  “esnek” insanlar yaşama karşı daha mukavemetlidir. Çünkü değişime karşı koymak demek hayata karşı yenilmeyi hükmen kabul etmek demektir. Elinizde olsun olmasın o kadar çok değişime uyum sağlamak zorundasınız ki çünkü. İnsanların değişimine, ilişkilerin değişimine, hayatın değişimine, alışkanlıkların değişimine, dünyanın değişimine ve her şeyden önce kendi değişiminize.. Etrafta  bu kadar çok şey bu kadar hızlı değişirken, değişen her şeyin bir önceki versiyonu  için üzülmek, yas tutmak, ya da ısrarla vazgeçmemek sadece boşa efor ve zaman kaybı yaratmaktan başka bir sonuç getirmez. Ya da aynı şekilde deli gibi bağlı olduğumuz kurallarımızın, standartlarımızın, hislerimizin ya da bazen bazı inançlarımızın artık geçerliliğini yitirdiği gerçeğini kabullenmemek bize sadece zaman ve enerji kaybettirir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Eninde sonunda her şey değişir, bu benim anladığım, gördüğüm en önemli gerçeklerden birtanesi. Ve geriye döndüğümüzde değişmeyen çok az şey kalır elimizde, belki de bizim için hayatın anlamı olan gerçekler… ya da bizi biz yapan şeyler.. Her ne olursa olsun benim öğrendiğim; değişime uyum sağlamak zorunda olduğumuz ve hayatı başarabilmek için en önemli ihtiyacımızın uyum yeteneğimizi geliştirmek olduğu. Diğer türlü, hele ki her konudaki değişimin inanılmaz hızlandığı bu devirde hayat bizim için eziyete dönüşebilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Yazımı çok beğendim bir sözle bitiriyorum, söyleyeni seversiniz sevmezsiniz ayrı ama söz gerçekten çok anlamlı..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Hayatta kalanlar, türlerin ne en güçlüsü ne de en zekisidir; hayatta kalanlar kendini değişime en çok uydurabilenlerdir." Charles DARWİN&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF9900;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-2912200852403888160?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/2912200852403888160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/06/hersey-degisir.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2912200852403888160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2912200852403888160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/06/hersey-degisir.html' title='Herşey değişir.'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TA_9OYLciuI/AAAAAAAAAN8/hhvJVKUSGfs/s72-c/change.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7951599301710153420</id><published>2010-06-02T04:12:00.000-07:00</published><updated>2010-06-09T13:51:50.908-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Yaz geldi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TAZALQfU2uI/AAAAAAAAAN0/14Wc5E7zIWE/s1600/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5478136558891883234" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 271px; CURSOR: hand; HEIGHT: 324px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TAZALQfU2uI/AAAAAAAAAN0/14Wc5E7zIWE/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Yaz geldi tatil moduna girdik ama hayat telaşı bu moda girmemize pekte izin vermiyor. Ama ben inadına inadına yazın geldiğini fark edip tadını çıkarmakta kararlıyım. Havalar ısınınca tatil sesleri yükselmeye başladı bile etrafta. Efendim benim az kaldı, 3 hafta sonra izinliyim. Darısı sizlere diyorum şimdiden. Tatiline geç çıkacaklar için de sabır diliyorum:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kışı da oldukça yoğun bir tempo ile geçirdim. İşler oldukça yoğundu. Üstüne birde malumunuz diğer sorumlulukları eklersek kış aylarının nasıl da hızlı geçtiğini tahmin edebilirsiniz. Ama güzeldi, dolu doluydu... Boş boş geçirmekten çok daha iyidir bu yoğunluklar. Yorgunlukla karşılanan bir yaz daha anlamlı, daha güzel geçiyor sanki. Tadını çıkarmalıyım şu üç ayın diyoruz. Oğlumda bende artık okullar kapansın, kurslar bitsin, diğer koşuşturmacalar azalsın hafta içi akşamları ve hafta sonları bize kalsın bol bol gezelim istiyoruz. Eminim o benden daha mutlu olacaktır yazın gelmesine. Hafta sonları için planlar yapmaya başladık bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyin başı sağlık diyorum, sağlıkla mutlulukla sevdiklerimizle geçen her günün tadını çıkarmakta fayda var. Yapacak bir şey yok hayat telaşlarımızı tamamen ortadan kaldıramayız. Bunlar bizim hayatımızı devam ettirebilmemiz, yola devam edebilmemiz için olması gereken telaşlar. En güzeli hem o telaşlara hem de sevdiklerimize ve kendimize vakit ayırarak dengeyi sağlayabilmekte.&lt;br /&gt;Bunu başarabildiğimizde zaten her türlü doyuma olaşmış olacağımızda bunun neticesi olarak ta mutlu bir hayat sürdürülebileceğini düşünüyorum. Eee geçen gün bizden tadını çıkarmakta fayda var. Hepiniz için dolu dolu geçirilmiş güzel bir yaz diliyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TAY9o98hBcI/AAAAAAAAANs/aRJI1FhhpMA/s1600/IMG00169-20100601-2142.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5478133770775233986" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TAY9o98hBcI/AAAAAAAAANs/aRJI1FhhpMA/s320/IMG00169-20100601-2142.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bu arada dün akşam İletişim Bölümümüzün organize ettiği " Bir şehri müzikle anlatabilir misiniz? " konulu konsere gittik. Tek kelime ile muhteşem bir konserdi. En başta konserin verildiği yer olan "Aya İrini Kilisesi" çok iyi seçilmiş tam konsepte uygun bir yerdi. Yaklaşık bir buçuk saat süren konserde İstanbul ile ilgili geçmişteki ve günümüzdeki her tür müzik çeşidine yer verilmişti. Mehter, Klasik Türk ve Batı Müziği, Tasavvuf müziği, Sema ve Folklor gösterileri vardı. Tüm bu çeşitler çok güzel bir şekilde konsolide edilmiş ve bir bütün haline getirilmişti. Konseri başından sonuna kadar büyük bir zevkle izledik yurtdışından ve yurt içinden gelen yaklaşık 800 misafirle birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul gibi geçmişi ve bugünüyle özel olan bir şehirde yaşıyor olmaktan gurur duyuyorum. Dün akşamki konserin de bu düşüncemi en iyi şekilde desteklediğini söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel bir organizasyondu emeği geçen herkese teşekkürler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:arial;color:#FF6600;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;İMZA: BİRCAN&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-7951599301710153420?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/7951599301710153420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/06/yaz-geldi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7951599301710153420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7951599301710153420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/06/yaz-geldi.html' title='Yaz geldi'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/TAZALQfU2uI/AAAAAAAAAN0/14Wc5E7zIWE/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7677174038629612125</id><published>2010-05-13T07:22:00.000-07:00</published><updated>2010-05-13T07:31:17.931-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Farkındalık</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S-wLnxoHbBI/AAAAAAAAANk/KEn2zOUjyJU/s1600/fark%C4%B1ndal%C4%B1k.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S-wLnxoHbBI/AAAAAAAAANk/KEn2zOUjyJU/s320/fark%C4%B1ndal%C4%B1k.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5470760425312709650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Farkındalık ne zor, ne ağır şeydir. Farkındalığınız ne kadar yüksekse yaşamak da bir o kadar zorlaşır. Çok daha fazla enerji harcamanız gerekir huzurlu ve mutlu olabilmeniz için. Çünkü farkındalık etrafınızda olup biten her şeyi duymak, görmek, hissetmek, düşünmek, fark etmek demektir. İstemeseniz de baktığınız her şeyi görürsünüz, istediğiniz gibi şekillendiremezsiniz, o tüm gerçekliği ve çıplaklığıyla karşınızda durur, kendinizi kandıramazsınız. Kandırsanız da kandırdığınızın farkındasınızdır. İstemeseniz de duyduğunuz her şeyi düşünürsünüz, hissettiğiniz her şeyi yorumlarsınız, beyninizin arkasında biryerlerde hiç susmayan sesler size hep gerçekleri fısıldarlar. Farkındasınızdır, farkında olmanız ve belki kendi iyiliğiniz için olmamanız gereken her şeyin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hatta bunun daha ileri safhalarında uçan kuşu dahi kaçırmak istemezsiniz, herhangibir “gerçeğin” ve “yaşanmışlığın” ya da “yaşanması muhtemel” olayın farkında olamamak sanki hayatı kaçırmak gibi gelir. Farkındalık yükümlülük de getirir; ne yapmanız gerektiğini, ne söylemeniz, ne söylememeniz gerektiğini, neyi hesaplamak zorunda olduğunuzu, ne zaman sorumluluk almak zorunda olduğunuzu fark edersiniz. İsteseniz de istemeseniz de bu farkınladık üst üste yükümlülükleri yükler sırtınıza.. Artık çok geçtir, farkındasınızdır bir kere.. Ve o zehir bir kere girdimi beyninize, çıkması artık çok zordur. Ve daha da fenası farkında olmayanlara hem dayanamamaya başlarsınız, hem de onları kıskanırsınız hayatı bu kadar basit ve rahat haliyle ve az veriyle yaşayabildikleri için. Basit şeylerden bu kadar rahat keyif alıp,  olumsuz şeyleri fazla da üstünde düşünme gereği ve ihtiyacı duymadan bu kadar kolay atlatabildikleri için. Çünkü bu hem hız, hem de vurdumduymazlığın verdiği rahatlığı getirir insana. Ne olacak farkında değildir ki, duymamıştır, görmemiştir, unutmuştur, aklına gelmemiştir, boşvermiştir, akıl etmemiştir, FARKETMEMİŞTİR. Kim hesap sorabilir ki.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Farkında olmak zor mesele.. Elinizde bir yığın farkında olduğunuz şeyle kalıverirsiniz hayatın bir yerinde, size sizden başka kimse yardım edemez bu farkındalık yığınını ne yapacağınıza dair. O kadar çok şey vardır ki bu yığının içinde.. Söylenmiş, söylenmemiş sözler, binbir çeşit bakışlar, iyi/kötü enerjiler, düşler, düşüşler, hisler, düşünüşler, sorgulamalar, sonuçlar, hatalar, yanlışlar, pişmanlıklar, nelerrr neler. Güçlü olduğunuz ve hayatı yönetebildiğiniz ölçüde silkinir ve kalkarsınız bu farkındalık yığının altından ve hayata devam edersiniz bir şekilde.. Hergün daha fazla şeyin farkında olarak. Çünkü tecrübe de gördüğünüz, duyduğunuz, hissettiğiniz her şeyi daha iyi yorumlayıp değerlendirebilmenizi ve ona göre önlemler alabilmenizi sağlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Eh tabi marifet bu farkındalığı yönetebilmekte, çünkü engellemek imkansız. Süzdüğümüz tüm bu farkındalıkları hayatta önümüzü kesen engeller olarak değil, arkadamızdan bizi iten güç haline dönüştürebilmekte. Fark edipte değiştirebileceğimiz görüntüleri ve sesleri değiştirebilmekte.. Kolay değil tabii bunu başarmakta birçok şey gibi. Her gelişim içinde derin sancılar biriktirir FARKINDA olanlar için.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-7677174038629612125?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/7677174038629612125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/05/farkndalk.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7677174038629612125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7677174038629612125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/05/farkndalk.html' title='Farkındalık'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S-wLnxoHbBI/AAAAAAAAANk/KEn2zOUjyJU/s72-c/fark%C4%B1ndal%C4%B1k.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-4787749532697035740</id><published>2010-04-28T08:04:00.000-07:00</published><updated>2010-04-29T06:00:14.427-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Eskiye bağlılık...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S9kq_kjDgMI/AAAAAAAAANU/7y9JJLyL5Lo/s1600/Kindheit2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465446894421639362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 262px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S9kq_kjDgMI/AAAAAAAAANU/7y9JJLyL5Lo/s320/Kindheit2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Eskiyi severim daha doğrusu benim için anlamlı hale gelen o kademeye ulaşan ve geride kalan herşeyi severim. Eski eşyalarımı, arkadaşlarımı, izlediğim filmleri, okuduğum kitapları hepsini severim. Eskiye bağlılık değer vermekle, değer bilmekle eş anlamlıdır benim için. Benim eskiye bağlılığımı geçmişime bağlılığım olarak nitelendirebilirim. Eskiye bağlılığım birazda eskilerimde acı anılarımın fazla olmayışıyla da ilgili sanırım. Geçmişte çok kötü anıları olan insanların eskiyi hatırlatan hiç bir şeyi görmek istememesi çok doğal bir sonuç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sık kullanırım ''ne varsa eskilerde var'' tabirini. Eski insanlar herşeyi daha anlamlı bulur, daha anlamlı yaşar ve hissederdi bence. Yeni nesillerin eskiye, eskillere bağlılığının olmadığı düşüncesindeyim. Eski eşyaları, eski arkadaşları, eski aşkları onlar için önemli değildir. Onların tabiriyle yenilikçiliktir popüler olan. En son moda, en son trend, en son ne varsa onlar önemlidir onlar için. Yeni olan her şeye karşı ilgi duymaktadırlar. Bu kötü bir şey değil elbette ama bu en yeninin peşinden giderek üretmekten çok tüketen toplumlar haline gelinmekte. Her şeyin en yenisi onlarda olmalı mantığını gelişmişlik olarak nitelendirip, eskiye bağlılığı gericilik olarak nitelendirebiliyorlar. Mesela hiç bir Türk erkeği "bu babaannemin yüzüğü" diyerek nişanlısına eski yüzük takmaz günümüzde. Taksa zaten terk edilir o ayrı:) kaç kişinin evinde bir büyüğünün gelinliği vardır? Ara ara yapılan genel temizlik esnasında tüm eskiler gözden çıkarılır ve "eskiye rağbet etmeyerek" modernleştiğimiz imajı konu komşuya ve cümle âleme ilan edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiye bağlılık demek tamamen eskilerinize yapışın kalın yenilikleri red edin demek değil elbette. Bazen hepimiz eskilerimizden kurtulmak isteriz. Gerçekten işlevini yitirmiş şeyleri silerek yüklerimizi hafifletebiliriz. Zaten kurtulmak isteğimize göre bizim için anlamlarını yitirmişlerdir ve bunları hayatımızdan çıkarmamız daha doğru olabilir. Önemli olan sildiğimiz şeylerin önemine dikkat etmek, yüklerimizi hafifletirken sevgiyi, arkadaşlığı, aşkları, kısaca herşeyi tüketmeye yönelen toplumlar haline dönüşmemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar eskiye bağlılıktan söz edince bazılarınız beni ''sıradan'', son zamanlarda kötü bir nitelikmiş gibi algılanan ''klasikçi'' olarak nitelendirebilir. Buradaki klasik kelimesini sıradanlıkla eşleştirilmemesi konusunda dikkatinizi çekmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım güzel olan eskilere gereken değeri ve bağlılığı göstermek, yenilikleri de hazmederek kabullenebilmekte…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;imza: BİRCAN&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-4787749532697035740?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/4787749532697035740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/04/eskiye-bagllk.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4787749532697035740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4787749532697035740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/04/eskiye-bagllk.html' title='Eskiye bağlılık...'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S9kq_kjDgMI/AAAAAAAAANU/7y9JJLyL5Lo/s72-c/Kindheit2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-6741179767579516839</id><published>2010-04-08T12:24:00.000-07:00</published><updated>2010-04-08T12:36:03.275-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Sürdürülebilir Pozitif  Enerji</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S74tnG7TfDI/AAAAAAAAANM/1su8NePeLoA/s1600/2050-enerji-plani.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S74tnG7TfDI/AAAAAAAAANM/1su8NePeLoA/s320/2050-enerji-plani.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457849948317121586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;S&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;on günlerde gündemimde olan en önemli mevzulardan bir tanesi sürdürülebilir enerji.. Dünyamızın gittikçe artan enerji ihtiyacı ve tükenen enerji kaynakları geleceğimizin  en kritik mevzularından evet.. Ama benim bahsedeceğim sürdürülebilir enerji daha bireysel bazda:)  Bu konuya uzun zamandır takılmış durumdayım. Dünyanın enerji ihtiyacı  kadar, insanların da en büyük ihtiyaçlarından biri enerji günümüzde...İşe, eve, aileye, kendimize zaman ayırma koşturmacası içinde hele.. Enerji ve enerjiyi hep pozitif ve yüksek bir noktada tutabilmek..  Burada mevzu bahis olan enerji, içsel enerji, yaşam enerjisi tabii ki. Yani bazılarımızın rezervlerinin doğuştan dolu, bazılarımızın doğuştan boş olduğu, bazılarımızın konu, durum ve içinde bulunulan yaşam şartlarına göre değişen, kiminin hep aynı düzeyde, kiminin inişli çıkışlı seyreden hayat enerjisi.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yakınımızdaki, çevremizdeki insanları gözlemlediğimizde herkesin apayrı enerji düzeylerinde olduğunu görürüz. Sadece düzeyi değil, çeşidi de farklıdır enerjilerin. Kimisi pozitif, kimisi negatif, kimisi hergün değişik, kimisi hergün sinir edici seviyede, kimisi hep aynı düzeyde.. Hatta kimilerinin hiçbir aktivitede bulunmasa bile yanında durmak istemezsiniz, öyle bir negativite yayarlar havaya, kimisi hiç konuşmasa da yanında huzur bulursunuz, bu sessizlik sizi rahatsız etmez, kendinizi konuşmak zorunda bile hissetmezsiniz..  Bu enerji meselesi davranış şekillerinin dışında yani.. Benim takıldığım tarafı ise şu; enerjiyi her zaman aynı düzeyde olmasa bile hep belli bir çizginin üzerinde tutabilmek ve koruyabilmek. Buna doğuştan istidatlı olanlar yok değil, hele ki bir de bu enerji pozitifse.. Etrafınızda sırtı yere gelmeyenler işte genelde bu tip insanlar.  Her sabah aynı şekilde uyanıp, ne olursa olsun minik düzey değişimleri olsa da günün sonuna kadar bu enerjiyi sürdürebilmek gerçekten çok takdire şayan bir şey. Bir kere en büyük avantajı bu pozitif yaşam enerjisinin,  bir şekilde pozitif olayları hayatınıza çekmesi, siz etrafa hep bu seviyede olumlu sinyal yaydıkça  ışığa uçan kelebekler gibi güzel olaylar, güzel insanlar da çevrenize doluyor. Ya da tam tersi olumsuz sinyaller gönderdikçe kötü koku yayan çöp yığını gibi sinekleri topluyorsunuz başınıza. Ve siz kovalamaya çalıştıkça daha da yapışıyor meret şeyler.. Marifet en başından olumsuzlukları çekmemekte. Bu farkı en çok enerji seviyesi çok iniş çıkışlı insanlar görebiliyor. Bir gün gayet pozitifken yaşadıklarınızla, ertesi gün çöküşe geçtiğinizle yaşadıklarınız, insanların size karşı tutumu, olayların şekillenmesi arasında ne kadar inanılmaz fark olduğunu görüyorsunuz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Baktım, düşündüm, konuştum düşündüm; nasıl korunur bu enerji böyle diye.. Kendimce naçizane birkaç sebep ve çözüm buldum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bunlardan ilki; kendini gerçek anlamda sevmek ve kendine iyi  davranmak; megalomanlık demiyorum( bunun bir de megalomanyaklık seviyesi var; ona hiç girmiyorum:)) Ama sevdiğinizi nasıl canı gönülden seversiniz, iyi davranırsınız, itina edersiniz, hatalarını görüp uyarsanız bile affedersiniz, işte öyle sevmek.. Sevmek ve iyi davranmak..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;İkincisi empati ve çevreyi algı seviyesini belli bir düzeyde tutmak. Umursamamak, düşünmemek demiyorum. Ama etrafın düşüncelerini, davranışlarını gereğinden fazla içselleştirmemek , psikolojmize ve özümüze zarar verdiğini hissettiğimiz anda “dur, ben değerliyim” diyebilmek. Her konuya, herkese, her duyduğumuza ille de bir cevap verme , bir yorum yapma zorunda hissetmemek. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Üçüncüsü, şikayeti ve olumsuz konuları “çözme” amacı dışında hayatımızdan çıkarmak. Çünkü gerçekten şikayet ve sızlanmadan özel bir zevk alan insanlar olduğunu düşünüyorum. Hatta bu tip insanlardan yavaş yavaş uzaklaşmak..Çünkü enerjiyi aşağıya çeken en zararlı mevzulardan biri bu.. Olayların iyi taraflarından bakabilme yeteneğine kavuşmak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Dördüncüsü ve en temeli, enerjimizi düşüren fiziksel sebepleri ortadan kaldırmak. Yani sağlığımıza özen göstermek. Artık ne şekilde oluyorsa, sigarayı bırakmak, kilo vermek, iyi beslenmek, spor yapmak.. Çünkü neden? Sağlam moral, sağlam vücutta bulunur:) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Benim aklıma gelenler bunlar; sizin aklınıza gelen başka enerji yükseltme yöntemleri varmı? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Sonuç olarak, içimizdeki bu enerji üretimini sürekli ve pozitif hale getirmenin gerçekten yaşam başarısı ve mutluluk yolunda en önemli adımlardan biri olduğuna inanıyorum. Ne yapalım edelim, hazır bahar da gelmişken, önümüzde güneşli günler bizi beklerken, enerjimizi yükseltelim.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-6741179767579516839?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/6741179767579516839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/04/surdurulebilir-pozitif-enerji.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6741179767579516839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6741179767579516839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/04/surdurulebilir-pozitif-enerji.html' title='Sürdürülebilir Pozitif  Enerji'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S74tnG7TfDI/AAAAAAAAANM/1su8NePeLoA/s72-c/2050-enerji-plani.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7691508008730254477</id><published>2010-03-25T02:45:00.000-07:00</published><updated>2010-03-25T04:47:04.429-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Umurumda değil...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S6swwbi66AI/AAAAAAAAANE/r9Ia1S6Ljvk/s1600/1214953655n617367225_469730_80%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452505382448195586" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S6swwbi66AI/AAAAAAAAANE/r9Ia1S6Ljvk/s320/1214953655n617367225_469730_80%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;b&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt;Tesadüf bir konuşma esnasında dikkatimi çekti bu iki kelime ve aslında ne kadar anlamlı diye düşündüm o an ve bu konuyu paylaşmak istedim sizlerle. Pek kullandığım kelimeler değildir ve umurumda değil dediğim çok az şey olmuştur hayatımda. “ Umurumda değil” kullanıldığı yere ve şeye göre çok şey ifade edip çok şeyi özetliyor konunun içeriğine bakıldığında.&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;b&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="DISPLAY: inline! important"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt;Umurumda değil dediğimiz şeyler içerik açısından iki çeşit bence.&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;b&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="DISPLAY: inline! important"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt;Birincisi; Umurumda değil dediğimiz şey aslında özünde de bizim için değerli olmadığı için umurumuzda değildir. Bu durum cümlenin kullanım amacıyla eni iyi özdeşleşen durumudur. İnanarak söylenince insanın omuzlarından büyük bir yükü kaldırır. Hepimizin vardır umurunda olmadığı şeyler ama bunu hayatınızda neler için kullandığınız önemlidir. Bazı kişiler bu kelimeyi sık kullanırlar ve genelde kişilerin hayatlarında onlar için değerli olan şeylerin sayısı azdır. Bu yüzden bu şekilde bir boş vermişliğe yönelirler.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt; &lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;b&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="DISPLAY: inline! important"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt;İkincisi ise; insanın içinde bulunduğu çıkmazdan en az zararla sıyrılabilmek için, gerçeklerle yüzleşemediği, yüzleşmek istemediği durumlarda söylediği durumdur. Umurumda değil dediğimiz şey, belki de tahminimizden daha çok umurumuzdadır da bunu bastırmak için umurumda değil deriz. Şayet bu şekilde söylenmişse bu daha da acıdır. Sonuçta umurumuzda olmasa aklımıza hiç gelmez ve onun umurumuzda olmayan bir mevzu olduğunu dile getirme ihtiyacı duymayız. Özellikle umurumda değil dediğimiz kişiler bizim nasıl da umurumuzdadır. Hatta belkide biz o kişilerin hiç umurlarında değilizdir.&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;b&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="DISPLAY: inline! important"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: normal"&gt;Hepimiz her iki anlamda da kullanıyoruzdur elbette bu iki kelimeyi. Sanırım benim daha çok “Umurumda” durumu hayatımın içinde. İş-eş-dost-akraba-arkadaş-memleket-dünya her şey herkes fazlasıyla umurumda sanırım. Güzel bişey dimi umurunda olunacak şeylere sahip olmak ve birilerinin de umurunda olmak.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#ff9900;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-7691508008730254477?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/7691508008730254477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/03/umurumda-degil.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7691508008730254477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7691508008730254477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/03/umurumda-degil.html' title='Umurumda değil...'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S6swwbi66AI/AAAAAAAAANE/r9Ia1S6Ljvk/s72-c/1214953655n617367225_469730_80%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-5420071406224305621</id><published>2010-03-15T03:21:00.000-07:00</published><updated>2010-03-16T06:19:39.121-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Müzik molası.. Nardis</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S54LCEgGolI/AAAAAAAAAM8/krycl0RMdXE/s1600-h/nardis2.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 173px; height: 115px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S54LCEgGolI/AAAAAAAAAM8/krycl0RMdXE/s320/nardis2.bmp" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448804729360917074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:arial;"&gt;G&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ecelerden cumartesi, aylardan mart, hava buzz gibi. Anadolu yakasının mütevazi kendihalindeliğinden Avrupa yakasının coşkulu ve heyecanlı kalabalığına birdenbire atılmış 2 kişiydik… Taksim'in kozmopolit ama rengagarenk insan seline kapılarak İstiklal Caddesi'nden aşağıya Tünel'e kadar adeta biz de aktık. 5-10 sene evvel girilemeyecek derecede berbat olan sokaklar, yokuşlar şimdileri cafelerle, restaurantlarla dolu, cıvıl cıvıl.. Genç, yaşlı, her milletten bir sürü insan eğlenmeye, Cumartesi akşamını layıkıyle:) idrak etmeye adeta koşarak gelmiş. Bu kadar çok insanın birleşen bu keyifli  ve güzel enerjisi bizi de sarıverdi. Şimdi eğlenme ve rahatlama zamanı! Nasıl başlar böyle böyle akşamlar? Güzel bir yemek, sohbet ve sıcacık bir kahve..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S54K14TEAbI/AAAAAAAAAM0/KRKeVUL93oQ/s1600-h/nardis.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S54K14TEAbI/AAAAAAAAAM0/KRKeVUL93oQ/s320/nardis.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448804519926563250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S54Kbil4III/AAAAAAAAAMs/11vHFub5TFA/s1600-h/nardis2.bmp"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tünelden aşağıya Galata Kulesi'ne doğru yokuş aşağı bıraktık kendimizi.. Yıllarca taşıdığı ihtişamı artık sadece tarihi bir eser olarak sürdürmeye çalışan  kulenin yanından geçtik, ışıklandırılmış haliyle hala çok güzeldi. Daracık bir sokağın içinde minicik bir kapı, sırayla içeriye girmeye çalışan insanlar..  Burası Nardis jazz club.. 1 seneden beri gelmek istiyorduk, işte buradaydık ve merakla girdik içeri.  Mini minnacık, loş bir salon, bir kenarda kuyruklu piyano, kontrbas, bateri sakince duruyorlar. Gerçekten “müzik dinlemeye” gelmiş, eli yüzü düzgün kaliteli insanlarla dolu içerisi. Daracık merdivenden çıkarak üst kattaki masamıza oturduk ve bir müddet sonra keyif başladı. Nardis'de her akşam başka bir performans var, sanatçıları ve performanslarını tanımıyorsanız önceden ne dinleyeceğinizi tahmin etmeniz zor. Bir jazz club olmasına karşın o akşam bir Latin rüzgarı vardı sahnede.. Fundo latino.. Brezilya ve Küba melodileri,  canlı, fıkır fıkır, çok keyifliydi gerçekten. Gözlerimizi kapadık, kendimizi latin müziğinin ritmine bıraktık ve  bir anda baktık güney Amerikadayız:)  İşte bu da müziğin büyüsü.. Tabii canlı dinlemek bambaşka,  elektronik ortamlardan dinlemekle aynı şey değil, enstrümanların ve  insan sesinin tınısını, dalgalanışını, ruhunu  araya herhangibir suni aygıt girmeden dinlemek çok keyifli.. Bu güzel müzik akşamından sonra gerçekten kimyamız değişti diyebilirim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu güzel deneyimi hemen sizlerle paylaşmak istedim, hemen yazdım. Fırsatınız olduğunda, özellikle jazz seviyorsanız kendinize bir mola verin, sadece müzik dinlemek için Nardis’e gidin derim, bu minicik  sıcak mekanda, kaliteli müzik dinlemek gerçekten çok keyifli.. Öncesine güzel bir yemek ve kahve koymayı unutmayın ama!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-5420071406224305621?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/5420071406224305621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/03/muzik-molas-nardis.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/5420071406224305621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/5420071406224305621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/03/muzik-molas-nardis.html' title='Müzik molası.. Nardis'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S54LCEgGolI/AAAAAAAAAM8/krycl0RMdXE/s72-c/nardis2.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-2552138250957922584</id><published>2010-03-07T23:45:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T23:50:17.094-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Başlangıçlar..'/><title type='text'>Blogumuz 1 yaşında..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S5SrKhJeZrI/AAAAAAAAAMk/GXoQHNRXsUE/s1600-h/yelkenli_KalemveMum.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S5SrKhJeZrI/AAAAAAAAAMk/GXoQHNRXsUE/s320/yelkenli_KalemveMum.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446166046582924978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Geçen sene bu zamanlar birden bire alınan karar ve bugün alınan kararın doğruluğunu gösterdiğine inandığımız blogumuz 1 yaşında. İyi ki böyle bir karar almışız diyoruz sonuçlarını gördükçe. Aslında ne kadar çabuk geçirdik bir yılı. Yazarak, yazıların ardından konuşarak, paylaşarak ve paylaştıkça mutlu olarak geçirdik. Yazılarımızı yazarken keyif aldık. Konular hakkındaki duygu, düşüncelerimizi yazılı hale getirmek büyük bir keyif, keyfin sonucu büyük mutluluktu bizim için. Her konu başlığımızda konuları ele alırken kendimizi de daha iyi keşettik, geliştik...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Nice başka yazılarda yeni şeyler paylaşmak, keşfetmek, gelişmek, geliştirmek ümidiyle.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bizden ayrılmayın :)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: small; "&gt;1 yıl boyunca kendimiz için bir şeyler yapabildiğimizi, arkamızdan minik de olsa 2 satır bir şeyler bırakabildiğimizi düşünmek çok keyifliydi gerçekten. En güzel taraflarından biri paylaşmaktı. “İnsan insanın zehrini alır” diye bir laf vardır, çok severim. Biz içimizdekileri, hissetiklerimizi, düşündüklerimizi dostlarla paylaşarak karşılıklı “zehrimizi” aldık bir bakıma. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Düşünmek, farketmek, gelişmek, öğrenmek adına bu blogla beraber birlikte yol aldık. Bircan’ın dediği gibi “iyi ki başlamışız”. Ve 1 yılın ardından daha bir keyifle, daha bir enerjiyle devam edeceğiz. Bizi motive eden ve yüreklendiren herkese teşekkürler..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Nice yıllara..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-2552138250957922584?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/2552138250957922584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/03/blogumuz-1-yasnda.html#comment-form' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2552138250957922584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2552138250957922584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/03/blogumuz-1-yasnda.html' title='Blogumuz 1 yaşında..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S5SrKhJeZrI/AAAAAAAAAMk/GXoQHNRXsUE/s72-c/yelkenli_KalemveMum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7236067772855376094</id><published>2010-02-22T23:10:00.000-08:00</published><updated>2010-02-22T23:12:11.048-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Tecrübe..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S4N_e0l1G1I/AAAAAAAAAMc/4WFW0dFss5A/s1600-h/olgunluk.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 282px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S4N_e0l1G1I/AAAAAAAAAMc/4WFW0dFss5A/s320/olgunluk.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5441332942283807570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Ne kadar zeki olursa olsun, eğitimi, donanımı ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar kültürlü  bir ortamda yetişirse yetişsin, hata yapmadan, yaşamadan, tecrübe etmeden hayatı kavraması imkansız insanoğlunun bana göre.. Zeki, eğitimli insan, donanımı iyi bilgisayar gibi, ama içine bilgi yüklemezseniz ne işe yarar?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Hayatın ne kadar ortasında yaşarsa, ne kadar çok hata yaparsa  ancak o kadar çok öğreniyor insan denen varlık. Öyle sadece kitapla, okulla olmuyor, zaman istiyor tecrübe kazanmak ve de tabii cesaret. Cesaret! Çünkü hata yapmaktan korktuğumuz için hayatı yaşayamıyoruz çoğu zaman, yaşamadan da tecrübe kazanılmıyor maalesef. Tecrübe olmadan da kendimizin daha iyi bir versiyonunu ortaya çıkaramıyoruz. Düşmeden bisiklet kullanmayı öğrenebilir misiniz? Hiç kitaptan bisiklet kullanmayı öğrenen birini tanıdınız mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Korkaklık yaşayarak öğrenmenin en büyük düşmanı.. Heleki bir de zaten  hayatı tecrübe etmek, hatalardan dersler çıkarıp yola devam etmek bu kadar karmaşıkken.. Cesaret gösterip olayların, hayatın içine girsek bile öyle her yaptığımız hatadan öğrenebiliyormuyuz bakalım? İnsanoğlunun hafızası da zayıf çünkü.. Öyle bir-iki yaşayarak da aklı başına gelemiyor hemen, bazen defalarca hata yapması gerekiyor. Sonra da bu yaşanılanları üst üste koyup, ortaya çıkan kitabı okuması ve mevzuuyu anlaması... Tabi anlaşılabilirse o da.. Öyle kolay değil, sırf bunun için koca koca hayatlar veriliyor insanlara.. Saçlar beyazlıyor, deriler buruşuyor, gözler donuklaşıyor bu yolda. Yine de yaşlanmış ama hayatı yaşayamadığı için tecrübe de edememiş bir sürü insan var dünya üstünde. Tecrübe= yaşlanmak değil kısacası Tecrübe=hayatı yaşamak ve öğrenmek demek. Tecrübe yaşamanın bir sonucu. Vücut nasıl hastalıklara karşı bağışıklık geliştiriyorsa ruh da yaşadıklarından öğrene öğrene acılara, sıkıntılara ya da coşkulara, tutkulara karşı bağışıklık kazanıyor. Yani bir çeşit evrim geçiriyor ruh, aksi takdirde etrafımıza kendi kendimize korkudan  sınırlar koyduğumuzda ruhumuzu yaşamaktan mahrum bırakıyoruz ve köreltiyoruz bir bakıma. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kısacası ruh yaşamadan öğrenemiyor, yaşayarak  öğrenmek dengeliyor ruhumuzu. Ve tecrübe olaylara karşı sakinlik ve dinginlik kazandırıyor insana, sağduyu ve dirayet de tabii ..  Daha bir sabırla, daha durgun ve olgun karşılamaya başlıyor hayatı insan.. Daha akılcı ve daha anlayışla aynı zamanda daha esnek.. Keskin kenarları törpüleniyor insanın. Böylece sağa sola çarptığında kendine ve etrafına daha az zarar verir hale geliyor. Bu da varılacak önemli bir nokta insanın hayatında, e daha ne olsun? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Herkese hayatı yaşayabilecek bir ömür,  yaşamak için cesaret, yaşadıklarından öğrenebilecek bir akıl diliyorum..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza:FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-7236067772855376094?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/7236067772855376094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/02/tecrube.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7236067772855376094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7236067772855376094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/02/tecrube.html' title='Tecrübe..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S4N_e0l1G1I/AAAAAAAAAMc/4WFW0dFss5A/s72-c/olgunluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-5991567556576224524</id><published>2010-02-15T04:23:00.000-08:00</published><updated>2010-02-15T05:13:10.551-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Fala İnanma Falsız Kalma :)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S3lAM11Fl_I/AAAAAAAAAMU/-apJgmNpegQ/s1600-h/kahve_fal.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438448614378936306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S3lAM11Fl_I/AAAAAAAAAMU/-apJgmNpegQ/s320/kahve_fal.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Özellikle yemek sonrası Türk Kahvesi içmeyi çok severim. Keyif vaktidir kahve vakti benim için. Sanki hadi biraz dur dinlen der gibidir. Her defasında o bol köpüklü ilk kahve yudumu inanılmaz zevk verir. Evde, işte fırsat buldukça yaparım bu keyfi. Kahveyi içerken tek başıma da olabilirim, bir arkadaşla veya arkadaşlarla. Her birinin verdiği zevk başkadır. Kendi başıma içtiğim kahve kendimle baş başa kalmak istediğim zamanlardır. Ama genellikle birileri ile içerim kahveyi, sohbet olsun, paylaşım olsun diye. Sanki terapi yapar gibi gelir. Kahveler yudumlanırken onlar anlatır siz dinlersiniz, siz anlatırsınız onlar dinler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarla yapılan bu kahve muhabbetlerinin sonucunda şöyle bir söylem çıkar; '' Hadi çevirelim, falımıza bakalım.'' Bu söylemin içinde eğlence, merak, hayal gücü vardır. Bizim kültürümüzde kahve büyük bir önem taşır. Hemen hemen her anımıza girer kahve sohbetleri ve hemen arkasından gelir kahve falı. Merakla sonucunu beklediğimiz konularımızın olduğu dönemlerde sanki faldan kesin bir sonuç alabilecekmişiz gibi daha çok fal bakalım isteriz. Ben de bazı dönemlerimde daha çok burçları takip eder, astrolojiye yoğunlaşır, arkadaşlarla kahve keyfinde fala bakmaya daha çok sararım. Falda çıkanların %100 doğru olduklarını düşünmüyorum elbette. Şayet falda çıkanlar %100 doğru olsaydı yarının ne olacağına herkes falından bakar ona göre hareket ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve falına bakarken bazen yaaa gerçekten doğru söylüyorsun ya da aaa bildin deriz. Bence bu bilmelerin altında yatan genelde kahve falına bakılan kişi hakkında bilinçaltımızdaki mesajları hatırlarız. Falına baktığımız kişi ile fincandaki şekiller arasındaki ilişkiyi derhal kurarak titreşimsel enerji oluşturur, en kısa zamanda fincandaki şekilleri bilinçaltımızdaki konularla ilişkilendirir, sonra da yorum yaparız. Bazen şaşırılacak hatta hayrete düşecek derecede bu şekillerin bazı şeyleri işaret ettiğine şahit oluruz. En son Feyza ile yaptığımız fal seansımızda fincanlarımızda gördüğümüz şekillerden hayrete düştük, inanılmaz geldi, ikimizinde yorumu ''nasıl ya, bu kadar mı olur'' oldu. Bu olayın sonucunda ikimizinde söylemi şu oldu; fal olayı da evrende olan birçok şey gibi o an yaratılan enerjinin sonucudur dedik ve o gün çok eğlendik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her fal baktıranın merakı başka başka konulardır. Kimi aşka dair, kimi paraya, kimi ailesine, kimi işine dair meraklarını gidermeye çalışır. Aslında geçekte bir kahve falından herkesin beklediği belkide aynı şey aslında; kulağa hoş gelen bir kaç söz duyabilmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahveye, yıldızlara bakarız; beklenen gelecek mi diye... Paraya, aşka, dosta yıldızlardan, kahve fallarından medet umulur kavuşmak için. Hayatı yıldızlara göre değil de; galiba biraz rüzgâra göre yaşamak lazım. Ne mutlu bunu başarabilene...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9966;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff9966;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-5991567556576224524?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/5991567556576224524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/02/fala-inanma-falsz-kalma.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/5991567556576224524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/5991567556576224524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/02/fala-inanma-falsz-kalma.html' title='Fala İnanma Falsız Kalma :)'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S3lAM11Fl_I/AAAAAAAAAMU/-apJgmNpegQ/s72-c/kahve_fal.png' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-5370163372371877577</id><published>2010-01-30T12:36:00.000-08:00</published><updated>2010-01-30T12:40:29.650-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yediğimiz..'/><title type='text'>Hayatın en tatlı hallerinden anne kurabiyesi..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S2SYnxgWpwI/AAAAAAAAAL8/cmItpRyPGck/s1600-h/kurabiye.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 180px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S2SYnxgWpwI/AAAAAAAAAL8/cmItpRyPGck/s320/kurabiye.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5432634859587020546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hayatın en güzel ve keyifli hallerinden biri çok az kişi için “yemek” değildir. Yemek yapmayı, yemek yemeyi, yaptıklarımı sevdiklerime yedirmeyi çok seviyorum hatta bayılıyorum. Benim için bir meditasyon, bir terapi, bir rahatlama, bir mutluluk seansı.. Nedendir diye düşündüm uzun zaman bu kadar keyif almamın nedeni? Birden fazla.. Birincisi nesnesel bir başak burcu olarak verdiğim emeğin karşılığını çok net, somut, aynı anda 3 duyuya hitabeder şekilde alıyorum, ikincisiii el emeği göz nuru zaman ayırıp beynimi dinlendiriyorum ve üçüncüsü ve en keyiflisi paylaşarak sadece kendimi değil çevremdekileri de mutlu edebiliyorum.. Daha ne olsun.. Üretmek  son derece keyifli ve tatmin edici bir olay, hele ki ürünler kekler, börekler, pastalar, etler, makarnalar, pilavlar, zeytinyağlılar, mezeler… mmmm olursa. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu kadar girizgahtan sonra akşamın bir vakti yine aşka gelip küçük oğlumla yaptığımız, tarifi asla şaşmayan, yanılmayan “anne kurabiyesi” ni anlatmak istiyorum sizeJ Hani sütün yanında yenilen, ısıdığınızda ağızda dağılan, dolu dolu. Hani küçükken yemek yemesemde hep bu kurabiyelerden yesem yediğiniz.. İşte bu tombik kurabiyelerden yaptık oğlumla, üzerlerinde süsler koyduk, sonra da oturduk afiyetle yedik. Yaparken ve yerken o kadar keyif aldık ki, bunu paylaşmadan geçemezdim. Denemek isterseniz buyurun tarifi aşağıda, %100 garantilidir, tarife uyarsanız mutlaka çok lezzetli olur…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; Malzemeler:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; 1 paket tereyağı(250 gr)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;2 yumurta&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;1 su bardağı toz şeker&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;½ su bardağı süt&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;1 paket vanilya&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;1 paket kabartma tozu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Aldığı kadar un( yumuşak bir hamur olacak) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; Efendim tereyağımızı eritip ılındırdıktan sonra tüüüm malzemeyi (sadece yumurtanın sarısını, beyazını ayrı bir kaba ayıralım) yoğurup, yumuşak bir hamur yapıyoruz, sonra küçük toplar yapıp önce yumurta beyazına sonra şekere bulayıp fırın tepsisine diziyoruz. 170 derecede üzerleri  hafif kızarana kadar pişiriyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; Afiyet şeker olsun;)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-5370163372371877577?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/5370163372371877577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/01/hayatn-en-tatl-hallerinden-anne.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/5370163372371877577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/5370163372371877577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/01/hayatn-en-tatl-hallerinden-anne.html' title='Hayatın en tatlı hallerinden anne kurabiyesi..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S2SYnxgWpwI/AAAAAAAAAL8/cmItpRyPGck/s72-c/kurabiye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-9038903231356964724</id><published>2010-01-15T07:18:00.000-08:00</published><updated>2010-01-15T07:21:38.010-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>İnsan Olabilmek..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S1CHVsRb3_I/AAAAAAAAALs/fgqe2D1nVGE/s1600-h/insan.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 202px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S1CHVsRb3_I/AAAAAAAAALs/fgqe2D1nVGE/s320/insan.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426986357712740338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Hepimiz insanız halbuki değil mi? Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insan olarak doğmuş canlı var. İnsan olarak doğmak ve varlığını sürdürmek &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;“insan olabilmek” için yeterli mi gerçekten? İnsan bedeninde varolmak, yemek, içmek, uyumak, cinsellik? Bana göre bu kadar basit değil insan olabilmek. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Dünyayı ve kendini ne kadar görüp algılayabiliyorsa, anlayabiliyorsa o kadar insan olmaya yaklaşıyor “insan” denen varlık. İlkel içgüdülerinin, hırslarının ve amaçlarının bir adım da olsa üstüne çıkıp görmeye başlamışsa evreni.. Ya da hayatın anlamı, kendi anlamı üzerinde az da olsa düşünüyorsa.. Etrafında kendi dışında insanların varolduğunu, herkesin bir yolculuğu olduğunu.. Sevginin, dostluğun, merhametin, dürüstlüğün, vefanın, nezaketin, saygının, vicdanın, sabrın, adaletin&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;hayatın özü olduğunu.. Geri kalan her şeyin de aslında boş olduğunu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:150%; font-family:Wingdings;mso-ascii-font-family:Arial;mso-hansi-font-family:Arial; mso-bidi-font-family:Arial;mso-char-type:symbol;mso-symbol-font-family:Wingdings"&gt;&lt;span style="mso-char-type:symbol;mso-symbol-font-family:Wingdings"&gt;J&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; line-height:150%;font-family:Arial"&gt;Kendimi insan olmak açısından nobele aday görmesemde, şanslıyım ki çevremde&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;“insan olmak” konusunda doğuştan&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;yetenekli sevdiklerim var. Onları hayranlıkla izliyorum ve örnek almaya çalışıyorum. Küçük ve büyük menfaatler karşısında dürüstlüğü, vicdanı ve adaleti seçen, özellikle kriz anlarında olayın ciddiyeti ne &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;olursa olsun her şeyden önce “insanı” tercih eden insanlar bunlar.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Ve gerçekten bu hiç de kolay değil! Zannetmeyin ki herkes bu özellikleri doğal olarak taşıyor ya da insan olarak doğdu diye bu özellikler otomatik olarak yükleniyor. Pek de öyle değil,&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;“sıksanız 5 gr insanlık ya çıkar ya çıkmaz” denilebilecek varlıklarla dolu çevremiz. Küçük dünyalarındaki küçük hırsları, küçük kıskançlıkları, nefretleri ya da zaferleriyle &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;bencil, acımasız, riyakar, çıkar odaklı, insan olarak doğmuş ama insan olmayı başaramamış bir sürü kişi. Olayları yaşarken sadece yaşadığı anın farkında olup, 1 gün, 1 saat hatta 1 dakika sonrasını hesaplayamayacak kadar da aciz, ve ne yazık ki bu acizliğinin farkında bile olamayacak kadar hem de.. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; line-height:150%;font-family:Arial"&gt;“İnsan olmak” çok derin ve karmaşık felsefi bir mesele, daha da derinleşmeye boyum yetmez.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Ama şunu da söylemeliyim ki, toprakta bitecek bir yolculuk yapıyoruz bu evrende, doğumumuzu ve ölümümüzü kendimiz seçemiyoruz. Tek şansımız var insan olabilmek için. Kendimizin, çevremizin &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;ve neden yaşadığımızın farkına varabilmek için. Bu tek şansı değerlendirirken içimizdeki iyilik ve kötülüğün farkına varmak , hayatın, çıkarların, her şeyin ama her şeyin değişebileceğinin bilincinde olmak, mutluluğun basit insani zevklerle doyurulamayacağını anlamak çok önemli&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Çünkü gerçekten hayat bir öğrenme süreci, bana göre öğrenmemiz gereken en mühim şey her şeyden önce “insan olabilmek”. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 13px; line-height: 19px; "&gt;Umarım bu yolculukta az çok bir yol katedebiliriz hepimiz..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-9038903231356964724?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/9038903231356964724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/01/insan-olabilmek.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/9038903231356964724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/9038903231356964724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2010/01/insan-olabilmek.html' title='İnsan Olabilmek..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/S1CHVsRb3_I/AAAAAAAAALs/fgqe2D1nVGE/s72-c/insan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-2404481073583078193</id><published>2009-12-31T03:40:00.000-08:00</published><updated>2010-01-18T03:26:13.135-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Başlangıçlar..'/><title type='text'>Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl    HERKESE KUTLU OLSUN... :)</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421366228992930738" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SzyP3JRsM7I/AAAAAAAAALk/3Yqp9bTac8E/s320/yeniyil.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;İyisiyle kötüsüyle ama genel anlamda benim için güzel bir yılı daha geride bırakıyorum. Üzülmeliyim mi sevinmeliyim mi bilmiyorum. Yaş itibariyle hayatımızda değerli yıllardan birini daha geride bıraktığım için, ömrümden bir yıl daha geçtiği için üzülüyorum. Diğer taraftan yeni bir yıl daha başlıyor umutları, beklentileriyle. Tazelik getirecek elbette hepimize. Ben başladım bile 2009’u değerlendirip 2010’dan beklentilerimi belirlemeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 için diyebileceğin en net şey düşündürücü ama geliştirici bir yıl oldu benim için. Bazı şeyleri sorguladım, kararlar aldım, yeni başlangıçlar yaptım belki yoruldum ama şuan bulunduğum noktadan memnunum ve bu memnuniyetlik hali önümüzdeki yıl için de umut veriyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010 için ise söyleyebileceğim en net şey ‘’ hayatı daha dolu yaşamak istediğim’’ dir. Günlerin kıymetini bilerek en güzel şekilde değerlendirerek geçirmek istiyorum. Günü, haftayı, ayı bitirmek için değil yaşamak için günleri yaşamak istiyorum. Bunu her zaman yapamayacağımın bilincindeyim ama bunu düşünmek bile beni iyi hissettiriyor şuan. 2010 da yapmak istediklerimi listeledim bile. 2010 da benim için büyük sürprizler, değişiklikler olacakmış gibi hissediyorum. Belki de bu değişiklikleri çok istediğim için böyle hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımı çok uzatmak istemiyorum aslında 2009 ile ilgili değerlendirmelerinizi, yaşadıklarınızı, yaşayamadıklarınızı, isteklerinizi, isteklerinizden ulaşabildiklerinizi, ulaşamadıklarınızı, üzüntülerinizi, sevinçlerinizi aslında 2009 ile ilgili aklınıza gelen her şeyi yazın ve bu listeyi saklayın. 2010 içinde bir liste yapın. Hayattan beklentilerinizi yazın bu listeye, belkide bu listeyi oluştururken üstünde fazlaca kafa yormamak gerekir akılınıza ilk gelenleri yazın. Zaten hayattan gerçek beklentileriniz aklınıza ilk gelenlerdir. Sene içinde yeni yıl için hazırladığınız listeye arada sırada göz atın. 2010 bittiğinde bu listeyi gözden geçirmeyi unutmayın. Bilinen bir yöntem olduğunu biliyorum ama şiddetle bu yöntemi uygulamanızı öneriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009'u yaşama şansı bulduğumuz için ne mutlu hepimize. Güle güle 2009. Nice yıllara sağlıkla, mutlulukla, sevgi ile geribilmemiz dileğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010 güzel bir yıl olacak. En azından bu umutla yeni yıla girmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepinize iyi seneler dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerimle,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff9900;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-2404481073583078193?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/2404481073583078193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/12/yeni-yl-yeni-yl-yeni-yl-yeni-yl-herkese.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2404481073583078193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2404481073583078193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/12/yeni-yl-yeni-yl-yeni-yl-yeni-yl-herkese.html' title='Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl    HERKESE KUTLU OLSUN... :)'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SzyP3JRsM7I/AAAAAAAAALk/3Yqp9bTac8E/s72-c/yeniyil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-4768475874922223153</id><published>2009-12-15T11:23:00.000-08:00</published><updated>2010-01-04T04:39:09.502-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Mizah..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SyfiWhbOciI/AAAAAAAAALc/9E8nrs5dwec/s1600-h/evolution-of-humour.gif"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 155px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SyfiWhbOciI/AAAAAAAAALc/9E8nrs5dwec/s320/evolution-of-humour.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415545953493873186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Ne değerli bir hazine mizah duygusu ya da mizah anlayışı ya da hayata mizahla bakabilmek.. Ne derseniz deyin. Mizah büyük bir güç gerçekten, hele ki iş hayatının acımasız dişlilileri arasında zarar görmeden hayatımızı sürdürmeye çalışırken, şehir hayatının hergeçen gün artan stresine ayak uydurarak yaşamaya uğraşırken, hayatın 1001 haliyle oradan oraya savrulurken, bu kadar çok “ciddi” meseleye “ciddiyetle yaklaşmaya çalışırken:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Her ne kadar umutsuz bir durum sözkonusu olmasa da her şeyde olduğu gibi mizah anlayışı çok da öğretilen, ya da eğitimle alınacak bir özellik değil bence, çoğunlukla doğuştan varolur ya da maalesef bazen varolamaz.  Bunun yanında yaşam koşullarının rahatlığıyla, refah seviyesinin düzeyiyle de çok da ilişiği yoktur. Sanatsal yetenekler gibi, analitik zeka gibi allah vergisi bir şeydir işte.. Yoksa özel çabayla geliştirilmesi zaman alır..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Mizah duygusu  sıradanın üzerinde bir bakış ve değerlendirme gücü gerektirir, özgüven  gerektirir. Mizah duygusu “küçük” düşünmeyi, “küçük” hesapları pek sevmez, onları alır yakalar ve daha da değersiz hale getirir. Hele hele ukalalığa, kendini beğenmişliğe hiç gelemez, çünkü mizah duygusuna sahip insan her şeyden ya da herkesten önce kendisiyle dalga geçebilmelidir. Ve bu ne büyük bir güçtür.. Artık onun için sosyal bir ortamda korku verici ne olabilir ki?  Gülünç olmadan “komik” olabilmektir burada mesele.. Eee bu da herkesin harcı değildir tabii.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;E tabii bir miktarda zeka gerektirir mizah, sadece görmek yetmez bir de zekayla yoğurup değerlendirebilmek, orasından burasından bakabilmek, kısa bir zaman diliminde geniiiiş düşünebilmek lazımdır ki süzgeçten çıkan şey  “mizahi” olabilsin. Hem fark etmek, hem yorumlamak hem de mizahi bir bakışa dönüştürmek aptalların karı da değildir pek. Çünkü ortamdaki herkesten evvel bazı şeyleri fark edip anlamayı da ister..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Büyük bir hayat kurtarıcıdır mizah.. Mesela kendimizi çaresiz hissettiğimizde imdadımıza yetişir.Yapacak bir şey kalmadıysa, tıkanıp kaldıysak yolun bir yerinde minicik bir espri, komik bir olay çaresizlik hissini ya da olayın önemini azaltıverir bir anda.. O anda hem olayın hem kendimizin dışına çıkarız. Belki acizliğimize belki kendimize güleriz, yüz ifademize, ses tonumuza, ya da konunun basitliğine..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt; Parayla, zenginlikle, kariyerle, memleket meseleleriyle, güzellik hevesleriyle de dalga geçer mizah, ciddiye alınan şeylerin gerçekte ne kadar ciddiye alınması gerektiğini gösterir. Gülünç “ciddi” hallere, konuşmalara karşı da acımasızdır aynı zamanda.. Bu ciddiyetleri ezip büzüverir ilgilinin koltuğunun altına sıkıştırıverir bir anda..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En güzel sonucu da “gülmektir” mizahın. Gülmekten daha güzel bir iletişim varmıdır bilmiyorum..Kısıtlı süreyle geldiğimiz bu hayatta kolay olmasa da geliştirmemiz gereken en önemli şeyin mizah duygusu olduğunu düşünüyorum. Çünkü az çok mizahla bakamıyorsanız hayata mutluluk yolunda işiniz zordur bence.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-4768475874922223153?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/4768475874922223153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/12/mizah.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4768475874922223153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4768475874922223153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/12/mizah.html' title='Mizah..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SyfiWhbOciI/AAAAAAAAALc/9E8nrs5dwec/s72-c/evolution-of-humour.gif' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-632668026121718086</id><published>2009-11-26T02:37:00.000-08:00</published><updated>2009-12-01T22:13:10.769-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Adam olmaz dedin senden... Adam nedir dedim içimden....</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sw5a5qFeV7I/AAAAAAAAALM/qvHWeYaDU1M/s1600/adam+olmak.BMP"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408360149114836914" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 212px; CURSOR: hand; HEIGHT: 301px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sw5a5qFeV7I/AAAAAAAAALM/qvHWeYaDU1M/s320/adam+olmak.BMP" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ç&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;oğumuzun bildiği bir şarkıya ait bu sözler. Bu sözleri yazan şarkıcının annesi kendisi için bu cümleyi sık sık kullanırmış. Bu kişi şuan çok başarılı bir müzisyen ve söz yazarı ve MTV Avrupa Müzik Ödüllerinde Avrupa'nın En İyi Sanatçısı ödülünü aldı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Nedir adam olmak? Yâda toplumca adam olmak olarak kastedilen nedir? Buradaki ''adam'' tabiri sadece erkek cinsiyetler için kullanılmamaktadır elbette. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Toplumda genel yargıda "Adam olmak" tabiriyle kastedilen; toplum tarafından kabul görmüş bir ahlaka, kültüre, tavra ve adaba sahip olmak, makbul olarak tanıtılan belli kalıpları üzerinde taşımak, toplumun istediği gibi bir birey olmak için zorla kalıba sokulmaya çalışılmaktır diye tanımlanabilir bence. Adam olmuş insanlarda kabul görmüş kriterleri sıralarsak; derslerinde başarılı olup ve bir mesleğe sahip olmuş, ailesine ve büyüklerine itaatkâr, küçük ve büyüklerine karşı sevgili ve saygılı, yumuşak başlı, vakti gelince aile sahibi olan, örf-adet-gelenek-görenek dörtlüsüne uygun davranan kişiler toplumca "adam" olarak görülmekte. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Açıkçası bende yukarıda belirtilen adam olma kriterlerinin birçoğuna uygun olarak yetiştirildim. Adam olmanın yanında birde ''insan olma'' kriterlerinin de eklenerek büyütülmeye çalışıldığım düşünülürse, ortaya çıkan sonuç çok da kötü değil. :) Adam olma kriterlerinin içinde onayladıklarımda var ama bu kriterler içinde beni en rahatsız eden ve sonuçları en kötü olan kriter ''zorla kalıba sokulma'' durumu. Kişinin başka başka yetenekleri, amaçları varken zorla ailesinden veya toplumundan onay görecek şeyler yapması ve kendi mutsuzluğunu hazırlaması bu kriterlerin en kötü etkisini ortaya koymaktadır. Ayrıca da belirli kriterlerin baskısı ile büyütüldüğünüzde bu kriterlerin ömür boyu yaşamınızı etkilediğini ve büyük ölçüde sizden sonraki nesillerinde yine bu kriterlere uygun yetiştirileceği sonucunu unutmamak gerekir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bir de tam tersi durumu özetlersek; Okulunda başarısız, bir baltaya sap olamamış, aklı 5 karış havada, toplumu hiçe sayan, aykırı davranan, bildiklerinden şaşmayan, kendini gerçekleştirmek için kendisiyle bütünleşmiş, toplumu ıskalayan, kendini sınırlandırmak istemeyen kişiler için toplum gözünde "adam" değilsin yâda adam olamadın sonucu çıkarılır ve tespiti yapılan bu durum ile kişiler damgalanır. Farklı ses, farklı soluk olmaktansa, diğerleri gibi düşünmeye başladığınızda adam olmuş sayılmaktasınız maalesef. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Çocuk yetiştiren bir anne olarak diyeceğim şudur ki; ben oğlumu kendi adam olma kriterlerime göre şekillendirmek istemiyorum. Oğlumun kendi adam olma kriterlerini belirlemesini tercih ederim. Mutlaka bir şey olacaktır ve ne olacağını kendisi bilir ve hayatta her şey olunabilinir ama insan olmak ayrı bir kriterdir. Bu nedenle de her ne olursa olsun önce insan olsun. Benim bu bağlamda oğlum için düşündüklerim şunlar; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hayatta her şeyin onun isteği gibi olamayacağını bilsin, istesin, başarsın, başarısızlıklarından yılmamayı öğrensin, sevsin, sevilsin, değer versin, hayır diyebilsin, ne istediğini bilsin, tercihlerini kendi özgür iradesi ile yapsın, kırıcı olmasın, hakkını yedirmesin, hak yemesin, saygılı olsun, boyun eğmesin, cesaretli olsun, yürüsün ama gerektiğinde koşmayı da bilsin, sevinsin, üzülsün, başkaldırabilsin, inatçı olsun, gerektiğinde muhalefet olabilmeyi bilsin, kaybetmenin ve ağlamanın çok doğal bir olay olduğunu bilsin… Bu liste daha çok uzar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Özetle sunu diyebilirim; Kolay değildir insan olabilmek ve en büyük maharette bunu başarabilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#ff6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: BİRCAN&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-632668026121718086?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/632668026121718086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/11/adam-olmaz-dedin-senden-adam-nedir.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/632668026121718086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/632668026121718086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/11/adam-olmaz-dedin-senden-adam-nedir.html' title='Adam olmaz dedin senden... Adam nedir dedim içimden....'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sw5a5qFeV7I/AAAAAAAAALM/qvHWeYaDU1M/s72-c/adam+olmak.BMP' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-3714198223779987885</id><published>2009-11-15T14:34:00.000-08:00</published><updated>2009-11-15T14:47:48.734-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Amasra..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SwCCfIfZXxI/AAAAAAAAAK8/HIVwXgutF7g/s1600-h/a4.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 180px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SwCCfIfZXxI/AAAAAAAAAK8/HIVwXgutF7g/s320/a4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404463024211320594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Aslında önemli olan başka biryerde uyanmaktı, bir süreliğine işi gücü unutup, zamanı durdurup kaçmaktı. Sadece buydu amacımız. Ama kendimizi 5 saat uzaklıkta bir cennette bulduk. Gerçekten bir doğa cenneti Amasra.. Doğa cenneti derken abartmıyorum,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;karadenizin köpüklü hırçın sularını keserek denize dimdik inen yemyeşil yamaçlar adeta eldeğmemiş bir cennette hissettiriyor sizi. Hele ki sonbaharın verdiği hüzün ve sessizlik de bu görüntüye eşlik edince şehir hayatının getirdiği karmaşa ve stresi tamamen arkanızda bıraktığınızı hissediyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SwCDCJBuVbI/AAAAAAAAALE/p-e3LO2_uvU/s320/a2.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404463625650722226" /&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Karadeniz’i oldumolası severim, keşfedilmemiş, el değmemiş, bozulmamış gelir bana. Ege ve Akdeniz’deki “turizm merkezi” kavramından ve tarzından çok uzaktır insanlar, doğa ve diğer bir sürü şey. Her şey doğal akışında işler, zaten olması gerektiği gibi. Amasra’da&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;aynen böyle işte. Bu muhteşem doğasına rağmen son derece mütevazi, sakin ve durgun Amasra. Belki de tarihinin ve yaşanmışlıklarının çok eskilere dayanmasının verdiği bir mağruriyet var üzerinde.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Kuruluşu M.Ö. 12 yüzyıla dayandığı söylenen Amasra, adını Pers prensesi Amastris'ten alıyormuş. Amastris'in kendi adına kurduğu bu yeni şehir, eşsiz güzellikteki sahili, iki koyu ve iki adasıyla eski çağlarda uyuyan bir prensese benzetiliyormuş. Yüksek bir tepeden kıvrıla kıvrıla, pek de ihtişamlı bir şekilde iniyorsunuz Amasra’ya, ihtişamlı bir iniş çünkü Amasra’ya yaklaşırken gerçekten çarpıcı bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Bakacak tepesi üzerinde Kuşkayası-Yol Anıtı selamlıyor sizi, biz dayanamadık, hatırı sayılır sayıda dik merdivenleri çıkarak anıta tırmandık. Anıt M.S. 41-54 tarihleri arasında Roma İmparatoru zamanında Pontus Valiliği’ne atanan Gais Julius Aeuilb tarafından, bölgenin, ‘karayolu dinlenme yeri’ olduğunu belirtmek için inşaa edilmis. Fatih Sultan Mehmet de yüzyıllar sonra aynı tepeden Amasra’ya&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;doğru şöyle bir bakıp "Lala Lala Çeşm-i Cihan(dünyanın gözü) bu mu ola" demiş. Bu tarihi selamlamanın verdiği hevesle biz de bir solukta indik Amasra’ya. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bu küçük şirin sahil kasabasının dar sokaklarında her ne kadar tarih kokuyor olsa da, Türkiye'nin her köşesinde rastlayacağınız mimari zevksizlik maalesef bu doğal cennette de kendi gösteriyor. Kasabayı çevrelemiş canım tarihi surların altına, üstüne, içine gelişigüzel inşa edilmiş evler, apartmanlar içinizi acıtıyor, üzülüyorsunuz. Bu acıyı da dindirse dindirse taptaze çıtır çıtır kızarmış bir balık ziyafeti dindiriyor. Amasra’da balık yemek, buradaki en güzel aktivitelerden bir tanesi, denizden çıktığı gibi mısır ununda altın sarısı kızartılıp tabağınıza geliyor balıklar, eşliğinde de içinde fasulyeden, pancara, turşuya kadar birsürü malzeme konularak yapılmış meşhur Amasra salatası. Gerçekten bu 3 günde kulaklarımızdan çıkana kadar balık yedik hiç bıkmadan. Hiçbirşey için gitmeseniz sırf bile balık yemek için bile Amasra’ya gidilir..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SwCCbZB_RzI/AAAAAAAAAK0/oxjG69VC_N8/s320/a3.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404462959931901746" /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Ama bunun yanında 2-3 gününüzü de keyifle doldurabilirsiniz burada. Biz ailecek müzesini, kalesini, kale içindeki kilisesini, kiliseden dönüştürülmüş camisini, küçük ve büyük limanı gezdik. Bunun yanında Amasra’ya giderseniz yaklaşık 15 km uzaklıktaki Çakraz’a da mutlaka uğrayın. Denize dimdik inen kayaların ortasında adeta bembeyaz kumlardan oluşan inanılmaz güzel bir koyu var, yemyeşil ağaçların arasından gelen bir dere sakince bu kumsalı bölerek denize ulaşıyor. Tüm bu göz ve ruh ziyafetinden sonra &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;tam tepede kuşbakışı “Canlı Balık” restaurantta gerçek bir balık ziyafeti çekmek tam bir mutluluk oldu bizim için.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tüm bu güzel tatilin en önemli noktalarından biri de kaldığımız yerdi, ormanın içinde tepeden denizi gören, ahşap bungalowlardan oluşan bir tesis bulduk. Gerçekten kasaba içinde kalmaktan çok daha iyi bir fikirdi bu, bahçesindeki tavşanlar, tavuklar, köpekler en küçük gezgini bayağı bir eğlendirdi. Oksijene ve sessizliğe ne kadar muhtaç yaşadığımızı bir kez daha derinden hissettik burada. Her ne kadar geriye dönüş hüzünlü de olsa, böyle kaçışlar yeniliyor insanı, en azından bir süreliğine ruhunuz ve bedeniniz gençleşiyor. Herkese küçük kaçışları şiddetle tavsiye ederim.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-3714198223779987885?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/3714198223779987885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/11/amasra.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3714198223779987885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3714198223779987885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/11/amasra.html' title='Amasra..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SwCCfIfZXxI/AAAAAAAAAK8/HIVwXgutF7g/s72-c/a4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-3602463286456917399</id><published>2009-11-05T02:21:00.000-08:00</published><updated>2009-11-05T05:00:42.263-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Kötüyüm ben kötüyüm herkesi hasta ederim:)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SvKnM1MtDqI/AAAAAAAAAKU/rL0Yu0-RTAw/s1600-h/sagligimiz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400562742051278498" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 305px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SvKnM1MtDqI/AAAAAAAAAKU/rL0Yu0-RTAw/s320/sagligimiz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;B&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;u aralar bu cümleye takılmış durumdayım. Düşündükçe beni hasta edecek ne kadar çok konu, ne kadar çok mikrop olduğunu fark ediyorum. Artık yeni bir mikrobumuz ve hastalığımız daha var ‘’Domuz Gribi’’. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Son dönemlerin en çok konuşulan tartışılan konusu oldu domuz gribi ve aşısı. Çağımızın hastalıkları değişiyor ve artıyor. Tabi tıpta bunlara çare bulmak için elinden geleni yapıyor. Ama yinede arkada dönen tezgâhları okudukça, duydukça bu hastalıkların bazıları için özellikle mikroplar üretildiğini ve bu mikropları çoğunlukla gelişmekte olan ülkelere yaydıklarını ve ardından bunlar için geliştirilen tedavinin (aşılar, ilaçlar, tıbbı ve temizlik malzemeler vs...) ülkelere satılarak bir pazar sağlandığını düşünmeye başladık. Bu kesin bir tespittir diyemiyorum elbette ama bu sonucu çıkaran sadece ben değilim. Son zamanlarda ülkemizin en önemli meselesi sadece bu konu bütün haber bültenlerini ve gazete manşetlerini dolduruyor. Bu arada bu konuların en çok manşetlere taşındığı zaman enteresan biraz. Ayrıca 29 Ekim öncesi ve sonrası tüm okulların tatil edilmesi (buna bağlı olarak okulların bile doğru dürüst süslenmemesi, törenler düzenlenmemesi), Başbakan'ımızın o önemli günde Obama’yı ziyaret ederek Cumhuriyet törenlerine katılmaması daha neler neler. Size de enteresan geliyor dimi…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğu bir zamanda artık herşeyden korkar, arkasında art niyet arar olduk. Sabah evden çıkarken başımıza neler geleceğini hiç bilmiyoruz. Bulaşıcı hastalıklar, konulan yanlış teşhisler, yapılan yanlış tedaviler, görülmez kazalar bunlara benzer bir sürü bizim kontrolümüz dışında olan sebeplerden insanlar ölüyor. Acı olan bu ölümlere alışıyor olmamız. İnsanların ölüm nedenlerini öğrendikçe tepkilerimizi azaltıyor, şu nedenden ölmüş diyip geçiyoruz. Bu geçişin nedeni ölen kişinin yakınlarımızdan birinin olmayışı elbette. Yazması bile korkunç ama yakınlarımızdan birisi olsa bu kadar kolay geçiştirebilir miyiz bu ölümleri. Düşünüyorum da ne yapabiliriz ki. Kimi kime şikâyet edicez, nereye dava açıcaz, neyin mücadelesini yapacaz giden gittikten sonra. Ayrıca da bu mücadeleden de bir sonuç alabileceğimizi sanmıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Öyle bir ülke ki bizim ülkemiz yaşanan en büyük facialar bile unutturuluyor bize ve bizde unutuyoruz. 1986 yılında yaşanan Çernobil patlamasından sonra ülkem insanlarına özellikle Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlara verdiği zararlar şimdi çok daha iyi görülüyor. Genç, yaşlı bir sürü kişiyi bu patlamaların etkisiyle oluşan sağlık sorunları nedeniyle kaybettik veya bu nedenle sağlık sorunları yaşıyorlar. Buna benzer bir sürü olay var ülkemizde. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Evet, bunlara bir yenisi daha eklendi en son kene ısırmalarından ölenlerden sonra şimdi domuz gribi ile çalkalanıyor ülkemiz ve dünya. Klasik bir senaryo ile vakti zamanında ‘’Çaylarımızda bir sorun yok bakın bende çay içiyorum’’ diye demeçler veren bakanımız gibi şimdide sağlık bakanı ekranlar karşısında aşı oluyor ki halkı ikna edip Avrupa’dan satın alınan milyonlarca grip aşını elden çıkarabilsinler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ne olacak bu memleketin hali bilmiyorum. Ne zaman uyanıcaz ey halkım bu kâbustan. Bu kâbustan ancak uyanırsak kurtulabiliriz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Birinin bu kâbustan uyanmak için bizi dürtüp, uyandırması gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ama kim bu? Var mı acaba böyle biri? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Sağlıcakla kalın…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#ff6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: BİRCAN&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-3602463286456917399?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/3602463286456917399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/11/kotuyum-ben-kotuyum-herkesi-hasta.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3602463286456917399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3602463286456917399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/11/kotuyum-ben-kotuyum-herkesi-hasta.html' title='Kötüyüm ben kötüyüm herkesi hasta ederim:)'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SvKnM1MtDqI/AAAAAAAAAKU/rL0Yu0-RTAw/s72-c/sagligimiz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-1868151162183761200</id><published>2009-10-23T06:51:00.001-07:00</published><updated>2009-10-23T06:53:56.042-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Kendinle aran nasıl?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SuG1NHxws0I/AAAAAAAAAKM/Xb_q5RArl_4/s1600-h/bar%C4%B1%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 239px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SuG1NHxws0I/AAAAAAAAAKM/Xb_q5RArl_4/s320/bar%C4%B1%C5%9F.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395793065597252418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ç&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;ünkü kendinle aran iyi değilse, bir başkasıyla aranın iyi olması oldukça zordur. Kendisiyle derdi olan bir insanın problemini çözmeye imkan yoktur, insanın kendisiyle arasına girilir mi hiç? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;30 yaş dönemecini dönerken, hele ki dünyaya bir insan yetiştiriken çözmem gereken en önemli sorunun &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;kendimle olan dertlerim olduğunu fark ettim. Kendimle aram ne kadar iyi olursa, çocuğumla da aram o kadar iyi olur dedim. Dedim de nasıl olacak bu? 30 yıldır artık kabullendiğim kendimle olan didişmelerim, küskünlüklerim, kızgınlıklarım varken, herkes de beni böyle kabul etmişken kolay mı tek tek bunları bulup, her biri için kendimle&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;barış imzalamak. Hem kolay değil, hem de bir anda olacak iş değil tabii ki. Ama bir yerden de başlamak gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bu farkındalık ortaya çıktığından beri etrafımdaki herkesin az çok kendisiyle bir derdi olduğunu fark etmeye ve rahatlamaya başladım. Demekki sadece ben değilmişim, demek herkes ara ara kendini hırpalıyormuş, ya da kendine kızıyormuş sahip olamadığı ya da beceremediği şeyler için. İtiraf edelim etmeyelim, farkına varalım varmayalım kendimizle az ya da çok bir sıkıntımız oluyor. “Benim asla yok” diyeni de ben şahsım adına tebrik etmek isterim:)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; İşte kendimizle bu cebelleşme hallerinde çevremize karşı hoşgörümüz, sabrımız ve sevgimiz de azalıyor. Kendimizi ne kadar seviyorsak, dünyayı da o kadar sevebiliyoruz, kendimize ne kadar gülüyorsak, çevremize karşı da o kadar güleryüzlü olabiliyoruz veee kendimize ne kadar hoşgörülü olabiliyorsak, çevremize de o kadar hoşgörü gösterebiliyoruz. Ya da tam tersi tabii..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;O kadar kritik ve zor bir süreç ki bu aslında, çünkü dış dünyayla mücadele ederken, bir de farkında olmayarak, ya da şanslıysak farkında olarak kendimizle bir mücadele halindeyiz sürekli. İçe dönük bu mücadeledede açıkçası kendimiz dışında bize yardımcı olmak isteyenlerin mutlak başarıya ulaşmaları çok zor. Çünkü bizi bizden iyi tanıyabilecek ve bizi kendimizin ellerinden kurtarabilecek maalesef bir başkası da yok. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kendimizle olan sorunlarımızla yaşamaya alıştık ve bundan da rahatsız olmuyoruz diyelim, kavga dövüş yaşayıp gidiyoruz. Zaman zaman fiziksel olarak beğenmiyoruz kendimizi, ya da bir huyumuz, alışkanlığımız bizi sinirlendiriyor ama hiçbir şey de yapamıyoruz. Bu sürekli ya da ara ara iç çatışma halleri anlam veremediğimiz bir yorgunluğa ya da huzursuzluğa neden oluyor ve işin daha da kötüsü bizimle iletişim kuran herkese de yansıyor doğal olarak. Sonra çevremizle olan çatışmalarımızı çözmeye çalışıyoruz. Aslında hepsinde belki değil ama birçoğunda sorun bir türlü çözemediğimiz kendi kendimizle olan dertlerimiz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;İnsan bir yerden başlamalı diyorum kendisiyle barış imzamalaya.. Hele ki belli bir yaştan sonra bunu yapmak daha değerli. Bugüne kadar aştığımız yolda edindiğimiz tecrübeler kendimizi daha çok sevmemiz gerektiğini de gösteriyor bize. Elimizdeki en önemli şey kendimiziz.. Kendimize değer veremezsek kimseye değer veremeyiz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Ben yavaş yavaş başladım, mesela artık kendime acımasızlık etmemeye çalışıyorum. Ya da kendimle daha fazla empati kurmaya gayret ediyorum. Çünkü kendimle aramı ne kadar iyi tutarsam sevdiiklerimle de aramın o kadar iyi olacağına inanıyorum:)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-1868151162183761200?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/1868151162183761200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/10/kendinle-aran-nasl.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1868151162183761200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1868151162183761200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/10/kendinle-aran-nasl.html' title='Kendinle aran nasıl?'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SuG1NHxws0I/AAAAAAAAAKM/Xb_q5RArl_4/s72-c/bar%C4%B1%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-5152299284576442920</id><published>2009-10-14T04:50:00.000-07:00</published><updated>2009-10-14T05:23:43.559-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Mola zamanı..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/StW7QuAtDdI/AAAAAAAAAKE/5nXEwmBGV9o/s1600-h/mola3.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392422024749321682" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/StW7QuAtDdI/AAAAAAAAAKE/5nXEwmBGV9o/s320/mola3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yoğun günler geçiriyorum. İşte, evde, her yerde yapmak istediklerim, istemediklerim, yapmam gerektiğinin farkına varararak arttırdığım sorumluluklarımla hızlı bir şekilde devam ediyor hayatım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Her şey çok iyi ve yolunda gidiyor diyemiycem, biraz mücadele ve çaba gerektiren konular var gündemimde. Belki de bunların etkisiyle yorgun hissediyorum kendimi. İnsanoğlu işte her şey aynı anda olsun istiyoruz ve bunları elde etmek için koşuşturmacılarımızı artıyoruz. Arada mola vermek lazım her şeye. Kendime vakit ayırma isteğim ve buna bağlı olarak gezip, görme arzularım dürtüyor bu aralar beni. Bir seyahatin iyi geleceği fikrindeyim ve başladım araştırmaya, araştırırken bile kendimi iyi hissediyorum gidip gelince çok daha iyi hissedeceğimden eminim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Önemli olanda bu sanırım, arada hayata mola verebilmeyi bilebilmekte, tüm sorumlulukları bir kenara bırakıp istediğini yapabilmekte. Her konuda bunu yapamayabiliriz ama yapabileceğimiz konularda kendimiz için yaptığımız her şey bizi daha iyi hissettirecektir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hayata mola verebilmenin güzelliğini keşfedeli yıllar olmadı ama bu güzelliği keşfetmekte geç kalmadığıma çok seviniyorum. Sizlerinde bu güzellikten mahrum kalmamanızı istiyorum ve bir eğitimde eğitmenimizin şu tavsiyesini sizlerle paylaşmak istiyorum; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;''Çok uzun zamandır yapmak isteyipte vakitsizlikten şikâyet edip yapamadığınız bir isteğinizi bugün yapmanız.'' &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Evet, evet bugün yapmalısınız (daha doğrusu bunu bir zorunluluk olarak görmeden yapmak istemelisiniz) çünkü bugün de yapmazsanız yıllardır yaptığınız gibi sonra yaparım, şimdi mümkün değil ya da şu işi bitirince yaparım diyecek ve yine erteleyeceksiniz. İsteğiniz bugün hemen yapılabilecek bir şey olmayabilir ama en azından yapmak için somut bir harekette bulunabilirsiniz. Başlangıç için bugün yapılabilecek bir şeyi seçer ve yaparsanız ve bu süreci hayatınıza kazandırıp arada sırada uygularsanız size katkılarını çok daha iyi göreceksiniz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Umarım bu tavsiyeyi sitemizi okuyan siz sevgili arkadaşlarımız uygulayabilirsiniz. Uygulayıp düşüncelerini bizimle paylaşmak isteyen olursa çok sevinirim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ayrıca mola verip yazımı okuyan herkese teşekkürler... :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#ff6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: BİRCAN&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-5152299284576442920?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/5152299284576442920/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/10/mola-zaman.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/5152299284576442920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/5152299284576442920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/10/mola-zaman.html' title='Mola zamanı..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/StW7QuAtDdI/AAAAAAAAAKE/5nXEwmBGV9o/s72-c/mola3.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-6458690784412971101</id><published>2009-10-01T22:57:00.000-07:00</published><updated>2009-10-02T06:46:55.181-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Savaşmak ya da kabul etmek..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SsWasRxvW4I/AAAAAAAAAJ8/zPaGOO9qrws/s1600-h/acceptance.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SsWasRxvW4I/AAAAAAAAAJ8/zPaGOO9qrws/s320/acceptance.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387882614695615362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Savaşmak” ya da “kabul etmek” işte bütün mesele bu.. Nereye kadar mücadele etmeli? Nerede durmalı? Nerede kabul edip her şeyi sindirmeli ve yoluna devam etmeli insan? Çünkü birinden birini yapmalı.. Asla arada kalmamalı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bunca güç mücadelesinin, hırsların ve acımasızlıkların ortasında yol alırken savaş için güç gerekiyor bize. Ailemiz için, kendimiz için, hedeflerimiz için savaşabilmek adına özgüven, sabır,  bazen çok çalışmak, bazen her şeye göğüs germek gerekiyor. Ve çoğu zaman gücümüz yetmiyor her şeye. Savaşmaya değer şeyler  ve insanlar  için savaşacak kadar güç ve enerji toparlamamız gerekiyor. Boşa harcayacak ne vaktimiz, ne enerjimiz var şu dünyada. Bunun için de yolumuza çıkan bazı engelleri, kırgınlıkları, öfkeleri, hayal kırıklıklarını kabul &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;edip hatta onlarla canı gönülden helalleşip arkaya atmamız gerekiyor. Kolay mı bu? O kadar zor ki. Ama devam edebilmek için elimizde bize verilen sınırlı kaynak ve zaman var. Bu sınırlı zaman ve kaynağı hayatımıza katma değeri olan olaylar, savaşlar ve insanlar için kullanabilmek büyük marifet. Bu marifeti gösterebilen insanlarda gördüğüm en önemli şey de “iç huzuru”. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ama insanoğlu robot değil ki, her olaya ya da insana sayısal değerler verip, enter tuşuna bassın ve çıkan sonuca göre enerjisini ve kaynaklarını değerli olanlara ayırıp, değeri düşük çıkanları elesin. Yok ki böyle bir şey, insanız biz, duygularımız var bir de bizi yöneten. Yaraları sarmak için zamana ihtiyacımız oluyor çoğu zaman. Kısır döngülere giriyoruz boyuna. Yeniliyoruz; sorguluyoruz, üzülüyoruz; sorguluyoruz, kaybediyoruz sorguluyoruz. Oysa yapacak bir şey kalmadıysa, olan olduysa ya da mücadele etmenin artık bir anlamı yoksa tüm benliğiyle başına gelen şeyi “kabul edebilmelidir insan.” O kadar rahatlatan, o kadar özgürleştiren bir yanı vardır ki kabul etmenin. Kabul edersiniz ve biter. Kabul etmek yenilmek demek değildir, zaten olmuş bitmişse her şey bitmiştir. İşte bitişlerde kabul edersiniz ki, yolunuza devam edebileseniz. Hareket alanınız kalmamışsa ve siz hala çemberinizin içinde kendinizi mahkum etmişseniz geleceğe bakmanız çok zordur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;İşte her şey bu kararla başlar zaten. Savaşayım mı? kabul mü edeyim? Savaş kararı alırsanız Ki bu da ağır bir yüktür. Önce istemek sonra risk alacak yürek ve cesaret gerekir. Elini taşın altına koymadan, savaşma nedenin neyse ona sonuna kadar inanmadan, emeğini, zamanını, enerjini ortaya koymadan ve en önemlisi yenilmeyi de göze almadan savaşmak olmaz. Aksi takdirde kaybedince oturup ağlamayı hak etmez insan.  Zaten asıl pişmanlık yaratan  savaşmaya değer olduğu halde cesaretsizlikten yüreksizlikten ya da emek vermek istememekten dolayı hiç savaşmadan yaşanan yenilgiler değil midir? İşte o zaman da “kabul etmek” ve sadece fiziken değil ruhen ve kalben de başka bir yola devam etmek gerekir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ben karşımıza çıkan olaylar ya da insanlarla ilgili “savaş” ya da “kabul et” komutunun insanın ta içinden geldiğine inanıyorum, aslında hep geliyor da biz ne kadar doğru zamanda duyuyoruz, duyuyoruz da ciddiye alıyor muyuz? İşte bir mesele de bu… &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Meseleler bitmez,  ama ben insanın kendini geliştirmesi konusunda ümitsiz değilim. Farkında olalım olmayalım kendimizin bir yeni versiyonunu oluşturuyoruz hep. Meseleler çözülür, yeter ki  meselenin ne olduğunu bulabilelim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-6458690784412971101?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/6458690784412971101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/10/savasmak-ya-da-kabul-etmek.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6458690784412971101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6458690784412971101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/10/savasmak-ya-da-kabul-etmek.html' title='Savaşmak ya da kabul etmek..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SsWasRxvW4I/AAAAAAAAAJ8/zPaGOO9qrws/s72-c/acceptance.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-3372792277965710163</id><published>2009-09-18T04:19:00.000-07:00</published><updated>2009-09-18T04:23:43.824-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Yine, Yeni, Yeniden MÜZİK…</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SrNs2S_5zNI/AAAAAAAAAJ0/G8Fy0beeJNQ/s1600-h/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC140.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SrNs2S_5zNI/AAAAAAAAAJ0/G8Fy0beeJNQ/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC140.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382765659706477778" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Y&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;azıma nerden başlayacağımı bilemiyorum...Ailece Haydarpaşa'ya yaptığımız tren yolculuğundan mı? Konserin güzelliğinden mi? Müziğin zenginliğinden mi? Ama bildiğim en net şey süper bir konser, süper bir performanstı. Şiddetle herkese Tuluyhan Uğurlu'nun son albümü Akdeniz'i almalarını tavsiye ediyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Evett...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Dün akşam Tuluyhan Uğur'lunun muhteşem konserindeydim. Konser Haydarpaşa Garı merdivenlerindeydi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Konseri eşim, oğlum, ben hep beraber dinlemek istesekte mümkün olmadı belki ama, ilk defa ailece tren yolculuğu yaptık. İftar saati sonrası olduğu için tren bomboştu. Eşim yıllardır trene binmediğini bu yüzden trenle gitme teklifimin iyi bir fikir olduğunu trende giderken anladı. Bir anlamda eşim ve benim için nostalji olmuştu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Sakin tren yolculumuzdan sonra gara vardığımızda konser hemen başladı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bazı şeyler aslında anlatılmaz ancak yaşanır. Gerçekten dinlemek ve orda olmak gerekir. Her konserinde olduğu gibi slâyt gösterisi ile zenginleştirmişti konserini Tuluyhan Uğurlu. Konsept süperdi. Ayrıca bir parçada semazenlerde eşlik etti müziğe. Arkamızda deniz, yüzümüzü serinleten rüzgar esintisi eşliğinde dinledik müzikleri. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bir ara gözlerimi yumdum ve notaları dinlerken onları nasılda içimde hissettiğimi fark ettim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;O an bile gerçekten müzik harika bir şey diye düşündüm. Hiç söze gerek yoktu. O melodiler o kadar güzel anlatıyordu ki anlatılmak isteneni. Bu yüzden müzik değerli diyorum, farkına varmamızı sağlıyor hayatın, sevginin, üzüntünün. Aslında hepsinin bir arada güzel olduğunu. Müzik ruhun gıdasıdır deniyor ya gerçekten öyle benim içinde vazgeçilmez bir gıda. Dinlemek yetiyor bu gıdadan faydalanmak için illaki işin içinde olmaya, müzik eleştirmeni olacak kadar bilgi sahibi olmaya veya bir enstrüman çalmaya gerek yok. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Sözü fazla uzatmadan tekrar kulaklığımla Tuluyhan'ın derinliklerine dalıyor, sizlerede bu derinlikleri keşfetmeye davet ediyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Sevgiyle ve müzikle kalın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-3372792277965710163?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/3372792277965710163/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/09/yine-yeni-yeniden-muzik.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3372792277965710163'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3372792277965710163'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/09/yine-yeni-yeniden-muzik.html' title='Yine, Yeni, Yeniden MÜZİK…'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SrNs2S_5zNI/AAAAAAAAAJ0/G8Fy0beeJNQ/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC140.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7357766475547996171</id><published>2009-09-13T13:07:00.000-07:00</published><updated>2009-09-15T07:13:00.221-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Ortak gerçeklerden kişisel doğrular yaratmak..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sq1WJp38sPI/AAAAAAAAAJk/bd1bQCWN_w4/s1600-h/2-green-apples.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 252px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sq1WJp38sPI/AAAAAAAAAJk/bd1bQCWN_w4/s320/2-green-apples.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381051853636940018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ortak gerçeklerden kişisel doğrular yaratıyoruz hepimiz.. Aslında  hayat da ortak gerçeklerin kişisel doğrulara dönüşmesi temelinde şekillenmiyor mu?.. Karmaşık gibi görünen aslında son derece basit bir yaklaşım bahsettiğim. Felsefi kavramları derinlemesine irdelemeye boyum yetmez ama bu durum beni hayatta bazı tespitler yapmaktan da alıkoyamaz herhalde.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bir kere gerçek ne? Doğru ne? diyecek herkes biliyorum. Burada bahsettiğim “gerçek” ya da daha doğru tanımıyla “gerçeklik”; elle tutulur, gözle görülür ya da akılla ortak olarak idrak edilir yorumsuz objektif şeyler. Mesela gece, gündüz, yaz, kış. Boyum şu kadar. Bardakta 125 ml su var. Saçlarım siyah. Şu kadının 2 çocuğu var.. Böyle bir sürü örnek verilebilir. Kısacası herkesin müşterek birleştiği kavramlar gerçekler. Hayatın içinde herkes ya da aynı ortamdaki herkes diyelim aynı gerçeklikleri görür ve yaşar.  Peki içinde ortak olarak yaşarken ve aynı şeyleri görürken, idrak ederken tüm bu anlaşmazlıklar, çatışmalar neden o zaman?  Bir dolu cevap verilebilir bu soruya. Ben bu çatışmaların temelinde aynı gerçeklerden farklı doğrular, farklı bakışlar ve kararlar doğmasını görüyorum. Herkes aynı sıcaklıktaki ortamda dururken kimisine sıcak, kimisine soğuk gelmesi gibi.  Çok klasik tabirle bardaktaki aynı miktardaki suya kiminin “yarısı dolu”, “yarısı boş” demesi gibi.  Ya da aynı parayı kazanan insanların bazısının halinden memnun yaşarken , bazısının geçim sıkıntısı çekmesi gibi. Sonuç gayet basit… Gerçekler ortak olsa bile aslında herkes kendi doğrusunu yaşıyor sonunda.  Herkesin doğrusu kendi gerçeği haline geliyor ve insanlar gerçeklerden çok kendi doğruları üzerinden hareket ediyorlar. Böyle olunca “gerçekler” ve “kişisel doğrular” karışıyor. Veee işte çatışmalar burada başlıyor. Kendi doğrularını “gerçek” olarak kabul eden insanoğlu, bir diğerinin farklı “doğrusu”na hayretler içinde bakıyor. Ve eğer ki bir de  bu “doğru” kendi “doğru”larıyla çelişiyorsa çatışma başlıyor. Aslında çoğu inançsal, ırksal, politik kavgaların temelinde de bu basit yaklaşım yatıyor. Eğer tüm idealist yaklaşımlarda ortak gerçek “insanların refah içinde yaşamaları” ise, ki genelde tüm dinlerde ve  politik görüşlerde temel amaç budur, o zaman dünya kurulalı beri gelen bu savaş ve kıyımların nedenini anlamak için yine bu basit yaklaşıma bakmamız gerekiyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Toplumsal düzenlerde insanları zapt-ü-rapt altına almak amacıyla kişisel doğruları ortak gerçeklerde birleştirebilmek için bir sürü kanun, kitap, kural yaratılmıştır. Yoksa mümkün mü herkesin kişisel doğrusuyla bir toplum içinde yaşayabilmesi. Kaç milyar insan varsa o kadar milyar dünya görüşü demek çünkü bu. Tüm bu toplumsal, inançsal, kültürel ortak payda çabalarına rağmen bile herkesin gözünden dünya başka görünür. Renkleri bile birbirimizin nasıl algıladığını bilemeyiz ki. Mavi bile senin için nasıl bir mavi, benim için nasıl bir mavidir? Ya da herkesde ne kadar farklı duygular uyandırır? Bilemeyiz. İşte bu kişiye göre farklılaşan bakışlar farklı doğruları da doğurur aynı zamanda… Hatta doğrular bazen o kadar büyür ve gerçeğe dönüşür ki, gerçekten bile saptırır insanları.. Gerçeklerle doğrular karışır hatta savaşır. Bunun üzerine güzel bir laf  Don Kişot’tan.. Demiş ki Don Kişot, şövalyeliğin artık mazi olduğunu söyleyenlere..” Gerçekler doğrunun en büyük düşmanıdır..” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Uzun lafın kısası bu sadece bir tespit, hayata bakarken bazen görünenin arkasındaki görünmeyenleri tanımlamak gibi saplantım var. Kimisi tanımlayınca, kimisi de tanımlamayınca rahatlar. Bazısı da düşünmez bile. Hangisinin daha iyi olduğunu bilemeyiz. İşte burada bile aynı gerçek üzerinden bir sürü farklı doğru çıktı:) Bunun ne faydası mı oldu? Hiçbir faydası olmadıysa benim için hoşgörü yolunda, en azından aynı gerçekler üzerindeki farklı bakışları her zaman saygıyla olmasa bile “normal” karşılama yolunda bir nebze de olsa düşünmeme neden oldu. En azından benimkinden farklı olan bir görüşe, bir fikre yorum yaparken amiyane tabirle bodoslama girişmek yerine “işte gerçek ortak olsa da bu da farklı bir doğrudur” deyip, yorum yapmadan önce derin bir nefes almama neden oldu..  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:arial;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-7357766475547996171?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/7357766475547996171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/09/ortak-gerceklerden-kisisel-dogrular.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7357766475547996171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7357766475547996171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/09/ortak-gerceklerden-kisisel-dogrular.html' title='Ortak gerçeklerden kişisel doğrular yaratmak..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sq1WJp38sPI/AAAAAAAAAJk/bd1bQCWN_w4/s72-c/2-green-apples.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-8006776879499727338</id><published>2009-09-09T01:30:00.000-07:00</published><updated>2009-09-09T03:44:01.900-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Sonbahar..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sqdnt7j5AFI/AAAAAAAAAJc/DTZt7Dcl53g/s1600-h/sonbahar2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379382318697349202" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 241px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sqdnt7j5AFI/AAAAAAAAAJc/DTZt7Dcl53g/s320/sonbahar2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-RIGHT: -5.4pt"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Hızlı geçen bir yazın ardından sonbahara girdik bile. Dün yağan şiddetli yağmur sonbahara hoş geldin der gibiydi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Yazında yoruluyoruz elbette ama kış yorgunluğu gibi olmuyor yazınki. Sanki o kısacık üç ayı en iyi şekilde geçirme talaşı var yazda. Bütün kış beklenen ve gidilen tatiller, denize karşı içilen o soğuk içeceklerin tadı, açık havada yapılan kahvaltılar, akşam geç yatmalar, çay bahçelerinin dolulukları, yenilen dondurmaların tatları, her yerde geç saatlere kadar var olan hareketlilik, insan, müzik sesleri... Bütün bunlardan ayrılma vakti geldi, seneye görüşmek üzere vedalaşmaya başladık bile. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;İlkokula giderken öğretmenlerimizden sonbahar'ın tarifini ' Yapraklar sararır, solar dökülür ' diye öğrenmiştik. Sararmak, solmak, dökülmek ve sonbahar s&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="BACKGROUND: white"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;öylenildiğinde insanı neden üşüttüğü belli. Hüzünlü bir mevsim. Acaba yaşanılanlar mı hüzünlendiriyor yoksa yaşanamayanlar mı, yoksa SON mu hüzünlendiriyor insanı? Evet, bence yazın sona ermesi bu hüznün nedeni. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Okul mevsimidir sonbahar. Her yerde okulun başlama çanları çalar. Havalar soğumaya başladı artık okul açılıyor sonucunu çıkardı bile çocuklar. Özellikle öğrenciler açısından güzelim yaz tatilinin bitip, okulun başlamasından mıdır, yoksa sıcak ve uzun günlerin yerini soğuk ve kısa, parçalı aydınlıklara bırakmasından mıdır? Yeni bir iş senesinin başlamasından mıdır ya da tembel geçen haftalardan sonra yapılacak işlerin birikmesinden midir, belli belirsiz bir gerilimin olduğu ve sıkıntılı başlangıçların adıdır sonbahar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Her mevsimin kendine özgü çok güzel özellikleri var elbette. Her mevsimin başlangıcı o mevsimin güzelliklerinin en çok farkına varabildiğimiz dönemlerdir. Belki de bu nedenle severim ben sonbaharı. Bir durgunluk, sakinlik mevsimidir. Kışa geçiş öncesi son dem gibidir sonbahar. Seneyi bitiriyormuşçasına yaşadıklarımızı tarttığımız, biçtiğimiz bir dönemdir. Bunalınmış sıcaklardan sonraki o serin rüzgâr büyük haz verir, ilk üşümelerin ardından içilen sıcak çayın verdiği tadı en iyi sonbahar mevsiminde alırız. Eğer acıkmasaydık, doyamazdık, üşümeseydik ısınamazdık, karanlık olmasaydı aydınlığı bilemezdik. Bu yüzden, sonbaharı, biraz da hayatımızdaki güzellikleri ön plana çıkaran gri bir fon olarak da düşünebiliriz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Tüm yaz boyunca olgunlaşan ürünler artık hasat edilmiştir. Sonbahar boyunca ambarlardaki bu ürünler tek tek ayıklanır, çürükler atılır, sağlamlar kalıcı ambarlara doğru paketlenir. Hayvanlar arasında sağlam olanlar hayatta kalır kalanları ölür. İnsanlar arasında sağlam olanlar (her bakımdan) yeni ders, iş, mücadele dönemine buradan başlar ve onlar da daha ilk baştan ayıklanır. Tüm insanlık tarihi boyunca sonbahar her nedense, bir ayıklama zamanı, bir kapı kontrolü olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;İşte böyle, yaşıyoruz birer birer mevsimleri İlkbahar-Yaz- Sonbahar-Kış. Hoş geldiniz sonbahar ve ardından gelecek kış, yeni yaşanacak iyi-kötü günler hoş geldiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#ff6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;imza: BİRCAN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-8006776879499727338?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/8006776879499727338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/09/sonbahar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/8006776879499727338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/8006776879499727338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/09/sonbahar.html' title='Sonbahar..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sqdnt7j5AFI/AAAAAAAAAJc/DTZt7Dcl53g/s72-c/sonbahar2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-3077450623516449814</id><published>2009-08-31T12:34:00.000-07:00</published><updated>2009-09-01T00:11:16.009-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyrettiğim...'/><title type='text'>Soysuzlar Çetesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Spwl9qiIz0I/AAAAAAAAAJM/Khmx_qT_S1E/s1600-h/inglorious_basterds.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 317px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Spwl9qiIz0I/AAAAAAAAAJM/Khmx_qT_S1E/s320/inglorious_basterds.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376213796493250370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tarantino filmlerini severmisiniz? Benim fazla bir münasebetim olmamıştı bugüne değin. Taa ki geçenlerde “Soysuzlar çetesi- Inglourious Basterds” adlı filme gidene kadar. Genel olarak büyük keyifle izledim diyebilirim, gerçi 6 ay sonra hangi filme&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; gitsem güzel gelecekti herhalde&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;:) Ama yok, gerçekten oldukça iyiydi. Filme başlıyorsunuz ve bir solukta bitiriyorsunuz, tempo düşmüyor, merak azalmıyor, yönetmen izleyicinin dikkatinin filmin sonuna kadar çekebilmeyi başarmış.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Film iyiydi derken şöyle bir ilginç durum vardı bana göre &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;başrol oyuncusu Brad Pitt, ki kendisinin oyunculuğunu oldum olası beğenenememişimdir, maalesef alışılagelmiş performasını sergilemişti filmde. Çok yapay, çok sıradan, adeta bas bas bağıran bir oyunculuk ortaya koymuş. Hatta diyebilirim ki böyle etkileyici bir filmde, diğer oyuncuların başarılı  performansları arasında&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;onun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;oynadığı karakter bile sırıtmış.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Film 2. Dünya savaşı yıllarında Alman işgali altındaki Fransa’da bir grup Amerikalı nazi avcısı askerden oluşan “soysuzlar çetesi” nin intikamını anlatan ama tarihte yeri olmayan hayal ürünü bir film. Tarihsel bir gerçek içinde başarılı bir hayal gücüyle yaratılmış&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;hayal ürünü bir masal yani. Savaş sırasında Teğmen Aldo Raine (Brad Pitt), yahudi askerler tarafından kurulan bir grubu düşmana karşı misilleme yapma amacıyla organize ediyor. Düşmanları tarafından “Piçler” yakıştırmasıyla bilinen Raine’ın grubu, nazi Almanyasının önde gidenlerine zarar verme misyonunu üstleniyor. Bu amaçla, alman sinema oyuncusu ve gizli ajan Bridget Von Hammersmark (Diane Kruger) ile işbirliği yapıyorlar. Shasoanna’nın kendi intikamını alma planlarını yaptığı bir sinema salonunun çatısı altında hepsinin kaderleri kesişiyor ve şölen başlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SpwmJjaus-I/AAAAAAAAAJU/VXNR-QZIzRA/s320/inglorious_basterds04.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 200px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376214000741561314" /&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style=" line-height:150%;color:#333333;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;B&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" line-height:150%;color:#333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ana göre filmin en etkileyici yanı diyalogları, sanatsal ölüm sahneleri, kurgusu ve görüntüleriydi. Bunun yanında müthiş oyunculuk çıkaran Hans Landa rolündeki Christoph Waltz’ı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ve&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yahudi kızı Shosanna Dreyfus rolündeki Fransız oyuncu Mélanie Laurent’i diğer oyunculardan ayrı olarak takdir etmek gerekir. İkisi de olağanüstü bir iş çıkarmış. Bence filmde asıl olay bu 2 karakter üzerinde dönmüş, 2 oyuncu da bunun hakkını fazlasıyla vermiş. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style=" line-height:150%;color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style=" line-height:150%;color:#333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Beklenmedik şekilde gelişen hikayede biran olsun ekrandan gözünüzü ve beyninizi ayıramıyorsunuz. Şiddet, heyecan, espri ve trajedi..hepsi birden dikkatinizi sıkı sıkı tutuyor film boyunca. Bu arada görüntü yönetmenini de tebrik etmek gerekiyor. Filmin giriş sahnesi olan Landa’nın fransiz kırsalındaki sütçü bir ailenin ziyaretine gittiği ilk sahnesinden son sahneye kadar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;görsel keyif asla azalmıyor. Benim aklımda albayla Shosanna’nın “apfel strudel” yedikleri sahne çok yer etmiş ama hepsi birbirinden şahaneydi sahnelerin. Brad Pitt’in filmin galasında İtalyanca konuşmayı becerememesi, barda çete üyelerinin alman olmadıklarının ortaya çıkışının kurgusu, son sahnede Shosanna’nın efsanevi gülüşü.. Hepsi çok çok iyiydi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style=" line-height:150%;color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style=" line-height:150%;color:#333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Kill Bill serisini izlemedim, ama duyumlarına göre Tarantino’dan daha ağır bir şiddet şöleni bekliyordum, bekliyordum derken tahmin ediyordum. Birkaç kafa derisi yüzme, çetenin öldürmeyip de serbest bıraktıkları askerleri damgalamaları(!) dışında, pek de dayanılmaz bir sahne yoktu diyebilirim. Ha bir de Apachi Aldo’nun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;(Brad Pitt), Bridget Von Hammersmark (Diane Kruger)’ın yaralı bacağına derinlemesine parmağını daldırması dışında.. Ne olursa olsun bana göre ne paranıza, ne zamanınıza acımayacağınız gerçekten iyi bir film, tavsiye ederim..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-3077450623516449814?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/3077450623516449814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/08/soysuzlar-cetesi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3077450623516449814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3077450623516449814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/08/soysuzlar-cetesi.html' title='Soysuzlar Çetesi'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Spwl9qiIz0I/AAAAAAAAAJM/Khmx_qT_S1E/s72-c/inglorious_basterds.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-449878584021473249</id><published>2009-08-27T01:51:00.000-07:00</published><updated>2009-08-27T03:52:33.686-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yediğimiz..'/><title type='text'>Veee hafif karnıyarık..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SpZJbqaTdsI/AAAAAAAAAI0/FkcbTm4Z3z4/s1600-h/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC075.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374563944903177922" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SpZJbqaTdsI/AAAAAAAAAI0/FkcbTm4Z3z4/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC075.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Hayatın 1001 hali, biraz da yiyelim içelim dedik ve bloğumuza bu köşeyi eklemeye karar verdik arkadaşlar. Bu köşemizde tariflere, tadılası yeni lezzetlere, naçizane yemek yenilecek restoran önerilerimize yer vermek istiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;İlk olarak büyük isek üzerine Fırında Karnıyarık tarifimi vermek istiyorum sizlere :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Malum, malzemeleri belirtmeden olmaz bu tarif işleri.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;6 adet orta boy patlıcan&lt;br /&gt;250 gr. kıyma&lt;br /&gt;2 ad. orta boy soğan&lt;br /&gt;2 ad. Domates&lt;br /&gt;Maydanoz&lt;br /&gt;Kekik&lt;br /&gt;Nane&lt;br /&gt;Salça&lt;br /&gt;Tuz&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374563770201537026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SpZJRfmL-gI/AAAAAAAAAIs/Ej6KNB1x-pQ/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC074.jpg" border="0" /&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Görüldüğü üzere malzemelerimiz oldukça az.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Evett sıra karnıyarığı hazırlamaya geldi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;İlk olarak patlıcanları alaca soyup (isteyen tamamını soyabilir.), üstte kalacak olan kısımlarını bıçakla ortasına kadar kesik atın. Sonra, içinde bol tuz bulunan suya atarak 10 – 15 dk. bekletin. Patlıcanları tuzlu sudan çıkarıp suda yıkayın ve kurulayın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Teflon tavada çok az konulmuş sıvı yağda patlıcanları kızartın. Kızartılan patlıcanları fırın tepsinize alın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Diğer tarafta başka bir tavada yine çok az konulmuş yağda kıymayı 5 dk. pişirin sonra soğanları koyun ve beraber 1 – 2 dk. pişirdikten sonra doğranmış domatesleri koyun ve hepsini 2–3 dk daha pişirirken bir yemek kaşığı salça, bir tatlı kaşığı kekik, 1 tatlı kaşığı nane 1 tatlı kaşığı tuz ve ve en son doğranmış maydanozu ekleyin, bütün bunları biraz karıştırın ve söndürün. (Arzu eden bir iki diş sarımsakta doğrayıp ekleyebilir.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hazırladığınız iç malzemesini tepsiye dizdiğiniz patlıcanların içine yerleştirin. Patlıcanların üzerine domatesleri ve istenirse bir ad. sivri biberi dizdikten sonra, tepsiye karnı yarıkların boyunu aşmayacak şekilde su ve suya 1 tatlı kaşığı tuz ekleyin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hazır olan karnıyarığınızı pişmek üzere fırına koyun, 200 derecede 45 dk. pişirin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Fırında nar gibi kızarmış, çok az yağda pişerek oldukça hafif olan karnıyarığınızı afiyetle yiyin :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="Times: ;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#ff6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-449878584021473249?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/449878584021473249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/08/veee-hafif-karnyark.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/449878584021473249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/449878584021473249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/08/veee-hafif-karnyark.html' title='Veee hafif karnıyarık..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SpZJbqaTdsI/AAAAAAAAAI0/FkcbTm4Z3z4/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC075.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-598115913494275894</id><published>2009-08-09T06:08:00.000-07:00</published><updated>2009-08-09T13:22:44.274-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>"Sonunda hep iyiler kazanır" Mı acaba?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sn7KlqbGCVI/AAAAAAAAAIc/D7A0dmQIVMY/s1600-h/iyiler2.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sn7KlqbGCVI/AAAAAAAAAIc/D7A0dmQIVMY/s320/iyiler2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367950554264111442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Küçükken hep iyiler kazanır zannederdim. Çoğunuz gibi.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tüm masallarda hep iyiler kazanırdı çünkü. Tüm çizgi filmlerde, tüm çocuk kitaplarında, tüm çocuk filmlerinde.. Hep “iyiler”in kazanacağı fikri ve inancı küçücük bilinçlerimize pompalanıp durdu çocukluğumuz boyunca. Dürüst, adaletli, iyi yürekli, merhametli, cesur insanlar ne kadar acı çekerlerse çeksinler eninde sonunda zafere ulaşırlardı. İnanırdım doğal olarak bu iyimser umuda her küçük çocuk gibi. Aslında sorun “iyilik” ve “kazanmak” kavramlarının ilişkisi ve orantısıydı... Bu kadar gazdan sonra  çocuk beynim de “iyilik” ve “ kazanmak” arasında çok sıkı bir ilişki olduğuna dair güçlü mü güçlü bir inanca sahip olmuştu sonunda. Zaman geçip büyüdükçe kötülerin de kazandığını gördüm doğal olarak. Hayatı yeni yeni tanımaya çalışırken, hatta ilkokula başlayıp da ilk defa sosyal ortamın içine girdiğimde gerçeklerle de yüzyüze gelmiş oldum. Ve bu çelişkiyi gördükçe çok şaşırdım tabii ki, anlam vermek zor geldi “kötüler”in de kazanmasına. Ama ama böyle olmamalıydı, bu olay benim beynimdeki sistemde böyle tanımlanmamıştı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; “Eee, hani hep iyiler kazanıyordu, nooldu?” dimi, “Yok evladım sonunda yine iyiler kazanır, sen sabret”ler zor da olsa biraz daha destekledi bu umudu ve bir süre daha  temize çıkardı “iyiliği”. Amma velakin baktım, olayların eni geliyor, sonu geliyor, ömür geçiyor, yok! “Kötü”ler de, tembeller de, adaletsizler de, acımasızlar da şakır şakır hem başarıya, hem mutluluğa, hem zenginliğe, hem refaha  ulaşıyorlar. Hala bir grup insan teselli ediyor kendini. Bu arada okuldan sonra tüm sivri dişleri ve acımasız pençeleriyle iş hayatıyla burun buruna geldiğimde anladım ki “iyilik ve kazanmak” arasında kesinlikle bir doğru orantı yoktur! Bu da 25 yıllık sosyal yaşamın içinde bulunma tecrübesi ve bazen gereksiz ve aşırı gözlemle özelliğiyle  sabittir! Orantı yoktur derken bana göre “ters” orantı da yok, yani kötüler kazanır diye de bir şey yok. Hayat yolunda ilerlerken, neyin ne olduğunu beynimizde daha kolay çözümleyebilmemiz için kendimizce kavramlar arasında kurduğumuz bir sürü bağlantı var. Mesela “zeka- başarı”, “spor-sağlık”, “çalışmak-para kazanmak” ve daha bir sürü soyut ya da somut bir çok kavramı birbiriyle eşleştiriyoruz ki, hayatı bilelim, bilelim ki korkmayalım, korkmayalım ki, sevelim. İşte “iyiler sonunda kazanır” da bu mantıktan çıkmış bir görüş. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; “İyi olmak”, genlerden, aileden, doğuştan gelen bir vasıf . İyiyseniz iyisinizdir zaten, başka türlüsünü düşünemez, yapamazsınız, elinizden gelmez. İçinizdeki iyilik potansiyeli herkese ve her şeye yansır sürekli. Merhamet, yardım, adalet, sevgi, saygı, nezaket fışkırır durur, engellemek isteseniz de engelleyemezsiniz. Ya da tam tersi, küçük bir çocukken bile iter, kakar, kedilerin kuyruğuna teneke bağlar, bir zarar verme duygusu içinde oraya buraya saldırır bazıları da. Herkesde ortalama bir “kötülük” potansiyeli olduğunu kabul ediyorum ama bunun dozajı birkaç tık fazladır doğuştan bazılarında, yapacak da fazla bir şey yoktur. Ezme, üçkağıt, bencillik, arsızlık, densizlik benliklerine işlemiştir bazılarının. Onlar da aynı şekilde düzeltmek isteseler de fazla bir şey yapamazlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bana göre kazanmanın, ki bunu herşekilde değerlendirebilirsiniz; işte, hayatta, kumarda, aşkta, evlilikte, sosyal yaşamda, dostlukta, sizin kazanmaktan anladığınız şey herneyse orada kazanmanın kısa, orta ve uzun vadede “iyi” insan ya da “kötü” insan olmakla bir alakası yok. Bu kavramları ayıralım birbirinden bir kere. Aslında subjektif bir kavram tabii ki kazanmak.  Kazanmak nedir? Herkese göre kazanmak değişir de diyebilirsiniz. Ama sizin için neyse kazanmak onu düşünün siz. İşte sizin kazanmaktan anladığınız herneyse, naçizane benim görüşüm, bunu gerçekleştirmek için gerekenler biraz komplike. Yani biraz önce bahsettiğim gibi sadece bir değişkene bağlı değil. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bana göre kazanmak için ilk kural , ne istediğini bilmek.. Ah ah ne zor şeydir ne istediğini bilmek:) Bir solukta kim söyleyebilir ne isteğini, hadi söyledi diyelim, düşünmez mi insan biran bile olsa “acaba bu muydu ? “ diye. İkincisi çok uğraşmak, gerçekten “fark” yaratacak kadar çok uğraşmak, vazgeçmeden uğraşmak. Üçüncüsü  sabır ve soğukkanlılık, işte bu nokta biraz kritik. Çünkü karaktere geliyor değiyor bir ucu, heyecanlı, telaşlı, panik-atak bir kişiyseniz ne olacak peki? Artık o da kişisel gelişiminizdeki yeteneğinize kalmış diyelim. Ve sabır olmadan, o direnç olmadan işiniz  zor. Bu formulün amacına ulaşması için en büyük ve önemli konuya gelelim şimdi. Herkesin bildiği, son zamanlarda dillere pelesenk olmuş, kitaplardan, filmlerden ama aslında farkında olmasak da kendi hayatımızdan bildiğimiz bir şey.. İnanmak.. Hayatta bugüne kadar elde ettiğimiz ne varsa, geriye dönüp baktığımızda görürüz ki kendi inancımızın eseri. Elde edeceğinize inanmıyorsanız, ki sadece ağızdan sürekli “inanıyorum”un çıkması değil inanmak, kazanmanız çok zor. Gerçekten insanın kendisine  inanması, istediğine, başaracağına, kazanacağına inanması demek. Azimle, sabırla, vazgeçmeden, umutsuzluğa kapılmadan inanmak demek.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; Bu kadar lafın arkasından ben şunu söyleyebilirim ki, . “Sonunda iyiler ya da kötüler değil, kendine inanlar kazanır.” Ama gönül ister ki "iyi" insanlar, kendilerine ve iyiliğe inansınlar ki, kazansınlar, kazansınlar ki dünya hepimiz için yaşamaya değer bir yer olsun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:arial;"&gt;NOT: Bu bir "iyilik" yazısı değildir:) Ama kötülük yazısı da değildir:)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA &lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-598115913494275894?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/598115913494275894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/08/sonuda-hep-iyiler-kazanr-m-acaba.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/598115913494275894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/598115913494275894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/08/sonuda-hep-iyiler-kazanr-m-acaba.html' title='&quot;Sonunda hep iyiler kazanır&quot; Mı acaba?'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sn7KlqbGCVI/AAAAAAAAAIc/D7A0dmQIVMY/s72-c/iyiler2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-6498335293188266203</id><published>2009-07-27T13:12:00.000-07:00</published><updated>2009-07-27T13:14:46.442-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Mutluyum, Mutlusun, Mutluyuz…</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sm4KPPaMNOI/AAAAAAAAAIM/mYv9Est_kVc/s1600-h/mutluluk.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 294px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sm4KPPaMNOI/AAAAAAAAAIM/mYv9Est_kVc/s320/mutluluk.bmp" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363235463195538658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Her gün söylemediğim ama söylenmiş olsun diye değil, gerçekten öyle hissettiğim de söylediğim bir kelimedir MUTLUYUM... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Yaz mevsiminin etkisi olsa gerek, herkeste bir coşku, mutluluk görüyorum çevremde. Belki ben bugünlerde böyle hissediyorum ve böyle hissettiğim için de çevremdeki mutlu insanlar dikkatimi çekiyor. Malum yaz mevsimi tatil zamanı insanlar tatilini yapıyor, dinleniyor bunun sonucu olarak pozitif enerji yükleniyor ve bu enerji çevresindeki insanlara da yansıyor ve yayılıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Neyi arıyoruz yaşamımızda, ne için yaşıyoruz; benim için tek kelime MUTLU olmak için. Mutluluk aslında çok yakınımızda yeter ki görmesini bilelim. Bir şeylere bağlamamalıyız mutluluğu. Şuda olursa, bunuda yaparsam diye hep bir şeylerin sonucuna bağlarsak mutluluğun peşinde koşarız bazen yakalar bazen yakalayamadan yok olur gideriz. Yapmak istediklerimizi yaptığımızda bunun doğal sonucu olarak tabiki mutlu olucaz ama mutluluğu koşullara bağlamadığımızda eminim çok daha sık hissediyor ve çok daha fazla kullanıyor olucaz MUTLUYUM kelimesini. Görmek istedikten sonra hepimizin mutlu olmak için bir sürü nedeni var. Hayatımızdaki o önemsiz sandığımız küçücük ayrıntıların farkına vardığımızda aslında mutluluğun kendisine kavuşmuş olacağız. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Mutluyum, bedenen ve ruhen sağlıklıyım, seviyorum, seviliyorum, benim için dünya tatlısı bir çocuğum var, ailemde herkesin sağlığı yerinde, dostlarım arkadaşlarım var, çalışacak bir işim var... var da varr... :) Bu saydıklarım çok genel şeyler belki ama aslında benim mutlu olmam için yeterli. Düşündükçe daha ne küçük şeyler var beni mutlu eden. İstedikten sonra mutlu olmak için bir sürü şey bulabiliyor insan. Mutluluk belki de her yerdedir, yeterki onu görmesini bilelim. İnsanlar genelde sahip olduklarına değil, sahip olamadıklarını odaklandığı için mutluluğa değil, mutlusuzluğa odaklanıyor. Aslında sahip olduklarımızın sahip olamadıklarımızdan daha fazla olduğunu herkes fark edebilir. Bunun için sahip olduklarımızın farkına varalım, olamadıklarımızı takıntı haline getirip mutsuzluğa neden olmayalım. Belki bazılarımız buna  Polyannacılık bu, gerçekçilik değil diye düşünebilir ama ben olumlu düşünmenin zararlı bir şey olmadığını az veya çok mutlaka artısının olduğunu düşünüyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bazıları için klasik olucak  belki ama gerçekten çok yakınımızda olmasına rağmen hep uzakta sanar, uzakta ararız mutluğu, yada hiç sahip olamayacağımızı. Mutlu olmak biraz da mutlu olmayı öğrenmekle alakalı. Mutlu olmayı bilen birisi hayatta her zaman daha kolay ulaşır mutluluğa çünkü ona sahip olmanın yöntemini bilir, arayıp bulmaya çalışmaz mutluluğu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Sanırım bende değişik olarak birde şöyle bir durum var. Ben mutlu oldum çevremdekilerin de mutlu olmasını istiyorum. Gerçekten önemlidir benim için çevremdeki insanların mutluluğu. Bu durumun yetiştirilme tarzıyla, kişilikle de biraz alakalı olduğunu düşünüyorum. Bazen sadece benim mutluğumun yetmediğini fark ediyorum. Bu durum çevreye karşı duyarlı bir insan olmakla da alakalı olsa gerek, mümkün olduğu kadar çevremdeki insanlarında mutlulukları için çaba sarf ediyorum. Bunun çok yorucu olduğunu sizde tahmin ediyorsunuzdur. Onların mutluluğu beni de mutlu ettiği için gerektiğinde seve seve onlara destek oluyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Özetle diyebilirim ki; her zaman mutluyum diyerek dolaşamayız elbette. İnsanın hayatta hep iyi, güzel, mutlu günleri olmuyor ve olmayacaktır da. Hayatın kendisi sadece mutluluktan ibaret değil tabiki. İnsanın en büyük serveti yaşama sevinci, coşkusudur. Bu coşkuyu besleyende mutluluktur. Bu nedenle önemli olan sık sık mutluluk hissini yaşabilmektir. Mutlu olduğumuz anlarımızın keyfini çıkarmayı, karamsar günlerimizde kendimizi bu modan çıkarmayı öğrenmeliyiz ki bunun için sahip olduklarımızı hatırlamamız bize son derece faydalı olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;"Birçok insan mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur ve en büyük mutluluk, mutsuzluğun kaynağını bilmektir”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; "&gt;Dostoyevski &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Mutluluğun tüm zihninizde ve yüreğinizde can bulması dileğiyle…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt; imza: BİRCAN&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-6498335293188266203?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/6498335293188266203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/07/mutluyum-mutlusun-mutluyuz.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6498335293188266203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6498335293188266203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/07/mutluyum-mutlusun-mutluyuz.html' title='Mutluyum, Mutlusun, Mutluyuz…'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sm4KPPaMNOI/AAAAAAAAAIM/mYv9Est_kVc/s72-c/mutluluk.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-6708898242904941302</id><published>2009-07-15T13:16:00.001-07:00</published><updated>2009-07-15T13:34:06.675-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Hüzünlü bir güzel: Gökçeada..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sl45RjHagsI/AAAAAAAAAHk/ePTlMlz04Bc/s1600-h/gokceada.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sl45RjHagsI/AAAAAAAAAHk/ePTlMlz04Bc/s320/gokceada.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358783580264366786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;İlk anda akla gelmeyen, keşfedilmemiş, adı sanı pek duyulmamış yerleri gezmeyi, dere tepe, yorulmak,&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:Georgia;font-size:16px;"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;susamak, acıkmak bilmeden  dolaşmayı, görmeyi, keşfetmeyi evvel ezel sevmişimdir. Şansıma kocam da benim kafamdan çıktı. Biz iki gezgin, bu yıl yanımıza bir de küçük gezgin:)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; alarak kendimizi Gökçeada’da bulduk.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Gökçeada’ya ulaşmak aslında hiçde zor değil, buna rağmen kaç kişi  biliyor? Kaç kişi gidiyor? Halbuki Ege’de elimizde kalan topu topu iki adadan biri Gökçeada..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Velhasıl Gökçeada’ya gitmek için Çanakkale şehitliğinin içinden geçerek Karatepe Limanı'na iniyorsunuz, zaten Gökçeada tabelaları sizi yönlendiriyor. Oradan özel işletmeye ait  arabalı vapura binerek  1,5 saat süren bir yolculuktan sonra Gökçeada'ya ulaşıyorsunuz. Adaya yaklaşırken, ne bir ağaca, ne bir eve, ne de orada yaşam olduğuna dair herhangibir ize rastlıyorsunuz. Biz ilk and&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;a “aman Allahım, ne yapacağız bu kuru adada diye düşündük”. Fakat içerilere girdikçe tablo çok ama çok değişti. “Lost” dizisini izleyenler “Lost adası”nı bilirler. Kocam kendini adeta Lost adasındaki ormanlarda hissettiğini söyledi:)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; Gerçekten doğa buraya oldukça cömert davranmış, içinde keçi ve koyunların gezindiği yemyeşil çam ormanları, yaşlı zeytin ağaçları, gür makiler tüm adayı kaplamış. Adanın içinde ormanların ve zeytinliklerin içinden kıvrıla kıvrıla tepelere tırmanıp, inen yollardan geçerken  birçok irili ufaklı gölete, minik minik çeşmelere rastlıyor ve bir adanın bu kadar sulak olmasına şaşırıyorsunuz. Sonradan öğrendiğime göre meğer Gökçeada Ege’nin suyu en bol olan adasıymış, ayrıca tatlı su kaynaklarının çokluğu bakımından da dünyanın 4. büyük adasıymış. Vay be, elimizdekilerin değerini gerçekten bilmiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sl451F8sf7I/AAAAAAAAAH0/HG-ViQurzhk/s320/gokceada3.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 180px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358784190910070706" /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Adayı gezerken en keyif aldığımız şeylerden birtanesi adanın içine yayılmış, taş sokakları, yarı yıkık , yarı sağlam taş evleri olan minik minik rum köylerini gezmek ve mis gibi kekik kokuları arasında orada tarihi koklamak oldu. Yunan mitolojisine beşiklik etmiş, Homeros'un "İlyada" destanına girmiş burası, eski adı olan  Imbros, bereket tanrısının adından geliyormuş. Gökçeada'yı Osmanlılar önce yılda 1200 altın, daha sonra 3 bin altın karşılığı başkalarının yönetimine bırakmış. 1912'de Yunanlılar işgal etmiş. 1923'te Lozan ile bize geçmiş. Zamanla burada yaşayan rumlar  köylerini, evlerini terketmişler, şimdilerde sadece yaşlılar kalmış köylerde. Bunun için adada yoğun bir hüzün, küskünlük havası hakim..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="detayhaber"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Gördüğümüz ilk adalı köy Bademli Köyüydü. Adanın tepelerinden birine oturmuş bu eski köy, dar taş sokakları, taş evlerin önlerini süsleyen rengarenk zambaklarıyla &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;adeta  adanın balkonu gibiydi. Bir bakışta denizi, karşı tepelerdeki köyleri, ilçe merkezini, denizi görmek mümkündü. Gökçeada’ya gelmeden internette araştırma yaparken ‘Gökçeada'da günbatımında güneş altından bir tepsiye dönüşür' diye bir söz okumuştum ve gelmeden adada en güzel günbatımının izlendiği  yukarı Kaleköy'deki Yakamoz adlı küçük otelde yer ayırtmıştım.  Biz akşam yemeğimiz olan taptaze balıkları yerken güneş gerçekten de altın bir tepsiye dönüştü burada ve uçsuz bucaksız denizde yavaşça kayboldu. Olağanüstüydü…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sl46IKVMU7I/AAAAAAAAAH8/t8Hwa7Dg50w/s320/gokceada4.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 320px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358784518504076210" /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ertesi gün ve daha sonraki günlerde başladık ada turumuza ve köyleri, sahilleri gezmeye..  İlk tabela Zeytinli Köyü’nü (eski adıyla Aya Todori)yi gösteriyordu. Arabamızı  köyün girişinde bıraktık., daracık sokaklarda, eski taş evlerin yanından yürüyerek, fotoğraf çekerek, şaşırarak, beğenerek  köy meydanına ulaştık. Köyün meydanında 3 tane kahve vardı.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Madamın Dibek Kahvesi, Orhan Karatay'ın Yeri ve Hristo'nun Kahvesi. Gökçeada'nın sembolü olan dibek kahvesini Madamın Kahvesi'nde içtik. Kahve gerçekten çok lezzetliydi. Kahvemiz bitince köyün sokaklarını arşınlamayı sürdürdük. Bu arada Fener Rum Patriği Bartalomeos’da bu köydenmiş.. Neredeeen nereye. Zeytinli’yi çok sevdik, hatta bir akşam gelip Arek Boğokyan’ın işlettiği miniminicik “Son Vapur” adındaki bahçe lokantasında oğlak kebabımızı yedik, ev yapımı şarabımızı içtik, sesssizlik ve adanın kekik kokuları arasında..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sl45bhNmL3I/AAAAAAAAAHs/7qKSXgR1Y1I/s320/gokceada2.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 180px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358783751552118642" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:arial;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Internette“Dereköy’deki tarihi çamaşırhaneyi görmeden gelmeyin” yazıyordu. Haritamızdan bakarak yüksekçe bir tepenin ortasında kurulmuş olan Dereköy (Şinudi) ü bulduk. Köyün girişinde Fırat adında 7-8 yaşında  küçük bir çocuk karşıladı bizi, belli ki köyü gezdirmeye pek hevesliydi. Adeta küçük bir rehber edasıyla oldukçada güzel bir şekilde gezdirdi. Kocaman Aya Marina Kilisesi  kapalıydı. Gökçeada’da kiliselerin kapılarında kocaman bir kilit var hep, sadece pazarları açıkmış burada kiliseler.  Dereköy 1960 yılına kadar 1959 hane ile Türkiye'nin en büyük köylerinden biriymiş. O zamanlar iki sineması, 9 tavernası, onlarca dükkanı varmış. Şimdi terkedilmiş, virane bir köy. Şu anda 30-40 kadar yaşlı rum ve bir o kadar da Türk ve birkaç karakaçan yıkıntılar arasında yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlardı. Fırat bizi tarihi çamaşırhaneye ve yıkık dökük bir zeytinyağ fabrikasına götürdü. Çamaşırhane hale kullanılır durumdaydı  fakat zeytinyağı fabrikası tam bir yıkıntıydı, belli ki olduğu gibi bırakılıp terkedilmişti. Biraz hüzünlü ve buruk şekilde Fırat’la vedalaşarak köyü terkettik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Başka bir tepenin üstünde kurulmuş olan Tepeköy'ü (Agridia) en bakımlı köylerinden biriydi. Köyün girişinde bizi şaşırtacak kadar büyük olan  ilkokul yıkık vaziyette olsa da,   burada birçok ev onarılmış durumdaydı. Meydana doğru yürüdük, amacımız  Baba Yorgo’nun ev şaraplarından almaktı. Yorgunluğumuzu köy meydanındaki minik kahvede mis kokulu dibek kahvesini içerek attık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökçeada’nın en güzel denizi Aydıncık Koyu’nda ve Uğurlu’daydı. Hiç de söylendiği gibi soğuk değildi, göz alabildiğine kumsal, tertemiz, ılık bir deniz.  Aydıncık Koyu meğer rüzgar sörfüyle ünlüymüş, bizim gittiğimiz zaman deniz oldukça durgun ve çarşaf gibiydi.. Bu kumsal olayı en çok bu hızlı tempoya başarıyla uyum sağlayan ve bizi hiç üzmeyen küçük gezginimizin işine yaradı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Sözün özü, fırsatınız olursa, bizim gibi keşfetmeye meraklıysanız Gökçeada’yı, bu haksızlığa uğramış güzel Ege adasını  mutlaka görün. Hem tarihi, hem yeşili, hem doğayı, hem hüznü, hem sevinci birarada yaşayacaksınız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;  color:black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Sevgiyle kalın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:arial;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-6708898242904941302?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/6708898242904941302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/07/huzunlu-bir-guzel-gokceada.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6708898242904941302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6708898242904941302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/07/huzunlu-bir-guzel-gokceada.html' title='Hüzünlü bir güzel: Gökçeada..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sl45RjHagsI/AAAAAAAAAHk/ePTlMlz04Bc/s72-c/gokceada.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-1392903628107851118</id><published>2009-07-10T13:31:00.000-07:00</published><updated>2009-07-10T13:34:57.423-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Gerektiğinde bedeller ödeyerek istediği gibi yaşamalı insan…</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SlelMmbBSCI/AAAAAAAAAHM/tUzk_d_QmQ8/s1600-h/bedel1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 210px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SlelMmbBSCI/AAAAAAAAAHM/tUzk_d_QmQ8/s320/bedel1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356931917671385122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yaşamalı insan gerçek anlamda yaşamalı, yapmalı kendisi için yapmalı. Zor biliyorum. Ama denemeli. Her zaman yapılamayacak birşey tabiki, ancak sık sık yaşadığını hissetmeli. Soluduğu havayı fark etmeli, doğayı, yeşili, dünyadaki diğer canlıları, sahip olduklarını, sahip olamadıklarını, renklerin güzelliğini, sohbet etmenin güzelliğini, yalnız başına kalmanın güzelliğini, yeni demlenmiş çayın  güzel kokusunu, yediği şeylerin tatlarını, evinin rahatlığını.... Bu liste daha çook uzar. Hayatın ritmine kaptırmış giderken bu uzun listenin sadece bir kaçının farkına varabiliyor insan. O kadar hızlı ve bir o kadar gereksiz meşguliyetlerle geçiriyoruz ki hayatımızı; hep olması, yapılması gerekenlere odaklanınca insan yaşadığını ne yapmak istediğini unutuveriyor ve klasik cümleler ardı sıra söyleniyor. ''Hayat çok hızlı akıyor, zaman çabuk geçiyor'' diye. Aslında zaman diye birşey yok, evet evet varoluşta zaman diye bir kavram yoktu bence. Zaman daha sonradan insanların kendi hayatlarını veya toplumsal hayatı düzenlemek için oluşturdukları kavram ve biz bu kavramın peşi sıra koşan insan toplulukları haline geldik. Ben zamanın gereksiz olduğundan bahsetmiyorum, sadece bir şeylere sıkıştırılmanın zorluğundan belkide kötülüğünden bahsediyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Asıl olan insanın kendisidir... Ne istediğidir... Koşullar, günümüz hayat zorlukları dememeli, gerçekten ne istediğini bilmelisi ve bunu yapabilecek cesarete sahip olması ve en önemlisi isteğine ulaşmak için ödeyeceği bedelleri bilip bunları kabullenmesidir. Eğer bu bedelleri ödemeye hazırsanız isteğiniz, ödediğiniz bedellerin sonunda sizi hali hazırda beklemektedir. Şunu istiyorum ama yanında bunu da istiyorum, ben her ikisini de istiyorum derseniniz ve şayet isteğiniz için birinden vazgeçmeniz gerekiyorsa gerçek isteğinizi tercih edip bedeli olarak diğer isteğinizden vazgeçip gerçek isteğinize sahip olun. Aksi takdirde cümlenin başında söylediğim ben her ikisinde istiyorum seçeneklerinin ikisine de sahip olamaz ve tüm hayatınız boyunca sadece isteyen hep isteyen insan olarak mutsuz bir hayat yaşarsınız. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hayatımla veya kendimle ilgili şunu yapmak istiyorum ama ailem, ekonomik koşullar, ülke şartları vb... bir sürü nedenden yapamıyorum diyor ve isteğimizden vazgeçiyorsak o yapmak istediğimiz şey sadece olmasını arzu ettiğimiz şeydir, gerçekten istediğimiz şey değildir. Emin olun bizden daha kötü koşullara (bulunduğu aile, ekonomik koşullar, ülke şartları aynı veya daha kötü durumda) sahip başka birileri bizimle aynı isteğe sahip başka kişiler,  isteklerine gerçekten istedikleri için sahip olmuşlardır. Biz bunun sihirli bir dokunuşla gerçekleşmesini beklerken, onlar ödenmesi gereken bedelleri ödemiş ve isteklerine ulaşmışlardır. Burada ödenen bedeller diye kastettiğim aslında gerekli isteğe, cesarete, gayrete sahip olmak ve EMEK vermek. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Şayet gerçekten istiyorsak bu istek için ödenmeyecek bedel yoktur... Bedelleri ödemek istemiyorsak bahanelere başvurur ve isteğimizden vaz geçeriz. Zaten bahaneler yüzünden isteğimizden vaz geçtiysek demek ki gerçekten istememişizdir. Bu noktada diyebiliriz ki İSTEK çok güçlü bir duygu. İstemek 'bedel ödemek' demek. Bedelini hesap etmeksizin istemek demek. İsteğin şiddeti arttıkça ödenecek bedelin miktarının da artacağını bilmek demek. Hayatta kolayca istediklerimiz olsa zaten elde ettiklerimiz bizim için değerli olmazdı. Dikkat edin hayatınızda bir bedel ödeyerek sahip olduğunuz şeyler sizin için her zaman daha değerlidir.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bedeller her zaman istenilen şeyler için ödenmiyor, bazende yaptığımız hataların bedellerini ödeyebiliyoruz. Hayatın her alanında iyi ve kötü deneyimlerimizin mutlaka bedelini ödüyoruz. Eğer bedelini ödemeye hazırsak problem değil. Ama birşey olmaz diye geçiştirmenin bedeli bazen daha ağır olabilir. Her insan bazen "ben neden bir türlü mutlu olamıyorum" diye düşünüyordur. Bence daha bedelini ödemediğindendir. Bazen de "neyin bedelini ödüyorum acaba" deriz. Ya farkında olmadan yaptığımız bir hatanın bedelini ödüyoruzdur ya da ileride yaşayacağımız iyi günlerin bedelini şimdiden ödüyoruzdur. Aslında kulağa pek hoş gelmese de iyidir bedel ödemek. Bir nebzede olsa hayatı adil kılar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; Sonuçta işin özü şudur; gerçekten ben ne istiyorum bunu bilmek, gerektiğinde bedeller ödeyerek istenileni elde etmek ve bunun sonucu hayatı farkına varak doya doya yaşayabilmektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;imza: BİRCAN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-1392903628107851118?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/1392903628107851118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/07/gerektiginde-bedeller-odeyerek-istedigi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1392903628107851118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1392903628107851118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/07/gerektiginde-bedeller-odeyerek-istedigi.html' title='Gerektiğinde bedeller ödeyerek istediği gibi yaşamalı insan…'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SlelMmbBSCI/AAAAAAAAAHM/tUzk_d_QmQ8/s72-c/bedel1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-2869432715047788590</id><published>2009-06-30T11:01:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T01:52:27.730-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Blog, facebook mevzuları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SkpU1IRQB6I/AAAAAAAAAHE/CurZXaIVbe0/s1600-h/i_love_your_blog.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 318px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SkpU1IRQB6I/AAAAAAAAAHE/CurZXaIVbe0/s320/i_love_your_blog.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353184378812893090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bu blog olayına 2 yıl önce oğlumun bloguyla giriştiğimde, amacım asla hatırlayamacağı dönemleri ona  bir blogda kendi  ağzından dillendirerek anı olarak bırakmak ve bunları sevdiğim  insanlarla paylaşmaktı. Başka da bir niyetim yoktu. Sonra sonra Bircan’la “hayatın1001hali”ni yazalım dediğimizde “blog” kavramı birdenbire başka bir anlam kazandı. Ve baktım ki ne kadar çok yazan varmış meğer, blog yapmayanlar da feysbukta bıdır bıdır anlatıyorlarmış dertlerini, tasalarını, mutluluklarını.. Ne büyük ihtiyaçmış paylaşmak bizim için. Duygularımızı, yaşadıklarımızı, renklerimizi, resimlerimizi, herşeyi ama herşeyi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Türkçe blog sayısının 750.000’e ulaştığı tahmin ediliyor biliyor muydunuz? 750.000 paylaşım sitesi demek bu. 16 Milyon internet kullanıcısı bulunan bir ülkede bu hiç de fena bir sayı değil. Bunun yanında dünyada facebook üye sayısı 150 Milyonu aşmış durumda. Türkiye’de yaşayan facebook üye sayısı ise 8 Milyon. Bu sayılar inanılmaz bir hızla katlanırken, bir sürü sosyal network sitesi de hergeçen gün bu kalabalığa ulaşmak için sırada bekliyor. İnsan gerçekten “sosyal bir varlık”:). İş hayatının yoğunluğu, büyük şehirlerin karmaşası reel ortamda sosyalleşmeyi engellese de insanoğlu herzaman olduğu  gibi ihtiyaçlarını karşılamak için kendini ve medeniyetini biraz daha geliştirerek çeşitli yollar buluyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bu sosyalleşmenin bir adım ilerisi olan bloglar bambaşka bir dünyaya çekiyor insanları. Bloglara şöyle bir baktığımda ve içlerine girip okuduğumda özellikle kişisel bloglara.. insanların (ben de dahil:)) gerçek hayattaki hallerinden daha net, daha içten, daha samimi olarak hissettiklerini, düşündüklerini, dertlerini ifade edebildiklerini ve çok daha rahat paylaşabildiklerini gördüm. Yazmak konuşmaktan daha özgür bir hal içine sokuyor demek insanı, daha rahat hissettiyor. Belki de biz konuşurken araya birilerinin girmesi, bir şey anlatırken karşıdakinin dikkatinin dağılması, telefon çalması, kaçırılan bakışlar, kesilen sözümüz derdimizi anlatma motivasyonumuzu kırıyor. Oysa yazarken hiç böyle dertler yok, hele ki blogda hem yazıyor insanlar, hem paylaşıyor, hem de cevap alıyorlar, yorum alıyorlar. Son derece kontrollü bir iletişim.  Ve söyleyeceğimizi bölünmeden, umursanmama durumu olmadan rahatça söyleyebildiğimiz için adeta “anlaşılmış” hissediyoruz kendimizi. Ne değerli bir şeydir “Anlaşıldığını hissetmek” ve de ne zor.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Söz uçar, yazı kalır .. Düşünce unutulur, yazı kalır.. Duygu tükenir, yazı kalır.. Rüzgar gibi geçen ve değişen fikir ve duygularımız hayat buluyor yazarak, hem de online dünyanın verdiği heran değiştirebilme rahatlığıyla.. Blog kelime anlamı itibariyle “internet günlüğü” demek zaten. Gerçekten de küçüklüğümüzde birçoğumuzun tuttuğu günlükler gibi. Hani kızlar kenarlarına kenar süsü yapar, minik kilitleri vardır. İçine gün gün neler neler yazılır, ama onları kimse okuyamaz.  Yıllar sonra okunduğunda da çok komik gelir.  İşte o günlüklerin “paylaşılabilir” versiyonu bir bakıma. Hem de internetten search edip bulduğumuz ya da kendi çektiğimiz resimlerle, sağında solunda o siteden bu siteden aldığımız binbir çeşit gadget’larla (küçük küçük oyuncaklar). süslediğimiz, kaç kişi girmiş, ne demiş, ne yorum yapmış gördüğümüz müthiş bir dünya. Benzer durum facebooktaki alanlarımız için de geçerli tabii ki.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;İşin en eğlenceli yanı bu  bloglar yada facebook alanları herkesin iç dünyasını yansıtıyor. Çeşitli blog networklarından gezdiğim bloglarda  yazanı hiç tanımasam da resimlerden, yazılardan, renklerden, konulardan yazanın kimliğini, tarzını aşağı yukarı kestirebiliyorum. Hatta paylaşım şeklinden, kullandığı ifadelerden psikolojisi, eğitimi hakkında bile yorum yapabiliyorum. Yazdığımız yazılar bize ait bu sanal alanlarda bizimle birlikte anlam ve kişilik kazanıyorlar paylaşılan fikirler ve duygular yorumlarla değer kazanıyor ve ölümsüzleşiyor sanki. Yazmak güzel şey, paylaşmak da öyle.. Yazarak paylaşmayı ben şahsım adına seviyorum, sanal dünyayda yazarak paylaşmayı da sonuna kadar destekliyorum!!! Ne de olsa dünyanın her hali online ortama taşınıyor artık, bizim de ayak izlerimizi bırakmamız lazım bu dünyaya;) Tüm yazanların ellerine, tüm okuyanların gözlerine sağlık..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Sevgiler..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-2869432715047788590?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/2869432715047788590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/blog-facebook-mevzular.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2869432715047788590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/2869432715047788590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/blog-facebook-mevzular.html' title='Blog, facebook mevzuları'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SkpU1IRQB6I/AAAAAAAAAHE/CurZXaIVbe0/s72-c/i_love_your_blog.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-3538191648749999280</id><published>2009-06-24T23:30:00.000-07:00</published><updated>2009-06-24T23:38:10.475-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>Begonviller arasında yapılan tatilin ardından…</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SkMaIAVLYbI/AAAAAAAAAGs/t0M5Zf0ODsQ/s1600-h/Bodrum.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SkMaIAVLYbI/AAAAAAAAAGs/t0M5Zf0ODsQ/s320/Bodrum.bmp" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351149507076383154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Herşeyi olduğu gibi bırakıp gitmek istiyorum deriz ya işte aynen öyle yapmak istedim bende tükenmişlik sendromu ile. Oğlumla ikimiz için zor geçen bir yılın ardından güzel bir tatili hak etmiştik. Okul hayatı ile birlikte hayatımıza katılan yeni sorumluluklar oldu ve bunlarında üstesinden nasıl gelebileceğimizi öğrenmeye çalıştık. Bu anlamda gerçekten yorucu bir kış geçirdik. Evlenince sorumluluklarım arttı, sonra oğlum geldi hayatımıza sorumluluklarımıza bir dizisi daha eklendi, ardından onun okula başlamasıyla da biraz daha.... Okul çevresi, okul muhabbetleri, öğrenci, veli, öğretmen oooo bir sürü konu çıktı yine ortaya. Bu nedenle bu sene ilk defa bu kadar erken tatile çıktık, iyiki de çıkmışız. Tatil yerleri henüz dolup taşmaya başlamadığı için sakin, rahat bir tatil geçirdik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Herkesin tatil için yüklediği anlamlar başka başka; bazı insanlar için sınırsız özgürlük, bazıları için sevdiklerine kavuşma onlarla vakit geçirme, bazı kişiler için bedeni ve beyni dinlendirme… Benim tatil anlayışımda hemen hemen hepsi var. Yapılması gerekenlerden uzak özgürlüğünü ilan etmek, ailemle birebir beraber olabilmek ve tabiki ruhumu ve bedenimi dinlendirmek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Güzel ama kısa süren bir tatilin ardından kaldığım yerden hayata devam... Kaldığım yerden devam, çünkü tatilde günlük yaşantımda yaptığım herşeye ara verip, kendime, aileme ayırdığım güzel bir zaman dilimiydi, ancak bu zaman dilimi bitti ve tekrar hayatıma kaldığım yerden devam etmeye başladım. Çalışan bir birey, anne, eş, evlat, kardeş, dost, arkadaş... O kadar çok rolümüz var ki yaşantımızda bunların hepsiyle o kadar çok yoruluyoruz ki, tüm bunlarla yorulan beynimiz ve vücudumuzu dinlendirmek için tatil çok önemli. İşte tatil bunların hepsine mola vermemizi, biten enerjimizi yeniden depolamamızı sağlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SkMasNa7AiI/AAAAAAAAAG0/36UfzA4HqlE/s320/plaj.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 277px; height: 208px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351150129065427490" /&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Tatil dönüşü tekrar bir şeyleri sorgulamaya başladım. Koşuşturmacılarımı, farkında olarak veya olmayarak yaptığım gerekli gereksiz stresleri, iş hayatının beni ne kadar çok  yorduğunu, kendime ne kadar az vakit ayırabildiğimi, sürekli yarını düşünerek yaşadığımı, bu günü nasıl yaşadığımı farkına varmadan, günleri ayları nasıl farkında olmadan geçirdiğimi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Evet, tüm bunların bir kez daha farkına vardım, eminim çoğu kişide benim gibi tatile gidip geldikten sonra bunların farkına varıyordur. Bu farkındalıkla bir şeyleri tatil öncesinde yaptığımız gibi yapmamaya çalışıyoruz. Gereksiz strese girmemeyi, girilse de tatilin verdiği enerji ile bunun üstesinden gelebiliyoruz, yaptığımız şeylerin farkına vararak yapmaya çalışıyoruz. Ama tatilin bize verdiği enerji bir yere kadar götürüyor ve tekrar eski döngüye giriyoruz. İşte bu yüzden bu kısır döngüden bizi çıkartan tatil öncesi heyecanı, tatil sonrası verdiği enerji tatilin önemini özetliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Belki uzun tatiller değil ama bir iki günlük bile olsa standart hayatımızın dışına çıkmak bile ne kadar çok şeyi değiştiriyor. Bu nedenle hayat kısa ve yaşamaya değer tüm fırsatları değerlendirmekte fayda var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Sezon açıldı herkese iyi tatiller :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Çok yaşa Mazhar Alanson...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapsam Ne yapsam&lt;br /&gt;Bir hamak alıp sallansam&lt;br /&gt;Kurtulur muyum bunalımdan hamakta sallansam?&lt;br /&gt;Ne kadar enteresan....&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-3538191648749999280?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/3538191648749999280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/begonviller-arasnda-yaplan-tatilin.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3538191648749999280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/3538191648749999280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/begonviller-arasnda-yaplan-tatilin.html' title='Begonviller arasında yapılan tatilin ardından…'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SkMaIAVLYbI/AAAAAAAAAGs/t0M5Zf0ODsQ/s72-c/Bodrum.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7547127646192702522</id><published>2009-06-16T07:08:00.000-07:00</published><updated>2009-06-16T07:12:40.910-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Tatil deyince..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SjenzrX3rDI/AAAAAAAAAGk/P18hPuNvIbY/s1600-h/tatil_cenneti.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SjenzrX3rDI/AAAAAAAAAGk/P18hPuNvIbY/s320/tatil_cenneti.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347927588783762482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Tatil mevsimi geldi işte. Tatilin mevsimi olurmu? Olmaz tabii ki, ama genelde güneş içimizdeki mutlu olmaya dair tüm enerjileri harekete geçirdiği için kendimizi daha bir mutlu hissediyoruz ve tatil psikolojisine giriveriyoruz. Tabii ki bunda herkesin aynı dönemde bir yerlere kaçma eğiliminin getirdiği sürü psikolojisi de oldukça etkin. Neyse sonunda şunu kabul ediyoruz ki çoğumuz için yaz mevsimi= tatil mevsimi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Söylemesi bile güzel, TATİL! Fıkır fıkır bir kelime, söylendiği anda bile beynimizdeki hayal gücü butonuna dokunuyor ve bizi bulunduğumuz yerden koparıp bir kumsala, bir sahil kenarına, bir ormana, bir köye, yaşadığımız en güzel tatil anısına götürüveriyor. Ya da tabii hayal ettiğimiz bir tatile, hayal edebildiğimiz kadar uzaklara, hayal edebildiğimiz kadar değişik yerlere. Geçenlerde bir arkadaşımla tatilden, bu sene nereye gideceğimizden konuşurken, herkes için tatilin aslında ne kadar farklı şeyler ifade ettiğini farkettim bir kez daha. Hayatı daha bir yaşanılır kılan bu zaman dilimi, ki genelde oldukça kısa olan, tadına doyulamayan  bu zaman dilimi kimisi için dinlenme, kimisi için deli gibi gezme, kimisi için herşeyi unutma, kimisi için yeni bir şeyler yapma, yeni bir yerler görme, kimisi için sadece ailesiyle birlikte vakit geçirme ve daha bir sürü değişik anlama geliyor. Aslında öyle ya da böyle tatil “uzaklaşmak” demek, “ara vermek” demek bir bakıma. Uzaklaşmak derken sadece fiziken uzaklaşmaktan bahsetmiyorum., beynen, ruhen, kalben uzaklaşmak. Bulunduğunuz mekandan  ya da süregelen işinizden, meşgalenizden, okulunuzdan, kısacası bir amaca ulaşmak adına yaptığınız tüm mücadele faaliyetlerinden uzaklaşarak bir süreliğine ara vermek. Aslında “Kendinize ara vermek”. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Zaman geçip, yaş ilerledikçe, yaşama şeklimiz değiştikçe tatil anlayışımız da evrim geçiriyor. Bir başına özgürken, yaşama eşler, sevgililer ekleniyor, çocuklar dahil oluyor, onların zevkleri, onların beklentileri bizim beklentimiz haline geliyor, bizim yaşayıp gördüklerimiz gelişiyor, “yaş” lanıyoruz veee tatilden anladığımız şey çok ama çok değişiyor. Bana göre değişmeyen şey sadece şu oldu tatil deyince: Amaçlı yapılan tüm faaliyetleri sınırlı bir süre için dondurmak ve unutmak. Bir bakıma bir “pause” butonuna basmak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: 13px; "&gt;Bu gerçekten çok önemli ve çok gerekli, nereye giderseniz gidin, zevkinize, keyfinize göre ne yaparsanız yapın ama mutlaka beynen ve ruhen “iş” konusundan uzaklaşın. Çoğumuz gibi masabaşı mahkumu olan herkes, insan fizyolojisine ve psikolojisine aykırı olan bu mahkumiyetten dolayı belli bir süre sonra beyin hummasına uğramaya başlıyor. Agresyon, depresyon, tansiyon gibi bir sürü meret musallat oluyor ve gerçekten tıkanıp kalıyoruz bir noktada çoğumuz. “Ara verme”den olmuyor, tekliyor motor..  Zaten suni olan bu yaşama şekline uyum gösterme çabası bile farkında olduğumuz ya da olmadığımız bir yorgunluk yaratıyor bünyemizde. İnsanoğlu hareket etmek, koşmak, temiz havada yaşamak üzere programlanmış, aksi takdirde işte bu hareketsizlik sistemde ciddi bir arızaya hatta bazen sağlık problemleri gibi kalıcı hasarlara neden oluyor. Oysa elimizde sağlıklı bir kendimiz olmadan mücadelenin, çalışmanın, savaşmanın bir anlamı kalır mı?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; İşte üniversitedeyken ya da işe ilk başladığım yıllardaki hayata ve tatile bakışımla  bugün 32 yaşına yaklaşırken geldiğim nokta özünde değişmese de bir miktar farklılaştı benim de. Yaşıtım olan arkadaşlarımın da çoğunda da  olduğu gibi aslında tatilden beklentim “huzur”. Huzur tatilde ailenizle, en sevdiklerinizle depolayacağınız en değerli şey, bence daha da ötesi yok tatilin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:arial;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Herkese iyi tatiller..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:arial;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-7547127646192702522?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/7547127646192702522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/tatil-deyince.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7547127646192702522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7547127646192702522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/tatil-deyince.html' title='Tatil deyince..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SjenzrX3rDI/AAAAAAAAAGk/P18hPuNvIbY/s72-c/tatil_cenneti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-977498472001291220</id><published>2009-06-11T02:16:00.000-07:00</published><updated>2009-06-11T02:19:47.679-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyrettiğim...'/><title type='text'>Devrim Arabaları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SjDLk9ogobI/AAAAAAAAAGc/a40p6aA9OQQ/s1600-h/devrim_arabalari.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SjDLk9ogobI/AAAAAAAAAGc/a40p6aA9OQQ/s320/devrim_arabalari.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345996593568981426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Keşke değeri anlaşılmayan filmler yeniden gösterime konulsa. Tıpkı Devrim Arabaları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;gibi… Gelibolu adlı belgeselinde tanıdığımız yönetmen Tolga Örnek’in ilk Türk yapımı otomobil hikâyesinden etkilenerek senaryosunu yazdığı Devrim&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Arabaları Ekim 2008’de vizyona girdi ancak istenilen başarıyı elde edemedi. Film gösterimden kalktıktan sonra  1 Mayıs’ta ikinci kez vizyona girdi. Hem de yoğun istek üzerine… 1. gösteriminde izleyememiştim filmi ama fragmanını izlediğimde dahi filmi beğeneceğimi anlamıştım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bu hafta izleme fırsatı buldum filmi ve Türk sinemasında beğendiğim filmler listesine ekledim kendilerini. (Eşkıya, Mutluluk, Sonbahar, Sis ve Gece, Ulak, oooo liste uzayacak sanırım.) Gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak yapılmış olan filmi arşivinde güzel, kaliteli, anlamlı filmler bulundurmak isteyen arkadaşlara tavsiye ederim. Oyuncu kalitesi, aldığı ödüller, performanslar neresinden bakarsanız çok güzel bir film.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Filmin kısa özeti;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;‘’1961 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreder ve görevin TCDD işletmesine verildiğini açıklar. Hemen işe girişen 23 mühendisin önünde bu otomobili yapmak için Cumhuriyet Bayramı' na kadar yalnızca 130 gün vardır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Devrim adı verilecek olan bu arabayı üretmek için 23 mühendis, kariyerlerini ve aile hayatlarını riske atarak zamanla, yoklukla, politikayla, karşılarına çıkan sayısız engelle baş etmek zorunda kalırlar.’’&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Filmin konu anlamında benim için özeti ise; Benzini bitince Devrim Arabasının başına gelenler ve aslında bu ülkenin niye hala dışa bağımlı olmaya devam ettiğini göstermesidir. Halkın (kırtasiyecinin kaliteli kalem örneği) Ankara'daki memurların, bürokratların, gazetecilerin yani neredeyse bütün bir ulusun Cumhuriyet savaşından yıllar sonra nasılda özgüvenden yoksun hale geldiğini göstermesidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Hikâye sürükleyici bir dille anlatılmış, filmdeki diyaloglar zaman zaman teknik olsa da insan sıkılmıyor filme kendinizi kaptırıyorsunuz. Demir Demirkan’ın müzikleri ise çok iyi olmuş. Replikler ise neredeyse her şeyi anlatıyor. Özellikle böyle gerçekçi filmler eminim ince araştırmalar gerektiriyordur ekip bunu da iyi başarmış.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Oyuncular… Oyunculuk… Kadro süper ve hepside rollerinin hakkını fazlasıyla vermişler.&lt;br /&gt;Serhat Tutumluer, Ali Düşenkalar, Sait Geray, Altan Gördüm, Halit Ergenç, Onur Ünsal, Vahide Gördüm, Haluk Bilginer, Seçil Mutlu, Selçuk Yöntem filmin başından sonuna oynadığı her sahneye damga vurmuş, "Yaparız" diyen lider Taner Birsel'e karşı, "Yapamayız" diyenlerin başı Uğur Polat... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Yani böylesi dev bir kadroda süper bir oyunculuk sergilenmiş. Bu nedenledir ki bir ödül töreninde bu kadronun tamamına birden en iyi oyuncu ödülü verildi. Ayrıca film bir çok ödül kazandı ve bir çok ödüle de aday.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Filmin gösterimdeki son haftası. Vakti olan arkadaşlara şiddetle izlemelerini tavsiye ederim. :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;İyi seyirler...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-977498472001291220?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/977498472001291220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/devrim-arabalar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/977498472001291220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/977498472001291220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/devrim-arabalar.html' title='Devrim Arabaları'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SjDLk9ogobI/AAAAAAAAAGc/a40p6aA9OQQ/s72-c/devrim_arabalari.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-159849900584497796</id><published>2009-06-07T23:33:00.000-07:00</published><updated>2009-06-08T03:07:47.107-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Alışveriş işkencesi..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Siyw1givSZI/AAAAAAAAAGM/Jqs8NPBKv-s/s1600-h/inside-westfield-shopping-centre-white-city-shepards-bush-london.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 173px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Siyw1givSZI/AAAAAAAAAGM/Jqs8NPBKv-s/s320/inside-westfield-shopping-centre-white-city-shepards-bush-london.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344841291097131410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bu ne alışveriş çılgınlığıdır böyle, hepimizi pençesine alan? Nasıl bu kadar hızlı  bir tüketim toplumu olduk biz? Sanki o kadar ürettik de tüketmeye mi çalışıyoruz şimdi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bu isyanı etmemi tetikleyen şey şu yerden mantar gibi biten, sürekli de yapılmaya devam eden, içinde “herşey!” olan alışveriş merkezleri. Ortaya ilk çıkmaya başladıklarında benim de herkes gibi hoşuma gidiyorlardı. İstediğin herşey elinin altında, tek bir çatıda, milletçe alışık olmadığımız  derecede “avrupai” ya da “amerikanvari”,  üstte “foodcourt!”u, allta “supermarket!”i. Efendim Paris’te “Galeri La Fayette” , Londra’da “Harrods” gibi hep adını uzaktan duyduğumuz, yıllardır özlemini çektiğimiz, sadece gidenlerin ballandıra ballandıra anlatımlarından gözümüzde canlandırdığımız bu müthiiş mekanlar biranda bizim memleketimizi de sarıp sarmalıyıverdi, hem de jet hızıyla. Aman ne güzel, ne modern, sabah gir, akşam çık, istediğini al, ye iç.. Evet gerçekten böyle düşünüyordum ben de.  Fakat bu hafta sonu yine haldır haldır bir alışveriş merkezi turumuzda biran kendimi durdurdum ve kendime baktım. Çevremde oldukça tutumlu bir insan olarak bilinen “ben” bile hipnotize olmuş şekilde bu alışveriş ve tüketim çılgınlığının pençeleri arasına girmişim, deli gibi ordan oraya koşturup duruyorum. Benimle birlikte bu maratonda yeralan binlerce insanla beraber. Tam bir maraton bu. İnsanlara baktım sonra, daha doğrusu bize neler yapıldığına.. İhtiyacımız olduğundan mı yoksa sadece bize sunulduğundan mı almak zorundayız bazı şeyleri? Fazla değil bundan 20-30 sene evvel nasıl yaşıyorduk peki?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SiziFpa7dXI/AAAAAAAAAGU/lBlpOv6wFUI/s320/IstanbulKanyon_AVM.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 208px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344895444427961714" /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Normal bir gelir seviyesindeki insanlar bayramdan bayrama ayakkabı alırdı çocuklarına.. Ne oldu da birdenbire bu kadar ayakkabıya, bu kadar elbiseye, bu kadar aksesuara, beyaz eşyaya, elektronik eşyaya, efendim makyaj mazlemesine, kremlere, bu kadar çok çeşit yiyeceğe, içeçeğe ihtiyaç duymaya başladık? Ne oldu yani, bu kadar zamanda insanoğlu çok hızlı bir evrim geçirdi de  tüm bunlar olmadan yaşayamaz hale mi geldi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bu alışveriş merkezlerinin maksatlı olarak insanları hipnotize eden bir güçleri var. Hipnotize diyorum çünkü gerçekten tam bir kendinden geçme hali yaratılıyor herkes üzerinde.  Siz de bir gittiğinizde biran durun ve insanları gözlemleyin lütfen. Nasıl bir ruh haline sokuluyorsak büyük güçler tarafından, panik halinde koşuşturuyoruz para harcamak için. Eee biz harcayacağız ki birilerinin cepleri dolacak. Bu cep doldurma ve cep boşaltma harekatı da pek kolay bir şey değil tabii ki. Önce cepleri boşaltılacak kalabalığın gözlerinin efenim “marka” , “prestij”, “kalite” gibi kavramlarla güzelce ve ustaca boyanması ve hazır boyanmışken, ellerini ceplerine daldırmalarının sağlanıp, güzelce kendi ceplerine akıtılmasının sağlanması gerekiyor. Bunun için kullanılan en yaygın strateji, insanlar da şu psikolojiyi aratmak: Yan komşudan, iş arkadaşından, çocuğun  arkadaşlarının velilerinden, akrabalardan geri kalınmamalı tüketmekte. Onlar ne kadar tüketiyorsa gözlemlenmeli ve eğer bir miktar eksiklik tespit edilmişse bu kutsal mekanlara koşularak başlanmalı maratona. Eeee tabi yorulunca birşeyler yenmeli, eve gidilecek değil ya yemek için. Bitiminde de bir kahve içilir artık yorgunluk atmak için. Bu arada bu zavallı tüketicilerin bankalara borçları 115.7 milyar TL'ye ulaşmış, millet inim inim inliyormuş kimin umurunda. İşin daha da komiği, Buna göre bankalar, kredi kartı borçlarını tüketici kredisine dönüştürecekmiş.  Kart borcu, yüzde 5 yerine yüzde 1,5 faizle 36 ayda ödenecekmiş. Yeter ki millet uyanmasın, mışıl mışıl uyusun , canları yanmasın ki tüketim devam etsin.. Evet böyle.. Hepsini yapıyorum, ben de bu hipnotize olmuş alışveriş kalabalığının içindeyim kesinlikle.. Olmadığımdan değil bunları anlatışım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Otoparkta yer aramaktan başlayan eziyet, ayaklara kara sular inene kadar yapılan alışveriş turları, yemek yiyebilmek için itişe kakışa boş yer bulma telaşı, en sonunda tüm enerjimizi tüketmiş halde sonlanıyor.  Burada bence bir noktada durup, aklı selimimizi kullanalım diyorum ben. Bize dayatılan bu “aşırı” tüketim çılgınlığını bir sorgulayalım ve ne kadar içinde, ne kadar dışında olmak istediğimize, ya da ne kadar kandırılıp ne kadar kandırılmayacağımıza karar verelim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Hayırlı alışveriler..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:arial;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;imza: FEYZA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-159849900584497796?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/159849900584497796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/alsveris-iskencesi.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/159849900584497796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/159849900584497796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/alsveris-iskencesi.html' title='Alışveriş işkencesi..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Siyw1givSZI/AAAAAAAAAGM/Jqs8NPBKv-s/s72-c/inside-westfield-shopping-centre-white-city-shepards-bush-london.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-4922544995267101931</id><published>2009-06-04T14:30:00.000-07:00</published><updated>2009-06-05T05:33:45.364-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Sana yapılmasını istemediğini sen de başkalarına yapma</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SiirX4vCJOI/AAAAAAAAAGE/CMaBJOaqX-4/s1600-h/untitled2.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SiirX4vCJOI/AAAAAAAAAGE/CMaBJOaqX-4/s320/untitled2.bmp" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343709384730092770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;E&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;skilerin söylediği özlü sözler üzerinde biraz düşünüldüğünde ne kadar çok şeyi özetlediğini ve ne kadar önemli noktalara değindiğini fark ediyor insan.  İlkokul yıllarında anlatılan, öğretilmeye çalışılan özlü sözlerden biri ''sana yapılmasını istemediğini sende başkasına yapma''.  Şimdilerde çok klasik çok klişe geliyor insanlara ama hayatın içinde yaşadıkça, öğrendikçe, insanlarla ilişkilerini daha anlamlı hale getirmeye ve dostluklar oluşturmaya çalıştıkça bu klişe sözün manasını çok daha iyi anlıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu özlü sözü biz ne kadar uygulamaya çalışsakta olayın bizde bitmediği ve birde karşı tarafın davranışları dikkate alındığında anlaşılıyor ki uygulaması pekte kolay değil. Siz ne kadar size yapılmasını istemediğiniz şeyi yapmamamakta dikkatli olsanız da karşınızdaki şahsi muhterem kişiler bunu hiiiiççç dikkate bile almadan kendi doğrusuyla hareket edip, size göre yanlış olan birşeyi size uygulayabiliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bilmiyorum atalarımız bu özlü sözü söylerken ‘’empati’’ kavramını biliyorlar mıydı?:) Bu klişe sözün özünde çok duyduğumuz çok kullandığımız bir kelime olan empati var bence. Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır diye tanımlanıyor en sade haliyle. Yaptığımız hareketlerin sonuçlarının ne olacağını düşünmemizde, sorgulamamızda çok faydası var empatinin. Bu sonuçlar başka neleri doğururu, kimler nasıl etkileniri düşünerek davranışların frenlenmesinde başrol oynuyor. Empati karşılıklı yapıldığı takdirde amacına ulaşan davranış biçimi, aksi halde ne kadar uygulamaya çalışsak da, mahkemede herkese sende haklısın diyen Nasreddin Hoca hissiyatına mazhar olmaktan başka bir işe yaramayabiliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Empati konusunda özellikle dikkatimi çeken husus şudur; bazı kişiler empatiyi karşıdan beklerken genellikle kendileri bunu yapmayı unuturlar ya da unutmayı tercih ederler. Bilge bazı arkadaşlar karşısındaki kişi ona yanlış gelen birşey yaptığında o kişiyi yerden yere vurup, bunu yaparken veya söylerken benim ne düşüneceğimi nasıl kırılacağımı tahmin etmeliydi diye yorumlarken, aynı davranışı kendisi yaptığında ise; böyle hissettim ve bu nedenle yaptım veya söyledim. Eğer düşündüğümü söylemeseydim ve yapmasaydım yalan söylemiş ve yanlış davranmış olurdum ki bu hiç bana göre değil. Ben düşüncelerimi açıklıkla paylaşmaktan yanayım diyebiliyor. Bu durumda karşısındaki kişinin ne düşündüğü onun için önemli değildir, önemli olan kendi düşündüğü ve düşündüğünü yaparak tatmin olmasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Empati doğuştan kazanılır deniliyor. Yanında bir bebeğin ağladığını gören diğer bebek ağlamaya başlar, yere düşen arkadaşının dizinin kanadığını gören çocuk dizini sıvazlar vs. Ben ise bazı kişilerin emptayi doğuştan, bazılarının ise sonradan, bazılarının ise kazandığını sanıp ne kadar çabalasa da empati adına hiç birşey öğrenemediklerini düşünüyorum. Çünkü bu kişiler o kadar çok ben merkezcil yaşıyorlar ki karşısındaki kişiler umurlarında bile değil. Tabi bunu herkes için  bu şekilde uygulamayabiliyorlar. Çok çok değer verdiği insanlar için empatik olmaya çalışabiliyorlar ama diğerleri yani çevresindeki diğer kişiler hiç önemli değildir onlar için. Önem verdikleri kişileri kaybetmeme duygusu (yine kendi egoları vardır ön safhada) nedeniyle empatik olmaya çalışırlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu noktada önemli olan da zaten kişinin iletişim kurduğu insanların hepsi ile bunu başarmaya çalışmasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu demek değildir ki ben hep karşımdaki kişinin hassasiyetine göre kendimi kastırmalı ve ona göre davranmalıyım. İnsan empati kurcam diye de kendini yok edecek, silecek kadar baskı altına almamalıdır elbette. Kendini tamamen başkasının yerine koymaya çalışırken  insan kendisi olmaktan çıkabilir. İşte burada önemli olan empati yapılırken dengenin iyi ayarlanmasıdır, aksi takdirde ihtiyaç gibi görünüp zamanı geldiğinde insana zarar veren bir alışkanlığı; farkında olmadan beraberinde ödün vermeyi getirebilir.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Özetle diyebilirim ki; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;empatinin fazlası paranoya, azı da egoizme yol açıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; Kişi karşısındaki kişilerin hassasiyetlerini dikkate almalı. Onun için hiç önemli olmayan şey karşısındaki kişi için hayatının anlamı olabilir. Şayet o kişilerle ile ilişkisini devam ettirmek istiyorsa, onların bu hassasiyetlerine önem vermeli onları ezip geçmemelidir. Eğer bunu yapmıyor ise birde bakar ki yanında hiç kimse yok. Bütün olanlara rağmen hala kendini sorgulamıyor, yanlışı nerede yaptığının farkına varmıyorsa bu daha da vahimdir. Çünkü kendisi bile yolunun sonunu görememektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;imza:BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-4922544995267101931?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/4922544995267101931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/sana-yaplmasn-istemedigini-sende.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4922544995267101931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/4922544995267101931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/sana-yaplmasn-istemedigini-sende.html' title='Sana yapılmasını istemediğini sen de başkalarına yapma'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SiirX4vCJOI/AAAAAAAAAGE/CMaBJOaqX-4/s72-c/untitled2.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7068512054349116023</id><published>2009-06-01T23:20:00.000-07:00</published><updated>2009-06-01T23:23:55.017-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin mevzular..'/><title type='text'>Zaman bir sihir..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SiTEw6L_vyI/AAAAAAAAAF0/YoN8SluFszU/s1600-h/zaman.gif"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 257px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SiTEw6L_vyI/AAAAAAAAAF0/YoN8SluFszU/s320/zaman.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342611402500587298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Zaman… Herşeyin ilacı mı gerçekten?? Yoksa zaman insanın unutma yetisinin devreye girmesini hızlandıran itici bir kuvvet mi? Acıları, üzüntüleri, pişmanlıkları, kayıpları ve heyecanları çürüten bir şey mi zaman?  Öyle göreceli, öyle kritik, öyle mucizevi bir şey ki zaman.. İnsanoğlu’na verilen hem en büyük hediye, hem en büyük ceza…. Hem tamamen bizim kontrolümüzde, hem de tamamen kontrolümüzün dışında.. Zaman bir sihir..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Unutturan ve çürüten bir etkisi vardır zamanın..Yaşandığı anda en dayanılmaz, en katlanılmaz sanılan, en tahammül edilemez acılar, ölümler, ayrılıklar, kayıplar, kızgınlıklar zamanın sihirli elleri arasında sadece birer acı hatta bazen tatlı hatıraya dönüşüverir. Ya da tam tersi bazen yaşanan mucizeleri, mutlulukları, sürprizleri, coşkuları, heyecanları da silip süpürüverir zaman. Hep aynı coşkularla yaşayacağız sanırız, oysa zaman sinsice güler arkamızdan, hızlıca geçer ve bu geçişle hayat hep yeniler kendini. Hatırlarsak biryerlerde rastlarız o yaşanmışlıklara, hatırlamazsak yokturlar. Yoksa en sevdiklerini kaybediyor insanlar, ölümle yüzyüze geliyor en önemlisi.. Düşünsenize nasıl yaşanır, başa çıkılır o acılarla etkisi yaşandığı gün gibi kalsa? Oysa hayat devam eder, zaman yeniler hayatı, eskileri geride bırakıp, yeni yaşanmışlıklara doğru yol alır herşey.. Kendini yenileyen sadece hayat mıdır? Yoksa yenilenen ve zamanla değişen biz miyiz aslında? Cevap ne olursa olsun evet unutulur gider birçok şey, zaman hafızasını siliverir insanın ve “tık tık”lar ilerledikçe hükümdarlığı güçlenir zamanın..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Sadece unutturmaz aynı zamanda alıştırır zaman.. Zamandır asıl suçlusu tüm alışkanlıkların, hep birşeylere, bir yerlere, birilerine alıştırır insanı. Zaman olmasa alışmak da olmaz, alışmanın etken maddesidir zaman. Günler, aylar, yıllar geçer ve yaşadıklarımız, yaptıklarımız, etrafımızdaki herşey zamanın her geçişiyle daha bir kazınır benliğimize, adeta kazık kakar, bir parçamız olur alışkanlıklarımız, elimiz, kolumuz gibi.. Onlardan ayrılınca biryerlerimiz kanar mutlaka. Ama  bu kanamayı durduran yine zamandır.. Ne tuhaf şeydir zaman, bize neler yapar.. Adeta oyun oynar  hayatla, bizimle,  kurallarını kendinin koyduğu biraz komik, biraz zalim, biraz anlaşılmaz bir oyun. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Ve gerçeğin ne olduğunu, doğrunun ne olduğunu, bizim için iyinin kötünün ne olduğunu yine zaman ispatlar insana. Zaman insana yaptıklarının bir sağlamasıdır. Hatalarıyla yüzleştiren en gerçek dosttur belkide. Verilen kararların, seçilen yolların isabetliliğini ya da yanlışlığını zaman gösterebilir ancak, başka kimse ama hiç kimse yaşandığı anda bilemez doğruyu, yanlışı.. Zaman bilir.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Zamanın bize oynadığı  bazen acımasız, bazen komik bu oyuna  karşı tek koz vardır elimizde. Elimizdeki bu güçlü kağıdı ancak ne kadar güzel kullanabilirsek o denli  yenik düşmeyiz bu oyunlara, en azından en az hasarla, en az yarayla, en az pişmanlıkla çıkarız. Elimizdeki bu gücün adı “SABIR”. Ancak sabırla şaşırtırız zamanı. Sabır öyle büyük bir güçtür ki, yenik düşürmez insanı hiçbir oyuna karşı. Sabır, soğukkanlılık, dirayet, durgunluk verir insana, olayların içinde olduğu halde, dışından bakabilmenin müthiş gücünü ve rahatlığını kazandırır. Sabır zamanı lehimize çevirir,  hem de katlayarak.. Zamanı sabırla, sabrı zamanla harmanlayabilmektir en büyük marifet..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;GEÇEN ZAMAN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Hiç olmazsa unutmamak isterdim.&lt;br /&gt;Eski geceler, sevdiklerimle dolu odalar...&lt;br /&gt;Yalnız bırakmayın beni hatıralar.&lt;br /&gt;Az yanımda kal çocukluğum,&lt;br /&gt;Temiz yürekli uysal çocukluğum...&lt;br /&gt;Ah, ümit dolu gençliğim,&lt;br /&gt;İlk şiirim, ilk arkadaşım, ilk sevgim...&lt;br /&gt;-Doğdugum ev. Rahatlıyacak içim duysam&lt;br /&gt;Bir tek kapının sesini.&lt;br /&gt;Arıyorum aklımda bir ninni bestesini...&lt;br /&gt;Böyle uzaklasmayın benden, yasâdığım günler.&lt;br /&gt;Güneş, getir bir bayram sabahını.&lt;br /&gt;Açılın açılın tekrar&lt;br /&gt;Çocuk dizlerimdeki yaralar,&lt;br /&gt;Hepiniz benimsiniz:&lt;br /&gt;Mektebim, sınıflarım, oturduğum sıralar...&lt;br /&gt;Yalnız hatırlamak hatirlamak istiyorum&lt;br /&gt;Nerde kaldı sevgilim, seni ilk öptüğüm gün,&lt;br /&gt;Rengine doymadığım o sema,&lt;br /&gt;Ahengine kanmadığım ırmak.&lt;br /&gt;Bırakıp herşeyi nereye gidiyorum?&lt;br /&gt;Neler geçmişti aklımdan,&lt;br /&gt;Nedendi ağladığım, nedendi güldüğüm?&lt;br /&gt;Ah nasıldı yaşamak?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Ziya Osman Saba&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF6600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-7068512054349116023?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/7068512054349116023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/zaman-bir-sihir.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7068512054349116023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/7068512054349116023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/06/zaman-bir-sihir.html' title='Zaman bir sihir..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/SiTEw6L_vyI/AAAAAAAAAF0/YoN8SluFszU/s72-c/zaman.gif' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-6092348837517423811</id><published>2009-05-29T01:34:00.000-07:00</published><updated>2009-05-29T01:40:27.397-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>ABRAHAM LİNCOLN NASIL BAŞARDI?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sh-eUisxXDI/AAAAAAAAAFs/dIkqbzIPpG0/s1600-h/president-abraham-lincoln-abe.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 274px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sh-eUisxXDI/AAAAAAAAAFs/dIkqbzIPpG0/s320/president-abraham-lincoln-abe.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341161758833859634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;S&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;efalet içindeki bir evde doğdu. Günleri kuru ekmek yemekle geçti. Şu an çoğu insanın hissettiği acı ve ızdırapları, hüzünleri o da hissetti.10 yaşındayken çok sevdiği annesi ve kız kardeşini kaybetti. Bu acıya dayanamayarak günlerce ağladı. Fakirlikten ev kirasını veremediği için bir avukatın iş yerindeki yazıhane masasında uyudu. Lincoln kendini şöyle anlatıyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Yoksul bir ailenin çocuğu olarak mahrumiyetle oldu bir evde doğup büyüdüm. Midemin açlığını kuru mısır ekmeğiyle bastırırken, ruhumun açlığını ödünç aldığım kitaplarla giderdim. Okumaya aşıktım; bir çiftlikte tarlada işçi olarak çalışırken de okudum, bir bakkalda çıraklık yaparken de’… Abraham Lincoln’un kitaplara karşı müthiş bir tutkusu vardı. Babasının işsizliği yüzünden sık sık ev değiştiriyorlardı. Bu yüzden ödünç aldığı kitaplar oluyordu. Ödünç aldığı kitaplara gözü gibi bakıyordu. Bir defasında arkadaşından aldığı kitap ıslanıp yazıları silinince üzülüp paniklemiştir. Ama bir hafta çalışıp kazandığı parayla yenisini alıp arkadaşına teslim edince rahatlamıştır. Geceleri mum ışığında kitap okuyordu kitapları için ’Benim biricik dostlarım’ diyordu. Geçmişteki iyi ve başarılı insanların hayatlarını okumaya bayılıyordu. Sayısız sıkıntı, aile ve ızdırap, sınavından geçen bu adam, işte bu insanların hayatlarından beslenmişti. Hatta George Washington’un hayatını anlatan kitap onda bambaşka bir coşku uyandırmıştı. Okuduğumuz her kitap ayrı bir dünya, ayrı bir yaşam, apayrı bir güzellikti. Bu bir zamanların zavallı, eli nasırlı, avuçları çökük adımı nihayet başkan seçilmişti. Ama nasıl?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yoksul bir ailede dünyaya geldi.&lt;br /&gt;Anne babası okuma yazma bilmezdi.&lt;br /&gt;10 yaşında annesini kaybetti.&lt;br /&gt;Tarlada ırgatlık yaptı.&lt;br /&gt;Bakkalda çıraklık yaptı.&lt;br /&gt;21 yaşında işini kaybetti. Bocalama dönemi başladı.&lt;br /&gt;24 yaşında tekrar işinden oldu.&lt;br /&gt;25 yaşında dört çocuğundan üçü vefat etti.&lt;br /&gt;27 yaşında ruhsal bunalıma girdi.&lt;br /&gt;34 yaşında kongre seçimlerini yine kaybetti.&lt;br /&gt;26 yaşında kongre seçimlerini yine kaybetti.&lt;br /&gt;38 yaşında eyalet seçimini kaybetti.&lt;br /&gt;45 yaşında senato seçimlerini kaybetti.&lt;br /&gt;47 yaşında başkanlık seçimlerini kaybetti.&lt;br /&gt;49 yaşında tekrar senato seçimlerini kaybetti.&lt;br /&gt;52 yaşında ABD’ye başkan seçildi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Eğer sıkıntılar kaçınılmazsa oturup ağlamanın hiçbir faydası yoktur. Evet, acı ve ızdıraplar karşısında Abraham Lincoln’un de ağladığı anlar olmuştur. Hatta hayatın çekilemeyecek hale geldiği durumlarda, akşam yağmur altında, ağaçlar ve çalılar arasındaki tozlu patika yollarda gezinmeyi çok severmiş, gözü yaşlı olduğu anlarda içini böyle atarmış ama sonra bıkmaz, inat edermiş, ısrarlı olurmuş. Bir keresinde yoksulluk ve mahrumiyetine rağmen, dürüst ve kültürlü olduğu için çevresindekilerin tavsiyesiyle sırf kölelik ve adaletsizlik kalksın diye kongre üyeliğine adaylığına koyar, fakat kazanamaz. Bu haber karşısında üzülür. Haberi telgraf hanede alır. Dışarı karanlık ve yağmurludur. Usuka ‘İyi akşamlar!’ dedikten sonra orayı terk eder. Kaldırımsız, tozlu topraklı sokaklarda bir başına düşünceli düşünceli yürür. Tam bu sırada ayağı kayar, çamurun içine yuvarlanacakken, son anda kurtulur. Kendi kendine ‘Tökezledim, fakat düşmedim!’ der. Evet, ‘Tökezledim fakat düşmedim.’Bu cümle beyninde şimşek gibi çakar. Onun ayağı kaymıştı ama düşmemişti.’Mücadeleye devam!’ dedi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tüm zorluklara rağmen amaçlarına ulaşabilen insanların hayat hikâyelerini buna ''Başarı Hikâyeleri'' de diyebiliriz okumayı çok seviyorum. Bu konuya merak salıp okudukça ve öğrendikçe bugün başarılı saydığımız insanların birçoğunun çok zor koşullar içinden başarılara ulaştıklarını görüyorum. Her okuduğum hikâyeden ders çıkarıyorum kendime. Ama tüm hikâyelerden çıkardığım en büyük ders, mücadeleyi bırakmadıktan ve azim edip çalıştıktan sonra ulaşılamayacak hedef yoktur. Tabiki ara ara sendelemelerimiz veya düşüşlerimiz olacaktır, ama önemli olan yeniden ayağa kalkmak ve kaldığımız yerden devam edebilmek... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yaşanılan her ne olursa olsun hatta bu yaşamın ta kendiside olabilir, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;işin sırrı tekrar ayağa kalkabilecek kadar güçlü insanlar olabilmekte...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;imza: BİRCAN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-6092348837517423811?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/6092348837517423811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/05/abraham-lincoln-nasil-basardi.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6092348837517423811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/6092348837517423811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/05/abraham-lincoln-nasil-basardi.html' title='ABRAHAM LİNCOLN NASIL BAŞARDI?'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/Sh-eUisxXDI/AAAAAAAAAFs/dIkqbzIPpG0/s72-c/president-abraham-lincoln-abe.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-1871058533231547640</id><published>2009-05-25T01:25:00.000-07:00</published><updated>2009-05-29T11:39:09.795-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezdiğim  gördüğüm'/><title type='text'>2009 Münih Seferi'nden..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/ShpW2g06tII/AAAAAAAAAFU/-NRJFOSUB3M/s1600-h/IMG01023.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/ShpW2g06tII/AAAAAAAAAFU/-NRJFOSUB3M/s320/IMG01023.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339675802725954690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Kapı komşusu sayılır artık benim için Münih. Yurtdışında gittiğim ilk şehir, defalarca gördüğüm ama yine de her gidişimde hevesle gittiğim klasik, mütevazi, samimi, durağan, standart bir orta avrupa şehri. Aman aman bir özelliği yok aslında ama ben yine de ondaki bu standartlığı seviyorum, kendim de standart bir insan olduğumdan sanırım &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;bu standartlık, durgunluk ve huzur çok hoşuma gidiyor.  Münih’e gider gitmez bir huzur hissediyor insan gerçekten, herşeyin bu kadar düzenli, temiz, planlı olması, gitmek istediğiniz yere elinizle koymuşçasına kolay ulaşmanız, trene binip uzun uzuuun yemyeşil tarlaların, ağaçların içinden geçerek sakin sakin seyahat etmek bir dinlenme fırsatı veriyor adeta insana, dolayısıyla garip bir huzur beraberinde.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu sefer yine&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;güzel bir bahar günü Münih havaalanında terminal 1’i terminal 2’ye bağlayan geniş avluda buldum kendimi. Her gidişimle bu geniş avluda ilginç birşeyler olur. Mercedes’in, BMW’nin, Audi’nin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;piyasaya çıkmamış ya da çok yeni çıkmış modellerinin gösterişli sunumu, tarihi bir aracın, bir helikopter’in, 2. Dünya Savaş’ından &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;kalma bir uçağın büyük bir şirketin sponsorluğunda gösterimi,  bunlar gibi ilginç bir sürü şey. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu sene acaba ne var diye terminal 2’den Hauptbahnhof’a (Ana istasyon) terminal 1’e gitmek üzere avluya çıktığımda eski püskü bir uçağı sosisçiye çevirdiklerini gördüm ve güldüm kendi kendime... Almanların soğuk ve disiplinli hallerinin altında ilginç bir yaratıcılıkları da var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/ShpXZEjh93I/AAAAAAAAAFc/7fVlVXiEXIo/s320/IMG01025.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339676396432258930" /&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Güneşle sanki herşeyin gerçek rengi, gerçek yüzü daha çok ortaya çıkıyor. Güneş parlamaya başlayınca çevredeki herşey de onunla birlikte parlamaya başlıyor ve gerçekten&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;insanların psikolojileri üzerinde inanılmaz bir etki yaratıyor güneş. İşte bu yüzden güneş görünmeyen ülkelerdeki depresyon oranları bu kadar yüksek. Herneyse, nerden nereye geldim.. Bahar güneşi Münih’e de gülmüştü yüzünü. Heryer yemyeşil, heryer çiçek, heryer cıvıl cıvıl, heryer neşe içinde.. Kocamla oğlum yanımda olsa, neredeyse tatilde hissedecektim kendimi.. İş için geldiğim gerçeğini hatırlayarak hemen kendime geldim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Almanyada hayran olduğum şeylerden bir tanesi gerçekten bu endüstriyel ve şehirsel gelişimin içinde yeşilliğin, doğal güzelliklerin bu kadar güzel korunmuş olması. Münih Almanya’nın büyük şehirlerinden biri olmasına, birçok endüstri kuruluşuna sahip olmasına rağmen fabrikaların arka bahçelerinden itibaren başlayan yeşilliğe, çiçeklere, böceklere inanamıyorsunuz. Trenle seyahat ederken birçok köyden geçiliyor, içimi burkan, sızlatan bir sıkıntıyla seyrediyorum köylerini, köy evlerini, çiftliklerini. Bu sıkıntının nedeni kıskançlık! Kendi köylerimiz, köyleri bırakın şehirlerimiz gözümün önüne geldikçe yaşadığım sıkıntı. Herşey o kadar muntazam, o kadar temiz ve güzel ki.. Maalesef bunları gördükçe şehirleşme, altyapı ve toplumsal düzen açısından henüz evrimin tamamlayamamış bir düzende yaşadığımız gerçeği daha acı belli ediyor kendini. Daha da uzun yıllar, ne kadar sürer bilinmez, bu evrimi tamamlayacakmışa benzemiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu seferki Münih seferim bende&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;kendi memleketim ve bu gelişmiş Avrupa memleketi arasındaki farkı birkez daha görmekten dolayı bir miktar umutsuzluk hissi yarattı. Amaaa şunu da gördüm ki hayatta hiçbirşey siyah ya da beyaz değil:) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; Bu kadar muntazamlığın ve standartlığın tabii ki bir handikapı var.. Ne mi? En büyük handikapı büyük harflerle “SIKICILIK”. Havaalanına indiğiniz andan itibaren yıllar önce, yıllar sonra tüm dükkanlar, tüm yollar aynı. Dedim ki yanımdaki arkadaşıma “insan iflas eder, ölür, kalır. Kardeşim bişi olur da dükanını kapatır” Ya da taşınır falan dimi? Yok! Herşey aynı. Münih’in en meşhur mekanlarından “Marienplatz”da , “Odeonsplatz”’da sadece mevsimler değişiyor, geri kalan herşey aynen duruyor. Restaurantlar, cafeler, alışveriş mekanları, sokaklar.. Hatta gittiğim toplantıda alman bir arkadaşa  “ Marienplatzda yıllardır hiçbirşey değişmemiş” diyince, bana “ Aaaa yeni bir “apple” dükkanı var artık orada” dedi. Pes dedim, gerçekten de yeni bir “apple” dükkanı açılmış bu sene. Maşallah:)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; süper değişim.. Halbuki bizim memleketimizde öyle mi? Özellikle İstanbul’da, heran herşey olabilir, herşey değişebilir. Bir geçtiğiniz caddeden bir daha ki geçişinizde herşeyi bambaşka bulabilirsiniz. Rengarenk ve pek eğlenceli bir memlekette yaşadığımız için mutlu oldum tekrar. Eee herşey birarada olmuyor, hem huzur, hem eğlence..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ben yine de eninde sonunda bir İstanbul aşığıyım, bu 3 güncük Münih seyahati dönüşü, hernekadar o şehri sevsem de evime dönmenin mutluluğunu yaşadım. Herşeye rağmen “home sweet home”.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;imza: FEYZA&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1200609667852102982-1871058533231547640?l=hayatin1001hali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/feeds/1871058533231547640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/05/2009-munih-seferinden.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1871058533231547640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1200609667852102982/posts/default/1871058533231547640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayatin1001hali.blogspot.com/2009/05/2009-munih-seferinden.html' title='2009 Münih Seferi&apos;nden..'/><author><name>Hayatın1001hali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05379249771695580100</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/ShpW2g06tII/AAAAAAAAAFU/-NRJFOSUB3M/s72-c/IMG01023.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1200609667852102982.post-7818444176030188584</id><published>2009-05-21T00:29:00.000-07:00</published><updated>2009-05-21T00:56:35.031-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayata dair..'/><title type='text'>Bir "Türkan Saylan" geldi geçti..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/ShUDdA6FeSI/AAAAAAAAAE0/iq0YufaYAB4/s1600-h/tsaylan_1239886274.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/ShUDdA6FeSI/AAAAAAAAAE0/iq0YufaYAB4/s320/tsaylan_1239886274.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338176730312309026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;1&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;9 Mayıs gibi ülkemizin dönüm noktası olan önemli bir günde ve gençler bayramlarını kutlarken kaybettik Türkan Saylan'ı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="Times New Roman&amp;quot;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="Times New Roman&amp;quot;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Biz günlerdir konuşuyoruz onu,  yaptığı binlerce güzel şeyi unutmayacağız. Ama bizden sonraki nesil diye bahsettiğimiz gençlerimiz özelliklede oğlum ileride bu bloğu incelediğinde Türkan Saylan'ı tanımasını istedim ve bunun için onu yazmadan, anmadan geçmek istemedim. İstemedim çünkü o Anadolu da cüzzam illetinin kökünü kurutan, binlerce çocuğu, genci okutan, yetişkinlere okuma yazma öğreten, depremlerde zor günlerde halkın arasına karışan ve yardım elini uzatan Türkan Saylan'dı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="Times New Roman&amp;quot;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Amacım Türkan Saylan'ı uzun uzun anlatmak değil, biraz önce yazdığım gibi uzun zaman sonra bloğumuzdaki yazılar okunduğunda okuyanların Türkan Saylan'ı tanımalarını istiyorum ve bu nedenle kısa bir özet geçmek istiyorum hayatı ile ilgili.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_6mSnB2VNy8c/ShUD1LonVXI/AAAAAAAAAE8/25Tm5hO5RRo/s320/turkan_saylan_1.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 158px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338177145508681074" /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;'' İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Saylan, 1972de doçent, 1977de profesör oldu. 1976 yılında Cüzzamla Savaş Derneği’ni kurdu. Bu hastalığın azaltılması için Anadolu’nun en ücra bölgelerinde çalıştı Türkan Saylan, 1989 yılında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni kurarak binlerce gencin okula gitmesine öncülük etti. 1986 yılında Uluslararası Gandhi ödülü verilen Saylan, 1981–2002 yılları arasında İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimi olarak görev yaptı. 1981–2002 yılları arasında 21 yıl, gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliğini yapmıştır. Saylan 2001–2007 tarihleri arasında YÖK üyeliğinde de bulundu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;1989 da, bir grup Atatürkçü aydın tarafından devrim yasalarını ve laik düzeni koruyup geliştirmek amacıyla oluşturulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin (ÇYDD) kurucularındandır ve Genel Başkanlığını yürütmekteydi. 1990 da oluşan "Öğretim Üyeleri Derneği"nin kurucusudur ve ilk dönem II. Başkanlığını yapmıştır. 1990da oluşturulan "İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi"nin kuruluşunda görev almış ve 1996ya kadar Müdür Yardımcılığı ile Kadın Sağlığı derslerinin koordinatörlüğünü yapmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;1995'de mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV) nın ve 1995de kurulan Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı (TÜRKÇAĞ) nın kurucusu ve başkanıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Birçok mesleki ve sosyal derneğin üyesi olup, birçok üniversite, mesleki ve sosyal dernek, vakıf tarafından kendisine verilmiş onlarca ödülü bulunmaktadır. ''&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Genci, yaşlısı, çoluk çocuğu, okumuşu-okuyamamışı, Saylan'ın çok sevdiği beyaz papatyalarla gitmişti uğurlamaya.. ÇYDD nin verdiği burslarla okuyan gençler de oradaydı ve sadece maddi yardım değil, bir anne şefkati ile kendilerine neler kazandırdıklarını anlatıyorlardı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Evinin çiçekli penceresinden el sallarken, tedavi için evden hastaneye giderken, her şeye rağmen gülümsemesini bilen güçlü bir kadındı Türkan Saylan… "Bütün randevularımı tamamladım, üzerime düşen bütün görevlerimi yerine getirdim, ölüme hazırım '' demişti. Bu sözler dolu dolu geçen hayatının özetiydi aslında.  Hangimiz böylesine gönül rahatlığı ile ve hazır olarak veda edebiliriz ki dünyaya?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Türkan Saylan bir vasiyet bıraktı veda ederken. Burs sağladığı öğrenci sayısının 36 binden 100 bine çıkarılmasını, her köye okul, her kasabaya kız yurdu yapılmasını vasiyet etti. Bu vasiyeti ile bizlere sorumluluk ve görevler verdi. Ben inanıyorum bize verilen sorumluluğu yerine getirebileceğimize ve bunun içindir ki üyesi olmadığım ama olmayı hep istediğim ÇYDD’ ne en kısa zamanda üye olacağım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="
